Deniz tarih ve aidiyet-II
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ
Ortak (veya homojen) bir Akdeniz kültüründen, tarihinden vb. söz edilebilir mi?..
Ortak (veya homojen) bir Akdeniz kültüründen, tarihinden vb. söz edilebilir mi? Ve kültürün genel tanımı çerçevesinde bir alt başlık olarak kendini gösteren şiirden ve ortak bir şiir duygusundan?
Kolay bir karşılaştırma yapalım; Cevat Çapan’ın çevirdiği “Çağdaş Yunan Şiiri Antalojisi”nde On Dört şaire yer verilmiş. Kavafis, Seferis, Ritsos gibi devler. Bu şairlerin yedisinin tanıtım yazılarında “tarih, deniz, gelenek” vurguları yapılabilmiş. Benzer karşılaştırmayı bizim antolojilerde yapalım. Denizin ve denize ilişkin sözcüklerin bu kadar kolay karşımıza çıkmadığını göreceğiz. Hemen kendi şiir ve şair toplamımız için olumsuz bir yargıda bulunmak istemiyoruz; ancak bir eksikliğimiz olduğu açık.
Akdeniz konusunda genel görünüm daha çok bir çatışma. Dinler, diller, uluslar arasında bir kapışma; yok edişi içinde barındıran. Ve bir  ‘’Ortadoğu’’ gerçeği. Akla hemen gelen, karışıklık, ayrılık, ince ayar dengeler. Bu tabloya bakarak Akdeniz  kültürünün; çatışmanın, karmaşanın  – ve çeşitliliğinin – kültürü olduğunu bir ham sonuç olarak söyleyebiliriz. Buna belki tarihsel zenginliği de unutmadan eklemek gerekir.
Akdeniz “ Mare Nostrum”, ama sayısız “sahibi” için ve ayrı ayrı herkesin Mare Nostrum’u. Braudel, “Nedir Akdeniz?” diye soruyor. Coşkulu bir yanıtı ekliyor; “...Bin bir şeyin hepsi birden. Bir peyzaj değil, sayısız peyzajlar. Bir deniz değil, birbirini izleyen birçok deniz. Bir uygarlık değil, birbiri üzerine yığılmış birçok uygarlık...”
Aidiyet duygusu bağlamından bakıldığında, Akdeniz’ e ilişkin homojen bir aidiyet var mı? Hayır. Ne var? Zıt yönlere bakın ortak acılar var; baharat, ipek, tuz, şeker ve petrol yollarının, bu yolların kaynaklık ettiği savaşların, yıkımların doğurduğu  - tersinden – bir ortaklık.
Deniz ve denize ilişkin diğer alanlar yaşamımıza ne denli girdiyse, şiirimize de o denli girmiştir. Hatta o denli bile girememiştir, demek daha doğru. Mevlana; ‘’İnsanlarla bir oldun mu,bir madensin, ulu bir deniz” (A.Kadir çevirisi) derken, Seferis tek bir  şiirinde  Antalya’dan Makedonya’ya, tarihi ve denizi içeren bir harita çiziyor. Şiirin içinde deniz en geniş anlamıyla içersenmiş, içkinleşmiş olarak karşımıza çıkıyor. Şiirden deniz taşıyor; iyot kokusunu duyabiliyoruz uzaktan. Mevlana’da olan, derin bir yaşanmışlıktan çok, teşbihtir, mecazdır. Seferis ile Mevlana arasında, en azından tarihsel aralık açısı nedeniyle böyle bir karşılaştırma yapmak haksızlık belki.       Karasal kültürümüz ne denli “karasal” olursa olsun, denize kıyıdır, denize inebilir sonuçta. Yabansı olsa da denize o kadar da yabancı değildir. Ne var ki, yabansılık, yabancılıktan daha zor aşılmakta.
Sözü  iyimser bir tonda bitirmek gerekirse: Denizden gelen her şey iyidir, kültür dahil!
Haftanın Dizesi; “ akdeniz ki, osmanlı’nın ilk yenilgisi” (Anadolu Beyleri, Berfin Y.)