Derbilerin en şahanesi: Merseyside derbisi
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Baharın habercisi nisan ayının ilk günlerinde tarihte ilk kez bir Türk futbolcunun forma giydiği ‘Merseyside Derbisi’ oynandı. Mersey, İngiltere’nin kuzeybatısında 112 kilometre boyunca uzanan ihtişamlı bir nehir, 500 bin nüfuslu Liverpool şehri nehrin kıyısına kurulmuş. Haliyle bölge nehrin adıyla biliniyor, derbi de bu adla anılıyor. Bu vesileyle o futbol şehrinin iki takımını hatırlayalım bu hafta, Liverpool derbisine naçizane bir bakış…

Ada futbolunun en uzun soluklu derbisi, 1962-1963 sezonundan günümüze kesintisiz gelmiş, futbol aleminde ‘friendly derbi’ (dostane derbi) olarak biliniyor, şehir kırmızı ve mavi olarak ikiye ayrılmış olsa da Liverpool ve Everton taraftarları çoğu kez yan yana izler takımlarını, aralarında oynanan maçlarda tribün ayrımı uygulanmaz. Derbilere meraklı olanlar bilir, en kanlı olanlarının temelinde mezhep ayrılıkları yatar; ülkenin kuzeyinde, Glasgow şehrinde oynanan dünya futbolunun en eski derbisi mesela: ‘Old Firm’ (Eski Müessese) adıyla nam salmış futbol aleminde; bir tarafta Britanya rejimini benimsemiş Protestanların takımı Glasgow Rangers, diğer yanda İngiltere’nin buyruğunda yaşamaya sıcak bakmayan Katolik İrlandalı göçmenlerin takımı Celtic. Aralarındaki mezhep ayrımı o kadar sert ki, Glasgow Rangers, uzun yıllar takımda Katolik futbolcu oynatmamış. 1989 senesinin yazında, kuruluşlarının 100. yıldönümünde ilk kez Maurice Johnston adındaki Katolik forvete nasip olmuş o tabuyu kırmak. Mezhep ayrılığının yanında sosyal farklılığı da gözlemlemek mümkün, Celtic yoksul göçmen mahallelerinin, varoşların takımı, Rangers ise orta ve üst sınıfın…

Oysa Merseyside derbisinin temelinde hiçbir belirgin coğrafi, siyasi, sosyal ve dini farklılık yok. Maç günü kırmızı ve mavi cümbüşüne dönüşen tribünlerde iki takımın sevdalıları şarkılar eşliğinde yan yana izlerler takımlarını. 1984 senesinde oynanan Süt Kupası finalinde, taraftarların neredeyse tüm maç boyunca birlikte söyledikleri, ‘Merseyside-Merseyside (Are You Watching Manchester?’ (İzliyor musun bizi Manchester?) tezahüratı bu derbinin farklılığını anlatır diğer derbilerdeki husumetlerden sıkılmışlara. Yine de 80’li senelerin ortalarında iki kulübün arasının Heysel faciası nedeniyle gerildiğini unutmayalım. Everton’a gönül verenler takımlarına uygulanan Avrupa yasağından Liverpool’u sorumlu tutmuştu. Ancak Hillsborough faciasından sonra yine kenetlendiler. İki köklü kulübün statları arasındaki mesafe 400 metre, Stanley Park’ın bir yanında Everton’un, diğer yanında Liverpool’un mabedi var. Yeri gelmişken, Ada futbolunun en çok zafer görmüş şehrinin Liverpool olduğunu, iki kulübün toplamda 27 kez şampiyonluk kupasını kaldırdığını hatırlatalım…

Dostane derbi dedik ama dostluk sadece tribünlerde, iş sahaya geldiği zaman ‘Blood and Thunder’ (Kan ve Şimşek) derbisi olarak da nam salmış. Premier Lig tarihinde 51 kez karşı karşıya gelmişler, 21 maçta kırmızı kart çıkmış. Everton sertlikte 14’e 7 önde. Liverpool, hücum futbolunu seven hocası Jurgen Klopp göreve geldikten sonra oynadığı ilk üç derbinin kazanan takımı. Everton en son 2012-2013 sezonunda ligi rakibinin üzerinde bitirdi, Anfield Stadı’nda en son 1999 senesinde kazandı.

Liverpool’dan dem vurup sezonun parlayanını yazmadan olmaz. Bu yazının yazıldığı saatlerde 29 golü, 9 asisti var golcünün. Roma’da forma giydiği zamanlarda İtalyan medyası ‘Mısırlı Messi’ lakabını uygun görmüş 11 numaraya. Hafta içinde Manchester City’e karşı döktürdüğü maçı tamamlayamadan sakatlığı nedeniyle soyunma odasının yolunu tutmuştu Salah. Bu maça da yedek kulübesinde başlıyor. Ev sahibi Everton komşusuna karşı oynadığı son 22 maçın sadece birini kazanabilmiş ama forma giydiği son dört maçta dört gol bulmuş Cenk Tosun formda, sanırım alıştı yeni takımına ve yaşantısına…

Everton 4-2-3-1, Liverpool 4-3-3 dizilişinde başlıyor maça. Kırmızılar, Manchester City’den sonra ligin en golcü ikinci takımı, 32 maçta 75 gol, maç başına gol ortalaması 2,3. Everton ise bulduğu gol sayısından (38) fazlasını kalesinde gördü, son beş maçta üç yenilgileri bulunuyor. Klopp, Şampiyonlar Ligi’nde Manchester City karşısında oynattığı beş futbolcusunu dinlendirmeyi tercih etmiş, golcüsü Salah kadroda yer almıyor, belli ki önceliği birkaç gün sonra oynanacak rövanş maçında. Everton’un savunma ağırlıklı oynadığı, golü fazla düşünmediği ilk yarının en net pozisyonu 17. dakikada yaşanıyor; Solanke’nin vuruşunu mükemmel çıkarıyor Everton kalecisi Pickford. Misafir takımın topa daha çok sahip olduğu, Cenk Tosun’un üçüncü bölgede çok yalnız kaldığı ilk yarı golsüz kapanıyor.

İkinci devre, ilkinin benzeri, 57’de oyundan alınan Rooney’nin hocasına tepkisi Everton’da yaşanan sıkıntıların özeti. Klopp, Mane ve Milner’ı oyundan alınca gidişat değişiyor ama ev sahibi son bölümde yakaladığı net iki fırsatı değerlendiremeyince puanlar kardeş payı. 2010 senesinden beri derbi kazanamayan Everton’da bekleyiş sürüyor. Cenk Tosun’a gelince, kazanma isteği, gol denemeleri, rakip stoperlere göz açtırmaması takdire şayan ama Everton gibi hücumda fazla destek bulamadığı bir takımda oynadığı için ileride top tutabilme becerisini geliştirmeli. Yine de dünyanın izlediği Merseyside derbisinde forma giymek her topçuya nasip olmaz, hele de bizim vasat ligimizden gelmişsen…