Demokrasi Cephesi iki koldan yürüyor
Atilla Özsever Atilla Özsever
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin yanı sıra Demokrasi İçin Birlik Grubu da bir “Demokrasi Cephesi”nin oluşturulması amacıyla geniş kapsamlı bir hareket başlattı

ATİLLA ÖZSEVER / [email protected]

Ülkemizdeki otoriter ve faşizan kurumsallaşmaya karşı bir “Demokrasi Cephesi”nin oluşturulması için iki kesim geçen hafta ayrı ayrı girişimde bulundu. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB başkanları, “Faşizme karşı demokrasi cephesinde ortak mücadele” çağrısı yaptı.

4 örgütün 28 Haziran günü saat 12.00’de, İstanbul Tabip Odası’nda yaptığı basın toplantısında, “demokrasi düşmanlığının emek saldırısı ile birlikte geldiği” belirtildi. Açıklamada, toplumsal muhalefetin bütünlüğünü sağlayarak harekete geçmesi ve bir demokrasi cephesinin acil olarak kurulması istendi. Başkanlar, “bunun bir davet olduğunu, bir çatı örgütü ya da öncüsü olmadığını” ifade ettiler. 4 emek ve meslek örgütünün böyle bir cephenin oluşturulmasına dönük olarak yol yöntem konusunda çok net olmadığı, işi sürece bıraktığı gözlemlendi.

Birlik Grubu’nun toplantısı
Aynı gün, aynı yerde bu kez saat 14.00’te de Demokrasi İçin Birlik Grubu’nun bir toplantısı oldu. Bu grup, CHP, HDP, BDP’nin bazı eski milletvekilleri ile bir kısım aydından oluşuyor. Toplantıya katılım yüksekti. DİSK, KESK ve TTB başkanları da toplantıya katıldı. Toplantıya sendikalar, işveren örgütleri, odalar, kadın ve çevre dernekleri, inanç grupları ile siyasi parti temsilcilerinin de çağrıldığı belirtildi.

İlk sunuşu yapan eski CHP Milletvekili Rıza Türmen, AKP’nin baskı rejimine karşı bir direniş gücünün oluşturulması gerektiğini belirterek, bir toplumsal projenin ortaya konmasını ve kısır tartışmalardan kaçınılmasını istedi.

Rıza Türmen, bir yol haritası da çizerek önce AKP’ye itirazı olan herkesin katıldığı bir demokrasi kurultayının toplanması, ardından farklılıkları saklı tutarak ortak bir strateji oluşturulması ve nihayet bu girişimin tabandan gelen bir halk hareketine dönüşmesi gerektiğini ifade etti.

Cephe’nin öznesi?
Daha sonra söz alan eski TİP Milletvekili Tarık Ziya Ekinci, “Demokrasi mücadelesinde bir özne olması lazım. O da işçi sınıfıdır. Ancak Türkiye’deki işçi sınıfının bu koşullarda özne olması mümkün gözükmemektedir. Bu görevi, Kürt ulusal demokratik hareketi yerine getirebilir. HDP’nin de ayağa kaldırılması lazım” dedi.
Söz alan diğer konuşmacılar, emek kesimiyle birlikte öğrenci gençliğin, kadın, çevre, laiklik ve barış mücadelesinin önemine değindiler, Kürt sorununun çözülmesi gereğine işaret ettiler.

Toplantı arasında görüştüğüm DİSK Genel Başkanı Kani Beko da, “Bizim cephe girişimimiz bunun bir alternatifi değil, yol arkadaşıdır. Faşizme karşı omuz omuza durmalıyız” dedi.

İşçi sınıfının konumu
Toplantıda, geniş bir cephenin oluşturulması konusunda bir mutabakat sağlandı. Ancak bir faşistleşme sürecine karşı işçi sınıfının hem teorik, hem de pratik olarak özne konumunda bulunduğu son derece önemli bir olgudur. Faşizme karşı mücadele, özü itibariyle bir sınıf mücadelesi, bir sınıf hareketidir. Tarihsel olarak bunun böyle olduğu, işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullandığı çeşitli örneklerle ortadadır. Nitekim halen Fransa’da da işçi sınıfının emeğe yönelik saldırılara, otoriter girişimlere genel grevlerle yanıt verdiği görülmektedir…

Öte yandan toplantı sonrasında yayımlanan sonuç bildirgesinde, en geniş toplum kesimlerini kucaklayacak bir Demokrasi Kurultayı’nın toplanacağı belirtilerek ortak mücadele için harekete geçildiği kaydedildi.

***

demokrasi-cephesi-iki-koldan-yuruyor-156178-1.

Faşistleşme sürecinde solun ve sendikaların hataları

Tarihsel olarak faşizmin yerleştiği İtalya, Almanya ve İspanya’ya bakıldığında sol partilerin ve işçi hareketinin yaptığı hatalardan da ders çıkarmak gerekir. Kısaca söz edelim…

Faşist Mussolini’nin 1921’de iktidarı ele geçirmesi sürecinde İtalyan solunda ideolojik bir çatışma söz konusuydu. Halkçı Parti’nin Faşist Parti ile yakınlaşma çabaları, Komünist Parti’nin de sosyal demokratları burjuvazinin “sol kanadı” olarak tanımlaması, faşizme karşı bir birlikteliği önlüyordu.

Komünist Parti, yalnızca sendikal temel üzerinden bir “Birleşik İşçi Cephesi” kurulmasını amaçlıyordu. Komünist eğilimli sendikaların anarşist ve sosyalist sendikalara yaptığı çağrı tam bir karşılık bulmasa da, Kasım 1921’de ücretlerin indirilmesine karşı yapılan genel grev başarıyla sonuçlandı. 5 Aralık’ta Torino’daki grev de, işçi sınıfının gücünü yitirmediğini gösterdi.

Birleşik İşçi Cephesi 1922’de kuruldu, ancak Komünist Parti “bürokratik” niteliği nedeniyle bu birliğe katılmadı. İşçi Cephesi, daha çok anarko-sendikalist ve liberal eğilimli sendikalardan oluştu. 1927’de sendikalar, faşist hükümetle “teknik anlamda işbirliği” yaptı ve sonra hepsi dağıtıldı.

1930’lu yıllardaki Alman işçi sınıfı da, sosyal demokratlarla komünistler arasında ikiye bölünmüştü. Sosyal demokratlar, komünistlerin ezilmesinde çoğu kez düzen kurumları ile işbirliği halindeydi, Komünist Parti de sosyal demokratları “sosyal faşist” olarak suçladı. İki kesim de, faşizm karşısında ısrarla güç birliği yapmaktan kaçındı.

Naziler, 5 Mart 1933’te iktidara geldiğinde Alman Sendikalar Birliği de, Hitler Hükümeti’nin uygulamalarını görmek istediklerini açıkladı. Sendika liderleri, 7 Nisan’da “hükümetle aynı yüce amaç peşinde koştuklarını” bildirdi. Nazi Partisi, 1 Mayıs’ta tüm sendikaları devlet çatısı altında İşçi Bayramı’nı kutlamaya çağırdı. 2 Mayıs 1933’te de tüm sendikalar dağıtıldı; muhalif sendikacılar, komünist milletvekilleri toplama kamplarına gönderildi, kimileri ise öldürüldü.

17 Haziran 1936’da General Franco komutasındaki İspanyol ordusu cumhuriyetçi hükümete karşı ayaklandı. İspanya’da komünistler ve sosyalistlerin yanı sıra anarşistlerin de önemli bir gücü vardı. Anarko-sendikalizmi benimseyen CNT, İspanya’nın en büyük sendikasıydı.

Anarşist CNT ve solcu UGT sendikaları genel grev ilan etti, bazı ordu güçlerinin silahlarına el kondu. İç savaş sürecinde anarşist blok, komünist ve sosyalist hükümetten ayrıldı. Bu iç çatışma cumhuriyetçi cepheyi böldü. 1939 yılından itibaren de Franco’nun 36 yıl süren diktatörlük dönemi başladı.

Türkiye’de kurumsallaştırılmak istenen faşizme karşı başta işçi sınıfı olmak üzere sol partilerin tarihi dersleri hatırlamasında yarar var…

***

demokrasi-cephesi-iki-koldan-yuruyor-156179-1.

SGBP, ‘kıdem’ eylemlerine başlıyor

Türk-İş içindeki muhalefeti temsil eden Sendikal Güç Birliği Platformu (SGBP), bayram sonrası kıdem tazminatının tasfiyesine karşı eylemlere başlıyor. SGBP Dönem Sözcüsü ve Tekgıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, bayramdan sonra örgütlü oldukları işyerlerinde iş çıkışı bildiri dağıtacaklarını, daha sonra SGBP’ye bağlı şube başkanlarının bulunduğu bölgelerde ortak basın açıklaması yapacağını söyledi. Ardından SGBP Genel Başkanları, kent merkezlerinde ortak açıklamalarla kamuoyunu bilgilendirecek. Bu arada bir kıdem tazminatı cephesi oluşturulması için diğer sendikalara mektup yazılacak.

Mustafa Türkel, Vatan Partisi ile yakınlığı olduğu iddialarına karşı da “Vatan Partisi ile hiçbir ilişkim yoktur. Bütün partilere eşit mesafedeyim. TEKEL direnişi sırasında birçok siyasi partiyle de eyleme destek verdikleri için yakın temasımız oldu, ancak hiçbiriyle siyasal bir ilişkim söz konusu değildir” dedi.

Türkel, 4 emek ve meslek örgütünün “Demokrasi Cephesi” oluşturulmasıyla ilgili çağrısına da şu yanıtı verdi:
“Bizim için emeğin sorunları son derece önemlidir. Bu çerçeve de bir demokrasi mücadelesinden yanayız, ancak bu birlikteliğin bir süre sonra Kürt sorunu ya da başka bir meseleyi ön plana çıkartması halinde olay esas mecrasından kayabilir. O nedenle duruma bakacağız, değerlendireceğiz.”