Demirtaş: Çözüm sürecinin günah keçisi olduk
15.02.2018 12:01 SİYASET
HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu yargılandığı davada 460 gün sonra dün hâkim karşısına çıktı. Demirtaş, dünkü savunmasında 2010 referandumuna va 7 Haziran seçimlerine dair önemli iddialarda bulundu. Duruşmasının ikinci gününde savunmasını sürdüren Selahattin Demirtaş, tutuklandıkları 4 Kasım operasyonunun siyasi irade tarafından koordine edildiğinin altını çizerek, “Çözüm sürecinde arabulucu olanlar ilk günah keçisi olur. Bu davanın bir yönü de budur” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutuklu bulunduğu davanın ikinci duruşması 2’nci gününde devam ediyor. Duruşmaya 50'yi aşkın avukat katılırken, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de davayı izliyor. Sincan Cezaevi Kampüsü'nde bulunan duruşma salonunda devam eden yargılamada Demirtaş, duruşmaya getirilen izleyici ve gazeteci sınırlamasını eleştirdi, davanın kamuoyundan gizlenmeye çalıştırıldığını söyledi.

‘KEŞKE DURUŞMA CANLI YAYINLANSA’

Demirtaş, “Dava basın üzerinden hazırlanıyor. Basına bu kadar güveniliyorsa, keşke duruşma canlı yayınlansa. Beni suçlamaya gelince son derece aleni, duruşmaya gelince çok sayıda tedbir alınıyor. Kamudan halktan uzaklaştırılmaya çalışılan bir dava süreci. İktidar yargılamayı kamuoyundan gizlemeye çalışıyor” dedi.

"HANGİ YARGIYA GÜVENMİYORLARDI?"

Demirtaş, şöyle konuştu:

"Bu ülkenin Cumhurbaşkanı oğlunu, 17-25 Aralık’ta ifade vermeye göndermedi. Erdoğan ile Gül ayrı ayrı 'Hakan Fidan’ı ifadeye ben göndermedim' dediler. Hangi yargıya güvenmiyorlardı, bizi göndermek istedikleri yargıya. Benim için 'O şahıs teröristtir' diyor. Atatürk’e hakaretten tutuklanan biri için 'Olay yargı sürecine girdiği için kendimi yargı yerine koyarak değerlendirmem doğru olmaz' diyor. Kavurmacı ile ilgili 'Bu konu yargıyla alakalı. Bir şey diyemem' diyor.”

'BUNU ANCAK SİYASİ İRADE KOORDİNE EDEBİLİR'

Demirtaş, gözaltına alındıkları sürece dair değerlendirmelerde bulundu. 4 Kasım 2016 tarihinde, 6 savcının talimatıyla eş zamanlı çok sayıda milletvekilinin evinin basılması için, “Bu ancak siyasi iradenin koordine edebileceği bir şey” dedi.

‘ÖNCE KANDIRA SONRA EDİRNE KARARI VERİLDİ’

Gözaltına alındıkları sürece dair değerlendirmelerde bulunan Demirtaş, gözaltına alındıkları gün Diyarbakır havalimanında bir uçağın cezaevine götürmek için beklediğini söyledi. Gözaltı devam ederken Silivri ve Kandıra cezaevlerinde yerlerin hazırlandığını söyleyen Demirtaş, kendisiyle ilgili belgenin üzerinde Kandıra Cezaevi yazdığını, gözünün önünde bunun üzerinin çizilerek Edirne Cezaevi yazıldığını anlattı.

Demirtaş, gözaltına alınıp, tutuklandığı geceyi şöyle anlattı:

“Bizlere aynı gece, aynı saatte operasyon yapanlar, biz daha savcılığa çıkarılmadan, daha mahkemelere, sorgu hakimliğine çıkarılmadan havaalanında uçak hazırlanmıştır. Uçak hazırlanmıştır. Ya mesela, sizler gerçekten bunu adil, bağımsız bir soruşturma için tehlikeli bulmaz mısınız? Yürütme nasıl böyle bir hazırlık yapar sabahtan? Kardeşim, sen bunun tutuklanacağını nereden biliyorsun? Bir tutuklansın da ondan sonra hazırlığını yap. Hazırlık yapmak zor değil. Bir uçağa koymak ya da karayoluyla cezaevine götürmek. Sabahtan uçak hazırlanmış. Diyarbakır Havaalanında, bir tane THY’ye ait büyük bir yolcu uçağı, yolcusuz bir şekilde, sabahtan apronda bekliyor. Tutuklanacak milletvekillerinin hangi cezaevine götürüleceği belli, Kandıra ve Silivri’de odalar hazırlanmış. Daha biz ifade vermemişiz, sorgu hakimi daha karar vermemiş, savcılık işlemini yapıyor. Bize haber geliyor, uçaklar hazır, cezaevlerinde de hazırlık yapılmış. Benim ve Figen hamın Kandıra Cezaevine gönderilmesine karar verildi, tutuklanmamıza karar verildikten sonra. Evrakın üzerine el yazısıyla Kandıra yazıldı. Beş dakika geçmedi, geldiler üstünü bir kalemle çizdiler, Edirne yazdılar. Ekip değiştirildi, Edirne yazıldı, Edirne’ye götürülmeme karar verildi. Havaalanına gittik, tutuklanan diğer milletvekili arkadaşlarım THY’ye ait, yolcu olmayan, sadece onların içinde olacağı şekilde boş bekletilen büyük uçağa alındılar ve Kandıra ile Silivri cezaevlerine gönderilmek üzere yola çıkarıldılar. Ben ve eşbaşkanım Figen hamın da önceden hazırlanmış özel bir jetle, küçük bir jetle önce Kocaeli’ne getirildik. Figen hanım orada Kandıra Cezaevine götürüldü. Kendisiyle vedalaştık, ayrıldık. Ben aynı uçakla Çorlu Havaalanına getirildim. Çorlu Havaalanı’ndan helikopterle Edirne Stadyumu’na indirildim. Stadyumdan da cezaevine götürüldüm. Bunları niye anlatıyorum? Tam 15 aydır duruşmalara güvenlik yok, personel yok, imkan yok diye çıkarılmıyorum.”

‘ÇÖZÜM SÜRECİNİN GÜNAH KEÇİSİ OLDUK’

Çözüm sürecinin başarısı için birçok şey yaptıklarının altını çizen Demirtaş, şöyle devam etti:

“‘Bir gün çözüm süreci başarıyla sonuçlanacaksa madalyayı biri takacak. Başarısız olursa hesabını bizden soracaklar’ dedik. Çözüm sürecinde arabulucu olanlar ilk günah keçisi olur. Bu davanın bir yönü de budur. ‘Çözüm sürecinin başarısızlığının sorumlusu HDP ve Eş Başkanı Demirtaş’ algısı oluşturularak birçok fezleke böyle oluşturulmuştur.”

‘YARGININ O KADAR ACELESİ VARDI Kİ’

Yargılamanın sürdüğü en uzak cezaevi neredeyse oraya götürüldüklerini vurgulayan Demirtaş, “Bizi gece yarısı evleri basıp alacak kadar yargının acelesi varsa, bir gün önce Meclis çıkışında alabilirlerdi ama yapmadı. O kadar acelesi var ki evi basıp alıyor. 1 gece nezarette tutuyor sonra savunma almak istiyor. Bir an önce huzura getirmek istiyor. Ama aynı yargı bin 150 km ötedeki cezaevine götüren işleme sessiz kalıyor. Edirne Cezaevi’nde tutulurken bütün görüşmelerimiz hiçbir gerekçe göstermeden kayıt altına alındı” dedi.

‘DÜŞMAN HUKUKUYLA YAKLAŞILIYOR’

Demirtaş, kendilerine düşman hukukuyla yaklaşıldığını belirterek, şunları söyledi:

“Hiçbir ülkenin vatandaşı kedisine düşman olarak göremezsiniz. Bize düşman hukuku uygulanmaya çalışıyor. HDP’nin görüldüğü yerde düşman görmüşçesine işlem yapın havası yapılmaya çalışıyor. Bu yargıda böyle, bürokraside, hükümette böyle, parlamentoda bile böyleydi. 2007’de hatırlıyorum da parlamentoya ilk girdiğimiz de bazı vekiller hayatında ilk defa Kürt görmüş gibi davranıyordu. Kimi kuyruğunuz var mı yok mu… 2007’den söz ediyorum. Sonra aradan birkaç ay geçti baktılar ki biz de insanız ve bu ülkeyi seven yurttaşlarız. Siyasi düşüncemiz var bu kadar. Ve biz bunu ispatlamak için 100 yıldır uğraşıyoruz. 1924’ten beri bizleri inkar eden Anayasa yürürlüğe girdiğinden beri bu anlatıyorum. Bunu anlatan herkes düşmandır. Sözle de anlatsa da düşmandır, yürüyüşle de anlatsa da düşmandır, Meclis’e de girse düşmandır.”

‘ÇÖZÜM SÜRECİ YASASI YOKMUŞ GİBİ DAVRANILIYOR’

Çözüm sürecinde çıkarılan yasaya da dikkat çeken Demirtaş, şunları kaydetti:

“Çözüm süreci yasası dediğimiz bir yasa var. 4 Şubat’ta Hakan Fidan’ın cemaat savcılarınca ifadeye çağrılması üzerine gündeme gelmiş ve parlamentoda yasalaşmış bir yasadan söz ediyorum. O yasa çıkarılırken çözüm süreci içinde bulunan kamu görevlilerinin bu faaliyetlerinden suçlanamayacağı gibi bir düzenlemeydi. Fakat sonra biz tartıştık bu yasayı, parlamentoda konuştuk; dedik ki bu süreçte yer alanlar içinde siyasetçiler de var, akil insanlar, sivil toplum örgütleri var. Yarın bir gün yargı bu faaliyetlerden dolayı hepimizi suçlarsa bunun yasası var diyelim. Tamam, Hakan Fidan önemli ama binlerce insan var, gazetecilerden akademisyenlere. Dolayısıyla yasa herkesi kapsayacak şekilde genişletildi. Bu kapsamda çalışma yürüten herkesi kapsayacak şekilde genişletildi. Ve ‘Bu kapsamda yapılan çalışmalar suç teşkil etmez’ denildi. Şimdi iddianamede bazı fezlekelerim bu yasa kapsamında. Hiç gözetilmemiş. Bu yasa kapsamına giriyor demeliydi. İddianame kabul aşamasında da olmadı, aradan 15 ay geçti, bazı fezlekelerin bu yönüyle iddianameye konu edilmemesi gereken fezlekelerdi. İşte ‘Kandil’e gidiş, İmralı’ya gidiş. Bunların hepsi çözüm süreci kapsamında hükümetle koordineli yaptığımız ve bu yasa çerçevesindeki faaliyetlerdi. Biz Kandil’e kafamıza estiği için gitmedik. Her gidişimiz her dönüşümüz hükümetle, bürokratlarla toplantılarla belirlendi. Bu yasa yokmuş gibi davranıyor savcılar, soruşturma makamlar bu işin ucu çok farklı yerlere gider. Bu yasa kapsamına çok fazla insan giriyor. Onun da altını çizelim. Eğer suçlamaya dahil edilecekse de hesap veririz. AKP’li yetkili varsa Cumhurbaşkanı’ndan Başbakanı’na, bürokratına kadar suç işlemişsek hep birlikte hesap veririz. Suçsa suç. Yok değilse Selahattin Demirtaş’ın günahı ne?”

‘FEZLEKESİ OLMAYAN BİR SUÇTAN TUTUKLUYUM’

Demirtaş, tutuklanmasına neden olan “örgüt yöneticiliği” suçlamasına ait iddianamede bir fezleke olmadığını söyledi.

Savcının tüm fezlekeleri birleştirerek, “örgüt yöneticiliği” suçunu üretmesinin milletvekili olması sebebiyle yasadışı olduğunu belirten Demirtaş, şunları söyledi:

“Ben, 6-8 Ekim’den bana istenen cezanın infazını bitirdim. İnfazı bitti. Ama ondan tutukluyum halen. Kamuoyu zannediyor ki, Demirtaş 54 kişinin katili olduğu için tutukludur. Böyle bir şey yok. Böyle bir iddia da yok ortada. Siyasi iddiayı ortaya koyacak delili olsaydı savcılığın zaten, bu 50 klasörün içine bir sayfa öyle bir delil koyardı… Örgüt üyeliğinden tutuklanmaya sevk ediliyoruz, Sulh Ceza Hakimi bizi örgüt üyeliğinden tutukluyor ve 6-8 Ekim dosyasından, iki fezlekeden tutukluyum. 6-8 Ekim ve örgüt üyeliği. Aradan 3 ay geçiyor. İddianameyi hazırlayan savcı örgüt üyeliğinden açıyor. Öyle bir fezleke yok, öyle bir suçlama yok. Ne sorgudan ne soruşturma ne de fezleke aşamasında öyle bir şey yok. Yani fezlekesi olmayan bir suçtan iddianame düzenlenmiş hakkımda. Ve Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi demiyor ki ‘Bu milletvekilinin böyle bir fezlekesi yok, sen bunu örgüt yöneticiliğinden fezleke düzenleyip, Meclis’e göndermek zorundasın.’ Dokunulmazlığı kalkmamış bir suçlama ile ilgili soruşturma yapamazsınız. Bu yargı görevini kötüye kullanmak suçudur. 15 aydır bu yapılıyor. Benim hakkımda örgüt yöneticiliği diye bir fezleke yoktur. Varsa mahkemeniz çıkartsın, ben bütün suçlamaları kabul edip cezaevine geri gideceğim. Örgüt yöneticiliğiyle ilgili hakkımda fezleke yoktur. Uydurdular, siz de kabul ettiniz… Özcesi iddianame iki temel dayanak üzerine inşa edilmiş. Örgüt yöneticiliği bunun fezlekesi yok; 6-8 Ekim 1 yıldan 3 yıla ceza talebi var. Yani olmayan bir fezleke ve 1 yıl gibi ceza istemiyle yargılanıyor. Yasadışı bir şekilde, usule aykırı demiyorum. Usule aykırılık giderilebilir. Bu yasadışılıktır. Kanunsuzluktur, suçtur. TCK’de suçtur.”

Verilen öğlen arasının ardından duruşma Demirtaş’ın savunmasıyla devam edecek.

'YASİN BÖRÜ'NÜN VAHŞİCE KATLEDİLMESİ BİR BARBARLIKTIR'

6-8 Ekim olaylarına değinen Demirtaş şöyle devam etti:

"Neden savcılık bir, iki ve üç numaralı fezlekelere yönelik ek delil aramamış da sadece bu olaylara ilişkin 45 klasör delil arayışına girmiş? Çünkü burada özel bir yoğunlaşma var. Bunun siyasi bir tutum olduğu görülüyor. Tutuklanmamın bu dosyada yapılmasına ilişkin ağır siyasi bir baskı var. Dosyada tek bir isim zikrediliyor, Yasin Börü. Diğerleri önemli değil, onların isimleri geçmiyor. Yasin Börü'nün vahşice katledilmesi bir barbarlıktı, bunu yapanlar insanlıktan nasibini almamıştır. Eğer iddia edildiği gibi bunda katkım varsa, aynı alçaklık bana da bulaşmıştır. Ancak bunu bana nasıl bulaştırmaya çalıştıklarını ispatlayacağım. Onun bir çocuk olarak annesi ve babasının acısı ne kadar kıymetliyse, Gaziantep'te linç edilen HDP'li ile İzmir'de öldürülen partilinin annesi ve babasının da acısı kıymetlidir. Bu süreçte, 'Demirtaş'ın çağrısıyla sokağa döküldüler, 54 kişiyi katlettiler' haberleriyle aleyhimde kampanya yürüttüler."

'BU ÜLKEDE BİZLER BARIŞI SAĞLAYABİLİRDİK'

İddianameye çözüm sürecindeki faaliyetlerinin de alındığını ileri süren Demirtaş, "Bu ülkede bizler barışı sağlayabilirdik. Şiddeti, silahı bitirebilirdik. Parlamento olarak, siyasiler olarak bunu sağlayabilirdik. Hükümet de çaba sarf ediyordu, Allah var. Elini taşın altına koymuştu. Doğru çok çaba sarf ettik. Onlar da sorumluluk üstlendiler. Ama onlar cemaati beslediler. Cemaat onların altını oydu, çözüm sürecinin altını oydu. Bunlar ortaya çıktı. Ama bundan hiçbir ders çıkarılmadı ki. Bunların hazırladığı dinleme ve uyduruk delillerle hazırladığı fezlekelerle Selahattin Demirtaş tutuklanıp, yargılanıyor. Elinizde FETÖ'ye ait olmayan hiç bir delil yok" diye konuştu.

***

DAVAYA DAİR

Demirtaş, ilk kez tutuklu bulunduğu ana davada duruşma salonunda bulunuyor. “Terör örgütü kurma ve yönetme”, “örgüt propagandası” ve “suç ve suçluyu övme” iddialarıyla suçlanan Demirtaş, 142 yıla varan hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Diyarbakır’da açılan dava, güvenlik gerekçesiyle Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne alınmıştı. Demirtaş hakkında son 1 yılda 33 dava açıldı. Demirtaş’ın bugün Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davası, daha önce kendisi hakkında hazırlanan ve dokunulmazlığının kaldırılması için TBMM’ye gönderilen 31 fezlekenin toplamından oluşuyor.

(MA)