Demokrasiye takla attırmak
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Demokrasi topluma nasıl nüfuz eder? Önce soruyu değiştirmekle başlamalı. Topluma nüfuz etmek ne demek? Daha sorarken antidemokratik bir zemine çakılıyoruz. Toplum ile bir toplumsal edimi yan yana getirdiğinizde, ortada en azından iki özne vardır. Bu öznelerin kimi etkin kimi edilgendir. Yani bu modelde, demokrasi kavramını toplum öznesine “nüfuz” ettiren bir “ettirgen” ile, kendisine demokrasi nüfuz edilen bir “edilgen” vardır.

Bu çözümlemeyi, Davutoğlu’nun Dersim gezisine uygulayabiliriz. İktidar nümayişçisi medyaya baktığımızda, bir bellek ve demokrasi tutulması örneğine tanık oluyoruz. Başta Davutoğlu’nun “Bundan sonra vatandaş amir, devlet memur olacak…” sözündeki kof ajitatif sözlerin gerçeklikte bir karşılığı yok. İktidar temsilcisi, somut olarak toplumsal düzlemde hiçbir hak/yetki/iktidar diliminin bir parçacığından bile toplum lehine vazgeçme içermeyen, bu yönde tahhhüt bile olmayan soyut cümlelerle sahneye çıkıyor. Burada da kesin bir “ettirgen” hali egemen kılınmaya çalışılıyor. Kendilerince “edebi” hikmetli sözlerle büyük politik değişim yaratma illüzyonunun tutacağından eminler. Eğer söylemde böyle edebiyat alanına gireceklerse, onlara o alanda da demokrasi dersi verecek gerçek örnekler bolca var. Bu konuda bildik kişi ve kurumları bırakalım; başka bir pencereye, memleketin çeşitli yerlerinde yeşeren edebiyat ve sanat dergilerine göz atalım.

Totaliterliğin sürekli ekildiği toplumsal ve siyasal koşullarda, çok farklı bir “yerinden” demokrasi örneğidir dergiler. İstanbul dışındaki kimi illerde, ilçelerde ve hatta köylerde demokratik imecenin tam bir laboratuar örneği olan edebiyat sanat dergileri çıkarılır. Demokrasinin topluma nüfuz etmesi ve toplumun da bunu bile/seve/isteye yaşanılır kılmasının doğru modellerinden biridir “yerel” dergi çalışmaları. Örnek, başlı başına demokratik ve alçakgönüllüdür.

Her biri dolu dolu pek çok örnek: Devrek’te “Şehir” (İbrahim Tığ), Safranbolu’da “Zalifre Yazıları” (Hüseyin Avni Cinozoğlu), Didim Akköy’de “Akköy” (Güven Pamukçu) Aydın’da “Sade” (Kağan Aksoy) Konya’da “Ücra” (Deniz Burak Kapucu).

Dergiciler, bir veya birkaç kişilik bir odak, yani “iktidar” olsalar da, bu iktidarı buyuran bir ettirgen/edilgen olmak yerine değirmende kendilerini öğütüyorlar. Yoğun bir iş ve çabayla, kıt olanaklarla. Kültür, sanat, edebiyat niteliği etkinliği ve içeriği ile birlikte, bu çabalar birere yerel demokrasi örneğidir. Bin bir takla atarak, yeryüzünde insani bir hayatı taklasız ve ayakta tutmanın çabalarıdır bu incelikler.

Demokrasiye her gün takla attıran siyasal iktidara inat. Politik hırsın, kötülüğün, kandırmacanın sürekli yeşertildiği günlük hayatta… İktidar ve medyası günlük hayatın demokratikleştirildiğini söyler. Oysa bize eski statüko işi olan “beden eğitim faşizmi” örneğini hep yaşatırlar: Beden eğitimi dersinde bütün çocuklara aynı taklayı attıracaksın. Kişisel özellikler, yetenekler aynıymış gibi. Soyut slogan bol, ama iş yazı, düşünce ve eleştiri “minderine” geldi mi, yine kafalar aynı noktaya değecek. Beden aynı yere düşecek! Bütün yazanlar onları onaylayacak. Durumları budur. Bu konuda Abdülkadir Selvi’yi televizyonda izleyin; farklı bir görüş duyunca nasıl da kıpkırmızı olur. Takla onun istediği gibi atılmamıştır çünkü.

Demokrasiye takla attırılınca, kafamız dağılıyor. Bu nedenle dergi konusunda yeniden yazma hakkını kendimde saklı tutuyorum. Siz taklaya gelmeyin.

Haftaya dize; “gölgenden uzun olmamalı kederin” (Yusuf Yağdıran, Eliz Edebiyat, sayı 65)