Demokrasi: Cumaya gittim, gelmiceem
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

Yazarınız kafayı yedi.

Yazar önce bir ev hayal etti, o evde dokuz yaşlarında bir kız çocuğu, internete girmiş ve BirGün’den Erk Acarer’in ‘Diyanet’ten fetva’ haberini okuyup babasına haberin manasını sormuştu!

Yazar böyle bir sahne düşündü ve böyle kafayı yedi.

8 yıl öncesini hatırladı, bu köşede “Şeriat mı geliyor” diye sormuş ve cevaplamıştı:

“ ‘Şeriat’ denilen şey, her neyse, ‘Selamünaleyküm ben geldim’ diyerek gelmeyecek, burası belli. Üstelik pek çok insanımızda, anlamsız bir özgüven dahi var… (Peki, ama bu ‘özgüven’in ardında kimi zaman, ‘Yahu askerler nasıl olsa buna müsaade etmezler’ inancı yatmıyor mu?)… Laiklik tanımını değiştirmeleri yanı sıra, eğitim, adalet, sağlık hizmetleri vb. toplumsal hayatın en önemli unsurlarını da İslami esaslara göre düzenleyince, zaten ‘şeriatı getirdik’ demelerine gerek yok ki... Ya da şeriatın ‘gelmesine’ de gerek yok ki... Bu düzenlemelerin gelmesi zaten yeterli... Üstelik bütün bu düzenlemeler gelecek ama kapitalizm de gitmeyecek! Çünkü AKP manevi bakımdan İslamiyet’e, maddi bakımdan kapitalizme aynı inançla bağlı ve zaten İslamiyet ile kapitalizm arasında uzlaşmaz bir çelişki filan yok.”

Şeriat “selamünaleyküm ben geldim” demeye gerek duymadan ABD’ye ve liberallere “hello”, CHP’ye “merhaba”, HDP’ye “rojbaş” demiş ve yerleşmişti.

CHP ve HDP son Cuma tatiline destekte birbiriyle yarışmamış mıydı? Genelkurmay, Akit yazarına methiye düzmemiş miydi?

Zaten toplum hayatı da fiilen IŞİD fetvalarıyla tanzim edilmekteydi.

Yazar peş peşe gelen haberleri bir daha okudu. Üniversitelerde mescit talebiyle yapılan saldırılar artmış, ODTÜ’de zirve yapmış, Diyanet “Alevilerle değil Müslümanlarla evlenin, nişanlılar el ele tutuşmasın” demiş, Kuran kursu yöneticisi çocuklara tecavüz etmiş, Cuma namazı saati artık resmi tatilmiş…

Çünkü bu memlekette demokrasi de “Cuma’ya gittim gelmiceem” dermiş.

Dini bilgisi azdı. Google’a “hürmet-i müsahare” yazdı, soru-cevaplara baktı, dehşete düştü. Silinen Diyanet fetvasının benzeri yüzlercesi vardı… “Karşı cinse, şehvetle dokunmakla veya şehvetle ön avret yerine çıplak olarak bakmakla hâsıl olan duruma, hürmet-i müsahere” denirmiş. Silinen Diyanet fetvasındaki silinmeyen aynı cevabı okudu: “Bir insanın kadınlık vasfını hâiz olmuş olan kızına bu şartların mevcut olmasıyla baktığında veya dokunduğunda yine hanımı kendisine ebedî olarak haram olur. (http://www.mollacami.net/soru-ve-cevaplar-1618.html)

Yazarın dini bilgisi azdı ama sosyoloji bilgisi vardı. Memleket aslında Ortadoğu’da bir kasabaydı ve bütün bunlar kasabanın sırrıydı. Kasabanın sırrı, cami avlularında konuşulurdu. Bugüne dek hüküm süren laiklik bu sırrın dile düşmesine maniydi. Çünkü laiklik İslamiyet’in o yönlerini de sınırlardı. Laiklik sayesinde bu tür bilgilerin yüksek sesle dile getirilmesi günah değilse en azından ayıp sayılırdı.

Şimdi internet çağında verilen fetvalarla sırlar ifşa ediliyor, fıkıh filan deyip gerekçeler madde madde sıralanabiliyor, ilmi eserler (!) kaynak gösterilebiliyordu. “Ama” diye hatırladı Yazar, “birkaç yıl önce de Cübbeli Ahmet nasıl iyi bir Müslüman olduğunu ‘11 yaşındaki öz kızımı bile öpmüyorum’ diye ispatlamamış mıydı?”

Şimdi İslamiyet laikliği sınırlayıp yok ettikçe bu ‘sırlar’ sıradanlaşıyor, ayıp olmaktan çıkıyordu. Madem inanıyorlardı, bu ‘bilgilerle’ de yüzleşeceklerdi! Yani toplumun çürümesiyle…

Ahlak neydi? Ahlaksız kimlerdi?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, gayet pişkince “Diyanet’i itibarsızlaştırmak isteyen alçaklar, amaçlarına ulaşamayacaklardır; ama kirli niyetlerinin pisliğinde debelenebilirler” dememiş miydi?

Kasabanın sırrı ifşa olunca hep böyle yapılırdı. 17/25 Aralık’ta da böyle yapmışlardı… Hitler’in başkanlık rejimine özendiklerinde de…

Acı acı güldü Yazar. “Fetvada bir de 9 yaş sınırı getirilmiş!” Dinde 9. yaştan sonrası çocuk sayılmıyormuş, bunun altı da çizilmiş.

“Peki,” diye ‘empati’ yapmaya çalıştı Yazar, gerçek İslam bu değilse, Ahzab suresinin 50. ayeti nedir? “Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık.”

Her ay ödediğimiz vergilerin en az 82 lirasını kasasına koyan Diyanet’e o parayı nasıl helal edelim! Yazar yine kızdı: Diyanet zihniyeti böyleyken IŞİD’e niye kızıyorsunuz? Her boş arsada inşa edilen yeni İmam Hatip okullarında bu tür fetvalarla yetişen yeni nesil, IŞİD’e niye karşı çıksın?

Yazar, şeriatın selamünaleyküm’üne aleykümselâm demeyecekti ama o şeriat da zaten “Hello, merhaba, rojbaş! Ben geldiiim” deyip durmaktaydı...