Demokrasiler de yaşlanır
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Pazar günü Sarkozy ve Merkel’in siyasi yaşamlarında güç bir dönemeçti.
Pazar günü Sarkozy ve Merkel’in siyasi yaşamlarında güç bir dönemeçti. Fransa’da kanton seçimlerinin ikinci tur sonuçları iktidarın ve Sarkozy’nin düşüşüne (yeniden) işaret ederken, Almanya’daki eyalet seçiminde Merkel, ülkesinin en zengin bölgesi Bade-Wurtemberg’i 58 yıllık CDU yönetiminden sonra Yeşiller’e kaptırdı.

Fransa’da UMP iktidarının kanton seçimlerini kaybetmesinde, Sarkozy’nin Libya savaşını halkın anlayamaması ve tabii yandaşlarının “ırkçı dil sürçmeleri” büyük rol oynadı. Aşırı sağın yabancı düşmanlığı tekelini bozan Sarkozy ve yandaşları, oy kaybetmekten de öte faşist parti Milli Cephe (FN) ve yeni lideri Marine Le Pen’in ekmeğine yağ sürmüş oldu.  Almanya’daki seçim ise bir yandan Merkel’e desteğin irtifa kaybettiğine işaret ederken, öte yandan, seçim öncesi göz boyamak için verilen sözleri Alman halkının pek yemediğini gösterdi. Japon’yadaki nükleer facia tehlikesi daha başlar başlamaz Merkel eski nükleer santralları üç aylığına kapatacağı sözü vermişti. Ama demek ikna etmeye yetmedi.

Fransa’da ise daha büyük bir güven kaybı yaşanıyor. Kanton seçimleri Sosyalist Parti’nin (SP) mütevazı zaferiyle sonuçlansa da, ülke genelinde ırkçı Milli Cephe’nin oy sayısını arttırmasını önleyemedi. Sosyalistler oyların % 35,75’ini, iktidar partisi UMP % 20,24’ünü, Milli Cephe ise 11,73’ünü aldılar. Genel kanton tablosunda büyük bir değişiklik olmadı aslında. Kantonların çoğu zaten SP’nin yönetimindeydi. Sosyalistlerle faşistlerin karşı karşıya kaldıkları yerlerde, UMP genel sekreteri Jean-François Copé (“Küçük Sarkozy”) ile Sarkozy’nin taviz vermeyen tavırları Milli Cephe’ye yaradı. Oysa Başbakan Fillon dahil birçok sağ politikacı, Sosyalist adayın karşısında Milli Cephe’nin adayına değil, Sosyalistlere oy vereceklerini açıklamışlardı. Copé ve Sarkozy ise “ne o, ne o” deselerde, Marine Le Pen’in başarılı sonucu kısmen sağa oy veren seçmenlerin blok yapmak yerine bile bile aşırı sağı seçmeleri yüzünden gerçekleşti.

Burada altı çizilmesi gereken şey, Türk basınında yeterince yer verilmeyen oy vermeme  oranının önemi. Fransız seçmenlerin % 55’i Pazar günü oy vermeye gitmedi. Yani yukarıda yazılan sonuçlar, toplam seçmen sayısının yarısının oyunu bile temsil etmiyor. Fransızlar siyasetçilerden ve siyasetten giderek uzaklaşıyor. Mevcut siyasi partiler, ne sağda, ne de solda, özellikle de iki büyük parti, Sosyalistler ve UMP, artık kimseyi ikna edemiyor. “Sunulan alternatiflerin hiçbiri” anlamına gelen bu çekimserlik, herşeye rağmen yaşamın en rahat olduğu Avrupa’da giderek kendini hissettiriyor, en çok Fransa’da. Halk ile ülkeyi yönetenleri arasındaki uçurum giderek artarken, demokrasi de yara alıyor.

Fransızlara “rahat batıyor” demek yanlış olmaz. Serbest ve adil seçimlerde oy vermek demokrasinin temel kurallarının başında geliyorsa, bu uçurumun bir an önce kapanması için partilerin kolları sıvaması gerek. Arap dünyasında yüzbinlerce insan, üzerlerine bombalar yağsa da, polis ateşi altında çocuklarını koruyamasalar da, işte bu özgür seçim hakkını elde edebilemek için savaşıyor. Köklü ve ileri demokrasileri kendilerine örnek alıyorlar. Oysa buralarda “köklü” nitelemesi yerini giderek “yaşlı”ya bırakıyor. Yaşlı demokrasileri yeniden canlandırmak ise, sıfırdan var etmek kadar olmasa da, zor bir dönemin başladığının habercisi.