Demokrasinin dramı
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

İtiraz ettiğin yerden vurmaya çalışırlar seni. Eline silah almayı reddedersin, vatan haini ilan ederler. Emekten yana; insan onuruna yakışan bir hayat istersin, düşman sayarlar. Bu zavallı, bu sonuçsuz saldırıdan vazgeçmezler. Sanırlar ki bitmesini, gitmesini istediğin şeylerle suçladıklarında seni, sineceksin, bıkacaksın, yılacaksın. İyi olana, dürüst olana sarılan; adil bir dünya için, doğa için, insan için direnip, umut edenin gücünü haklılığından, yüreğine sığdırdığı o kocaman sevgiden aldığını göremez, anlayamazlar. Acınası bir çabayla, barışın yanında duran seni, savaşa taraf olmakla itham ederler. Seni ne kadar hainleştirebilirlerse, savaşlarına da o kadar gerekçe sayarlar. Barışın hayalinden, harflerin yan yana dizilişinden bile korkarlar. Kaybedenin dramıdır bu.

•••

Yine, yeniden bu bir yere varmayacak, varmayacağı gibi hepimizi perişan eden, yakıp kavuran savaşın içinde, barışa yasak zamanlardayız. Kürt halkının taleplerini içeren bir yol haritası oluşturulup müzakere koşullarının hazırlanması ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulması için bir bildiri yayınlayıp, muhatabı hükümete çağrıda bulunan bini aşkın akademisyenden dördü -Esra Mungan, Meral Camcı, Kıvanç Ersoy, Muzaffer Kaya- hapiste. Öğrencileri adliye önünde, cezaevi kapısında söyleriz diye bir şarkı yazmış: “bilim tutsak ilim tutsak, Bakırköy’de, Silivri’de hocam tutsak, kalem tutsak kitap tutsak, düşünceler tutsak, hak tutsak haklı tutsak, kampüslerde biz tutsak, almaya geldik hocam, almaya geldik sizi...” Onlardan, herhangi bir bilimsel eseri bulunmayan ‘sözde akademisyenler’ diye bahseden, ‘terörist’ ithamıyla savcıları göreve çağıran Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Altıntaş’ın, yayımlanan 58 çalışmasının 45’inde intihal yaptığı ortaya çıkmış. Yandaşın dramıdır bu.

•••

Akdeniz Üniversitesi’nde, ‘Barışın İnşasında Kadınların Rolü’ başlıklı yüksek lisans tez önerisi, Başbakanlığın ‘terör’ genelgesine takılmış. Üniversitelerin varlık amacını sorgulatan bu engelin sebebi, “barış kelimesinin sokak ağzı ve rasgele kullanılan bir terim görünümünde olması, ayrıca kamuoyunda Barış İçin Kadınlar, Barış Anneleri İnisiyatifi ve Barış için Kadınlar Girişimi gibi legal görünüm altında illegal faaliyet yürüttüğü algısı oluşan bir takım yapıların tezin paydaşı durumunda olması...” Bu girişimleri illegal yapan somut deliller var mı? Yok. Ne var? Algı var. Meali, “bize göre öyle”. Barış, tez konusu olamıyor. Neden? Bir akademinin, akademisyenin işi, toplumsal sorunlara çözüm getirmek değil mi? Değilmiş. Hangi akademisyen barışa el atarsa, karşısında ‘Milli Güvenliği Tehdit Eden Örgüt ve Yapılarla İrtibatlı Kamu Çalışanları Hakkında’ adlı genelgeyi buluyor. Barışı araştıramazsın, talep edemezsin, kalıcı çözüm için başrole taşıyamazsın; ama itaat edebilir, güce destek çıkan şeyler yazabilirsin. Bu kutsal amaçta kopyalayıp yapıştırmak serbest. Akademinin dramıdır bu.

•••

İlim, bilim, hak, hukuk, özgürlük ne varsa yerlerde sürünüyor. Barış, kriminalize ediliyor. Bu konuda yapılan her çağrı, her talep ‘teröre destek’ kalıbına sokulup cezalandırılıyor. Bütün bunlar, memleketi akıl zemininde ayakta duramaz hale getirmişken, üzerine bir de hükümetin milletvekili dokunulmazlıklarını “hodri meydan” diyerek kaldırma hevesi, hele ki kendi vekilinin ağzından “yargı bizim” itirafları dökülmüşken, muhalefeti susturmak için girişilen bir çaba olduğu şüphesini kuvvetlendirmeye yetiyor. Muhalefetten kastım, öncelik olarak ne yüzde 25’de çakılmış sağa sola savrulan CHP, ne de her fırsatta AKP’ye koltuk değneği olan MHP... “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla parti olarak seçime girdiği 7 Haziran 2015’de yüzde 13’le seçim barajını aşıp 80 vekille meclise giren ve AKP’yi iktidardan düşüren HDP elbette. Amacın, Kürt siyasetini tasfiye etmek olduğunu görmek için özel bir çabaya gerek. Biraz hesap bilmek, biraz okuduğunu anlamak yeterli. Kürsü dokunulmazlığı dışında bütün milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili haklı çağrısını, sırf HDP ile yan yana görünmemek için “Anayasaya aykırı ama destek vereceğiz” yönünde değiştiren CHP’nin kendini AKP’nin yanına yerleştirmek konusunda sıkıntı duymuyor olması ise çok acı. CHP’nin, haklı talebinin arkasında durmak yerine; bugün yaptığını yarın inkâr eden, medyasına alenen yalan haber yaptırmaktan çekinmeyen AKP zihniyeti karşısında, hem de Anayasaya aykırı olduğunu bile bile, ters yöne yol almasının adı tutarlılık değil. Demokrasinin dramıdır bu.