Değişimi sırtlayanlar

İki haftadır yeni sol üzerine yazıyorum. Bölgesel eşitsizlik, iktisat politikaları derken bugün de yeniyi kim taşıyacak meselesini konuşalım ve meseleyi bir süreliğine nihayetlendirelim. Türkiye entelijansiyasında önemli bir kesim AKP’nin iktidarı sonrasında orta sınıfların önemli bir bölümünün milliyetçiliğe savrulduğunu tespit ederek çok ciddi bir eleştiri hattı kurdu. Bu kesimlerin önemli bir kısmı desteği istenecek kitlelerin periferin dışında kalan ve özellikle kürt, alevi, roman, ermeni rum vb kimliği nedeniyle dışlanan mağdurlar olduğunu iddia etti, savunmaya çalıştı. Bugün bu mağduriyet hattı meselesinin ciddi ciddi tartışıldığını ama elle tutulur hiçbir birliktelik oluşturamadığını görüyoruz. Bunun sebebi tek başına kimlikleri nedeniyle mağdur olduğu iddia edilen grupların birbirlerinin sorunlarıyla ilgili hassasiyet beslemiyor olması değil.  Solun hedef seçtiği kitlelerin değişimi ve dinamizmi yaratacak ve Türkiye’yi sürükleyecek kitleler olmaması. Biraz daha açalım. Fransız Devrimi’ni burjuvalar yapmıştı, 1917 Devrimi’ni ise işçiler. Bizim 1923 Devrimimizi ise askerler ve bürokratlar. Bu sınıf 31 Mart darbesini bastıran, toplumun en okumuş kesimlerinden oluşuyordu ve yıkılan Osmanlı devletini Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüştürmüştü. 1920’lerin pıtrak gibi ulus devletlerinin kurulduğu dönemde hâkim ve dinamik sınıf askerler ve bürokratlardı.
Bugünün Türkiye’sine dönüp bakarsak kürtlerin, alevilerin, ermenilerin, çingenelerin hukuksal temelde düzenlenecek hak talepleri dışında ortak bir dinamik sınıf oluşturmaları çok zor. Zira coğrafi, mesleki ve iktisadi anlamda oldukça heterojen bir kitle var elimizde. Ortak bir hat oluşması hem bu heterojenlik hem de kimliksel çıkarların sözleşme temelinde belirlenmesi nedeniyle mümkün olmuyor.
Oysa yeni solun eski teorileri bırakarak odaklanacağı ve değişimi sırtlayacak oldukça önemli bir grup var. Yeni orta sınıf. Sol bu grupla ilişki kurmakta isteksiz çünkü yeni orta sınıfın sorunları üretim değil tüketim odaklı. Cep telefonlarına gelen spamlar, fazla gelen digitürk faturaları, metrobüs zamları, diziler arasına konan ve bitmek bilmeyen reklamlar bu grubun esas derdi. Solun alışık olduğu üzere artık değer vb kavramları bilmiyor. Cenk Saraçoğlu’nun çok önemli araştırmasında ortaya koyduğu üzere, bu sınıfın miiliyetçileri kürtleri tanımadan değil tanıyarak dışlıyorlar. Kandil’den gelenlere tepki duyarken, çadırda açlık grevi yapan TEKEL işçilerine sempati ile bakabiliyorlar ancak asla gidip o greve destek olmuyorlar. Solun anlaması gereken ekonominin büyük bir gücünü elinde tutan ve değişimi sürükleyen bu ana grup ile ilişkiye geçmenin zaruri olduğu. Yıllardır bu grubu önce kemalist sonra daha da ileri giderek ırkçı ve faşist olmakla suçlayan tarafın aksine Cenk Saraçoğlu’nun çalışmasından hareket ederek, değişimi taşıyan ve kendisine mağdur demeyen bu basit insanlarla ilişkiye geçmek, onları dinlemek ve anlamak gerekiyor. Ofislerde, plazalarda yaşanan zihinsel yorgunluğun kendisini tüketim taleplerinde nasıl ortaya çıkardığını tespit etmek ve bu insanların Ergenekon davası ile ilgili tepkisizliğinin altında sisteme dair inançsızlık olduğunu görmek gerekiyor.
Gündelik hayatlarda yaşanan basit hayal kırıklıkları daha büyük inançsızlıklara yol açıyor. İşe buradan başlamak lazım belki de. Mağduriyet ve merhamet temalı duygusal söylevlerden değil.

BİZİ TAKİP EDİN

360,151BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,417TakipçiTakip Et
7,987AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL