Dehşet Odası: Müzik bitince düşmanlık başlar
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
Basit bir hikâyesi olan film yönetmenin gerçek hayat deneyimleri, filmi işleyiş tercihi, gergin atmosfer yaratımı ve iyi performanslarıyla başından sonuna kadar seyirciyi geriyor ve meraklandırıyor

Neonazi barda sahne alan bir punk rock grubu konserden sonra mekânda kapana kısılır, içine düştükleri durumdan kurtulmaya çalıştıkça iyice zora düşen bu grup üyeleri ile Neo-Nazi grup arasında bir kedi fare oyunu başlar. Bir zamanlar punk rock grubunda solistlik yapmış olan yönetmenin bu tayfayı çok iyi tanıyor olmasının avantajları filmde rahatlıkla görünüyor. Karakterlerin tavırları, atmosfer, müzikler ve jargonun yansıttığı gerçeklik hissi ve yaşanmışlık kokan tüm ayrıntılar sıradan olabilecek filmi oldukça güçlendiriyor.


Damarlar açık
Gerilim ve şiddet dolu olan Dehşet Odası (Green Room) filmine kara komedi damarını ekleyen hamle, kaçmaya çalışan müzik grubu üyelerinin inanılmaz aptalca kararlar verip son derece salakça şeyler yapmalarında yatıyor. Yönetmenin başarıyla yarattığı bu damarın filmi aşağı çekmesine izin vermeyen müdahale ise Patrick Stewart’ın (X-Men, Prof. Charles Xavier) karakterinden geliyor. Bu karakterin hissizliği, donukluğu ile etrafa yaydığı enerji filmin gerilimini ciddiyet içinde artırıyor. Yönetmeni vermiş olduğu bir karar için tebrik etmek gerek. Bir oyuncuyu, onu görmeye alıştığımız roller dışında görmek Hollywood’da pek kolay olmuyor. Xavier olarak belleklerimizde yer alan Stewart’ı ters köşe bir karakterle böyle bir rolde izleme fırsatı bulmak heyecan vericiydi. Sonuç olarak basit bir hikâyesi olan film yönetmenin gerçek hayat deneyimleri, filmi işleyiş tercihi, gergin atmosfer yaratımı ve iyi performanslarıyla başından sonuna kadar seyirciyi geriyor ve meraklandırıyor.

Bu yönetmene dikkat
Ya sev ya nefret et filmlerin yönetmeni olduğunu düşündüğüm Jeremy Saulnier her ne olursa olsun artık hakkında konuşulur filmler çekmeye devam edecek bir yönetmen. Hiçbir zaman nereye doğru gittiğini anlayamadığınız kara komedi damarlı intikam filmi Blue Ruin gibi sessiz sedasız bir bağımsız film ile büyük bir etki yaratmış olan yönetmenin bundan bir önceki filmi Murder Party’yi de izlemiş ve yönetmene hayranlığım katlanmıştı. Normalde korku komedi filmleri hiç sevmeyen birisi olarak bu Murder Party’nin orijinalliğe vurulmuştum. İmkânınız olursa izleyin derim.

Anton Yelchin’e Veda
Dehşet Odası’nda geçen sene talihsiz bir kaza sonucu hayatını kaybeden genç oyuncu Anton Yelchin de rol alıyor. Kendisinin başrolünde oynadığı Porto filmini henüz bu hafta İstanbul Film Festivali kapsamında izleme fırsatı buldum. Gösterime katılan Porto filminin yönetmeni Gabe Klinger’in oyuncu hakkında yaptığı duygusal konuşmadan sonra bu filmi izlemek son derece üzücü olmuştu. İlk bakışta aşk hikâyesi gibi görünen ama aslında pek de öyle olmadığı anlaşılan Porto filmi içerikten ziyade görüntüleriyle büyüleyiciydi. Düşük bütçeli bu dramın en önemli özelliği yönetmenin 35mm, 16mm ve Super8 film formatlarını hikâye anlatımına yedirerek belirli bir estetik yakalamış olmasıydı. Yönetmen bizleri gerçekten eskilere, eski duygulara götürmeyi başardı ve genç bir oyuncunun veda filmlerinden olarak hafızalarımıza kazındı.

***

Otopsi: Ürkünç bir film

Gizem ve korku karışımı olan Otopsi (The Autopsy of Jane Doe) bir morgda geçiyor. Tüm filmi geçtiği yeri bir morga taşımak kimin aklına geldiyse çıldırmış olmalı. Yani yönetmenin! Henüz ilk saniyesi ile germeye başlayan filmin hissettirdiği klostrofobi öyle böyle değil, başından sonuna kadar içinde tıkalı kaldığımız boğucu atmosferi, otopsi sahneleri ve sürekli artan kasvet ile rahatsız edici ürkünç bir film. Çekilmesi zor olduğu kadar bence izlenmesi de zor bir film olmuş. Filmin en çok ipuçları üzerinden ilerleme sistemini ve sonunda ne çıkacağını son ana kadar merak ettirmesi halini sevdim. Gerçi çok ilginç bir sürpriz beklemek hata olmuş açıkçası. Baba oğul rollerinde Emile Hirsch (Into the Wild) ve İskoç aktör Brian Cox oldukça iyilerdi. Otopsi herkese göre bir film değil ama yaratılan atmosferi deneyimlemenize mani olmak istemem. İyi ürpermeler!