Deliliği besleyen sözcükler
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Sağcı ideolojilerin kültür ve sanatla ilişkisi daima sıkıntılı olmuştur. Bunda öncelikle kültürün dinamik ve zamanla değişen bir olgu olduğunu kabul etmelerini engelleyen dünya algısının, ikinci olarak da sanat ve kültürün bu algıya hizmet etmesi gerektiği düşüncesinin etkisi var. Tarihte Knut Hamsun, Salvador Dali, Borges gibi faşizm ve diktatörlüğü açıkça desteklediği bilinen yazar ve sanatçılar var tabii, ama bu görüşlerini anlayamayacağınız düzeyde evrensel yapıtlar üretebildikleri için bu ustaların ürünlerine de öncelikle sosyalist kültür çevreleri sahip çıkmıştır.

Geçen hafta, her türden kirli çamaşırı yıkayabilen Hollywood’un bile Trump hakkında henüz anlatı kuramadığını söylemiştim. Hafta içinde Amerikan bilimkurgu edebiyatından ilginç bir antolojiyle karşılaştım: MAGA - 2020 and Beyond. MAGA, Trump’ın seçim kampanyasında en çok kullanılan sloganın -Trump’tan önce, 1980’de ‘kovboy başgan’ Ronald Reagan’ın kullandığı slogan: ’Make America Great Again’ (Amerika’yı tekrar büyük ülke yapalım)- kısaltması. 2017’de kendilerini ‘muhafazakâr liberal’ olarak tanımlayan bir grup bilimkurgu ve fantezi yazarının 2020 sonrasında Trump Amerikasının nasıl olacağına dair ‘ütopik’ öykülerle yer aldığı antoloji, sağcı ideolojinin kültür ve sanatla ilişkisinin yeni binyılda da değişmediğinin pırıl pırıl bir kanıtı olarak edebiyat tarihindeki yerini aldı.

Sol-sosyalist kesimlerin ve demokratların Trump’a dair endişe ve eleştirilerinin asılsızlığını göstermeyi amaçlayan öykülerin hem edebi, hem ideolojik hem de mantıksal düzeyde epey ciddi sorunları var; hikâyelerin her biri Trump hakkındaki eleştirileri haklı çıkarıyor ve bunun farkına bile varmıyor!

Mesela Free Falling (Serbest Düşüş) adlı öyküde, Kanada’da oldukça zorlu bir hayat yaşayan Jerome Atelier adlı siyahi gencin Niagara Şelalesi’ne atlayıp sınırı geçerek Trump’ın özgür Amerikasına ulaşmasının hikâyesi anlatılıyor. Peki Jerome’un hayatını zorlaştıran ne? Azınlıklara yönelik pozitif ayrım! Yürümekte bile zorlanan çok yaşlı bir kadının cüzdanını düşürdüğünü gören Jerome cüzdanı yerden alıp kadına verirken bir polis geliyor ve Jerome’un emeğini istismar ettiği gerekçesiyle bu ‘beyaz’ kadına ceza kesiyor! Yazarın distopya anlayışının bile ‘beyaz ırk mağduriyeti’nden beslendiği bu çirkin öyküde Jerome şelalenin kenarındaki izleme alanında karşı kıyıya bakıp şöyle düşünüyor: “Nefesimi yavaşlatmaya çalışırken Amerika’nın hâlâ özgür olup olmadığını düşündüm. Yoksa onlar da bizimkiyle aynı zehri içip sarhoş mu olmuşlardı? Burada olup biteni biliyorlar mıydı? Umursuyorlar mıydı?”

Yahudi gençlerin ailelerine Trump destekçisi olduklarını açıklama serüvenlerini anlatan An ‘Out’-standing Chanukah (Sıra dışı bir Hanuka Bayramı) adlı öyküde Trump yanlısı olmanın zorluklarıyla karşılaşıyoruz: “Tabii ki durum aileyle sınırlı kalmadı. Donald Trump başkan seçildikten sonraki birkaç yıl boyunca pek çok insan bunu kabullenemedi. Bizim eyalet en kötülerinden biriydi. Hatta bir ara başkanlıktan azledilmesi gerektiği bile konuşuldu. Bol bol şiddet gösterisi de oldu tabii. Zamanla insanlar sakinleşti. Aktif şekilde ona karşı çalışanlar bile Başkan Trump’ın uyguladığı politikaların herkes için ne kadar iyi olduğunu gördü.”

Ama bu ‘muhafazakar liberal’lerin ne kadar uğraşırsa uğraşsın sanat ve kültürle ilişkisinin hep sakil kalacağının en iyi göstergesi, Trump’ın 11 yaşındaki oğlu Barron’ın kahraman olduğu 2023’te geçen hikâye olsa gerek. Trump’ın bu dünyadaki en büyük eseri olacak olan Büyük Sınır Seddi’nde bir patlama olmuştur, Meksika’dan binlerce zombi duvardaki delikten Amerika’ya geçmektedir. 17 yaşındaki Barron bir savaş robotunun içinde sınıra gider, Amerika’ya geçen zombileri imha etmeye başlar: “Barron’ın zihninde bir ışık yandı. Bu sıradan bir Asyalı değildi, bu Çin-ABD koalisyonunun müdahalesinden önce Kuzey Kore diktatörü olan Kim Jong-Un’du. Ölü olması gerekiyordu, ama belli ki asıl sorun bu değildi. Nasıl olmuştu da bu adam böyle büyümüş, sadece şişmekle kalmayıp boyu da duvarın yüksekliği kadar uzamıştı? Barron kendisinden önce yaşanan olayları bir araya getirdi. Bu zombiler insan DNA’sıyla uzaylı DNA’sını birleştiren Çinliler tarafından yaratılmıştı belki, ama onları yöneten Kim’di. ‘Amerika’nın istikrarını bozmaya çalışıyorsun’ dedi. ‘Çalışmak mı? Duvardaki büyük delikle ve sınırı geçen ordularımla bozdum bile! Şimdi Kore’nin gazabıyla yüzleşeceksiniz!’ Barron kendini VR gözlüğüyle oyun oynarken yaptığı gibi savaş pozisyonuna getirip şöyle dedi: “Benim nöbetimde değil!’”

Bunu önce ironi sandım, ama hayır, bu akıl tutulmasının öznesi Latin kökenli Amerikalı yazar Jon Del Arroz, ilkokul çocuklarının fantezi dünyasından fırlamışa benzeyen bu hikâyeyi yazarken hiç de ironi yapmaya çalışmıyor!

Böyle işte… Kendilerini bir ülkede ‘muhafazakâr liberal’, başka bir ülkede ‘muhafazakâr demokrat’ diye tanımlıyorlar ve asla doğru düzgün bir şey üretemiyorlar. Diktatörlerin peşinden gitmeyi bırakmadıkça da üretemeyecekler.