Demokrasi bahçesi: Şerefli oylar, “şerefsiz” oylar...
TANER TİMUR TANER TİMUR
O karanlık günlerde eve dönerken “acaba bir köşede pusuya yatmış bir tetikçi var mı?” diye etrafa kaygıyla bakardım

MHP Başkanı’nın “yazlıklarında yatıp HDP’ye oy veren şerefsizler” sözü son günlerde basında küçük bir fırtına kopardı. İtiraf edeyim ki bu beyanatı okuyunca önce gülmüş ve işte kendisi hiç gülmediği halde sık sık gülünç olan bir siyasetçi diye düşünmüştüm. Sonra daldım; aklım gerilere, 1970’lere gitti. Doğanay’ları, Tütengil’leri, Yavuz’ları, Bulut’ları, Cömert’leri ve ülkücü kurşunlarına hedef olan daha nice değerli meslektaşımı düşündüm. Ve de tabii ömrünün sonuna kadar tekerlekli sandalyeye mahkum olan sevgili Server Tanilli’yi.. O karanlık günlerde ben de her akşam eve dönerken “acaba bir köşede pusuya yatmış bir tetikçi var mı?” diye etrafa kaygıyla bakardım.

***

12 Mart darbesini izleyen yıllarda, devrimcilerin gözünde ülkücüler, kime hizmet ettiklerinin bilincinde olmayan birer tetikçiydi; ipleri başkalarının elinde olan bir cinayet şebekesi.. Aslında kendilerini düzene başkaldırmaya yöneltecek toplumsal kökenlerden geldikleri halde, düzenin en hararetli savunucuları olmuşlardı. En büyük yurtseverler onlardı; kelle koltukta özel kuvvetlere yardımcı oluyorlardı. Gönüllü paramiliter ölüm timleri oluşturarak..

***

Derken 12 Eylül geldi ve Ülkücülerin gerçek misyonu anlaşıldı. Evren Paşa bunlara, mealen, “çocuklar, demişti, sizlerin misyonunuz bitti; artık ortadan kaybolun.. Üstelik bazılarınız çizmeyi aştı; onları da içeri alıyoruz!”.

***

Şok büyüktü. Hizmet ettikleri güçler Başbuğ Türkeş’i ve diğer liderleri toplamış en büyük düşmanlarının yanına tıkmıştı. Ve böylece büyük dönüşüm başladı. Komünist olacak halleri olmadığına göre İslam’a yöneldiler. Zaten dindardılar, bu kez dinci oldular. Vatan tehlikedeyken demokrat olmak bir lükstü. Artık sokağa da “Ya Allah Bismillah!” nidalarıyla çıkıyorlardı. Tabii Bozkurt işaretini de unutmadan. Bu arada en hızlıları da aralarından ayrılmış ve ayrı bir parti kurmuştu..

***

Yıllar böylece geçti; komünist tehlikesi ortadan kalkmış, fakat bölücülük tehlikesi daha da büyümüştü. Onlar ise bütün olup bitenlere rağmen misyonlarını hala anlayamamışlardı. Tek anladıkları şuydu: Silahlı kavgaya son.. Bunun için bir de efsane uydurdular ve aslında Kenan Evren’in balyoz darbesiyle gerçekleştirdiği bir operasyonu süsleyip Bahçeli’ye mal ederek onu sağ cenahta “silahlı kavgaya son veren demokrat lider” olarak ilan ettiler. Zaten ortada savaşacakları devrimci güçler de kalmamıştı. Onları emperyal güçler ve yerli uşakları neredeyse yok etmişti. Bu koşullarda misyonlarına farklı yöntemlerle devam etmeliydiler. Kandil uzaklardaydı; fakat destekçileri Meclis’teydi. Bu durumda Meclis de kirlenmişti; milyonlarca “şerefsiz”in oylarıyla.. Ve Meclis’i de temizlemek gerekiyordu.. Tam da Erdoğan’nın erken seçimler planladığı ve bunun için de bütün oklarını HDP’ye çevirdiği bir sırada. Beştepe Külliyesi Başkanı, parti kapatmayı yetersiz bulup, Selocan ve arkadaşlarını hapse yollamaya çalışırken.. Kaderde AKP’nin bir kez daha imdadına koşmak varmış.. Ve bu koşullarda Başbuğ Bahçeli gürledi: “Şerefsizler!”..

***

İşin eğlenceli tarafı şu ki Bahçeli aynı sıfatı daha önce de defalarca AKP yöneticileri için kullanmıştı. Şimdi ise aynı partiyi yeniden ve tek başına iktidar yapacak bir operasyona ortak oluyordu. Aslında ortada galiba bir tutarsızlık da yoktu. Sadece Bahçeli, Orwell gibi düşünüyor; o nasıl “hayvanlar çiftliğinde bazı hayvanlar daha fazla eşittir” dediyse, MHP Başkanı da politikacılar arasında bazı “şerefsiz”ler, daha fazla “şerefsiz”dir diyordu. Ve kerhen ilk kategoriye kendisini daha yakın hissediyordu. Yine de bekleyelim ve görelim; bakalım önümüzdeki seçimleri kimler kazanacak? Şerefliler mi? Şerefsizler mi?

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız