-Reklam-
Anasayfa BİRGÜN KİTAP ‘Derdi olan insanları yazıyorum’

‘Derdi olan insanları yazıyorum’

Emrah Ateş, kalemini yaşamdaki acılarla sivrilten bir isim. Henüz genç sayılabilecek bir öykücü fakat üçüncü kitabıyla okurlarını selamlıyor

MEHMET ÖZÇATALOĞLU

Emrah Ateş, “Bütün öykülerimde aslında hep bir ortak nokta var. Derdi olan insanları yazıyorum. Hatta insanla da kısıtlamayayım, kitabımda Mahşide Vapuru isimli bir öykü var ve orada öykünün kahramanı adalar vapurunun ta kendisi. Ama o da dertli. Hepsi güzel şeylerin yokluğundan dertli anlayacağın.” Emrah Ateş ile yeni kitabı ‘Güzel Şeylerin Yokluğu’ üzerine söyleştik.

• Emrah Ateş’in yazma serüveniyle başlayalım. Nasıl başladı süreç? Seni yazmaya iten ne oldu?

Yalnız kalmamla başladı o süreç. Aslında ilkokuldan itibaren yazıyordum bir şeyler ama masumaneydi hep. Anı defterleri olurdu bilirsin, maniler düzerdik oraya. Herkes birbirinden kopya çekerdi, bilinen şeyleri yazardı. Bense yeni şeyler yazmaya çalışırdım insanlara. Sanırım taa o zamanlardan vardı bir şeyler ama hiç üzerine düşmedim bu durumun, bir gün hayat beni düşürene kadar. Yaşantımın, ailevi sorunlarımdan dolayı epeyce zor geçtiği ve yalnız yaşamaya başladığım bir dönemi var; o dönem aynı zamanda ilk kez de âşık olduğum dönem. İnsan bünyesindeki tüm duyguları en tepede yaşadığım zamanlarda ben yazmaya başladım. Sonra baktım ki yazmak beni rahatlatıyor, yalnızlığımı azaltıyor, çoğaltıyor beni, rahatlatıyor. Bırakmadım sonra.

• Edebiyatımızın genç kalemlerindensin. Bu denli erken bir dönemde üçüncü kitap. Kitapların ismi de ilginç. Hayat Meyhanesi, Anı Koleksiyoncusu ve şimdi de Güzel Şeylerin Yokluğu… Kitapların adını kim, nasıl belirliyor?

30 yaşına girdim nerdeyse yahu. 10 yıla bir kitap, düşününce uzun, hesaplayınca az. Edebiyatta bunun kavgası da var bilirsin, yazarın çok da yazmamasını isterler aslında. Ama ne bileyim Barış Bıçakçı mesela her ay bir kitap çıkarsa okurum. Önemli olan kalemidir, zamanı değil bence. İlk kitabın ismi zaten direkt kitabın geçtiği mekândan geliyor. Hatta başta kitap satılmaz endişesiyle “ismini meyhane koymasak mı” dendi ama inat ettim. Bir de “sırf kitabın adında meyhane var diye okumayan da okumasın” dedim açıkçası. Gelgelelim öyle de oldu. İnanır mısın Ankara kitap fuarındayım, bir kız geldi hızlı hızlı kitabımı aldı, imzalatmaya çalıştı, tam o sırada babası yapıştı koluna “ne o meyhaneli şeyler falan okuyorsun, bacaklarını kırarım senin” deyip götürdü kızı. Çok üzülmüştüm be! İkinci kitabın adı da yine kitabın temasıyla ilişkili. Emre karakteri tüm hayat hikâyesini anıları vasıtasıyla anlatıyor. Zaten Emre’nin büyüdüğü ev ile Hayat Meyhanesi’nde Ersin’in büyüdüğü ev aynı ev. Böyle birçok gönderme de var kitapta. Neyse, ne diyorduk; anılarından başka hiçbir şeyi yok Emre’nin. O yüzden Anı Koleksiyoncusu oldu adı. Üçüncü kitapta ise işler biraz değişti. Güzel Şeylerin Yokluğu adı Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabından çıktı. Orada geçen bir cümleydi, takıldım ona. Sonra bir öykü de çıktı o cümleden. Bir cümle, bir kitap yaratır gerekirse bilirsin. Sonra kitap dosyası oluşunca da adını Güzel Şeylerin Yokluğu koydum.

• Güzel Şeylerin Yokluğu’nda anları öyküleştirmişsin. Belli bir süreci kapsayan öyküler değil bunlar. Bambaşka hayatları anlatıyorsun her öykünde. Ama ortak bir noktası var hepsinin. Neler söylemek istersin?

Bütün öykülerimde aslında hep bir ortak nokta var. “Sende mi bizi bize yazıyorsun yeter be kardeşim anlatma” diyeceksin belki ama öyle işte benimki de. Derdi olan insanları yazıyorum. Ortak noktası derdi olan insanlar olması. Hatta insanla da kısıtlamayayım, Mahşide Vapuru isimli bir öykü var ve orada öykünün kahramanı adalar vapurunun ta kendisi. Ama o da dertli. Hepsi güzel şeylerin yokluğundan dertli anlayacağın.

İlginizi çekebilir:  Bu şarkı burada bitti

• ‘Acıya Kiracı’ başlıklı öyküde Suskun Selim karakteri var. Annesi bile hatırlamıyor Selim’in konuştuğu dönemleri. Fakat öykünün sonunda şaşırtıyorsun okurunu. Ne oluyor da Selim’de bu değişim meydana geliyor?

O öykü malum politik bir öykü. Haziran’ı anlatıyor. O umut dolu zamanları. Selim umutsuzluktan susmuştu belki de, umudu buldu Selim o yüzden değişti. Okuyucu ne diyecek en çok onu merak ediyorum. Çünkü okur kitap ile bütünleşince yazarın bile kafasında kurmadığı manalar çıkarıyor. Mesela Hayat Meyhanesi’nde Necdet karakteri var, eşiyle tanışma hikâyesinde mektuplaşmaları kitabın içerisindeki boş satırlara yazarak yaptıklarından bahseder. Benim Hayat Meyhanesi’nin bitiminde de üç adet boş sayfa vardı. Bir okur şöyle demişti bana “ ne iyi etmişsiniz, Necdet gibi mektup yazalım diye boş sayfa eklemişsiniz.” Aslında öyle bir niyetimiz de yoktu ha. Güzel şeyler bunlar tabii. Bakalım bu defa kim ne diyecek.

• ‘I/22’ kaybı olan herkesi sarsacak bir öykü. Yaşamdaki acıları öykülerine yansıttığını görüyorum. Acıdan beslenen bir yazar diyebilir miyiz Emrah Ateş için?

Ne yazık ki öyle. Çok zor günler geçti hayatımda. Edebiyat olmasaydı ne olurdu bilmiyorum. Sol kolumun üzerinde mısır hiyeroglifleriyle yazılı bazı cümleler var, birinde diyor ki “hayatı yaşa ki ölmeyesin.” Ah gençlik… Zordu işte. O acılar yoğurdu beni. Bu hale getirdi. Kurgu olarak yazdığım şeylerde bile mutlaka bir gerçeklikten bahsediyorum. İstisnasız bir şekilde yazığım her öyküde gerçek olan bir şey olduğunu söyleyebilirim. Ama neresi o gerçek, kurgu nerede başlıyor bunu bir tek ben biliyorum tabii.

• ‘Varsayalım Ferhan’da yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen hep olumlu açıdan bakmayı bilen iki arkadaşın hikâyesi var. Biraz da yaşadığımız toplumda hepimizin hikâyesi gibi geldi bana. Sen ne dersin?

Ya oradakiler benim zaten, biziz. Kendi kendini telkin eden, olumluluktan değil ha, çaresizlikten, artık daha kötüsünü düşünmekten yorulduğundan her şeyi hayra yoran, hayatla küçük oyunlar oynayan insanların hikâyesi bu insanlar. Sensin, benim, biziz.

•Genç öykücülerimizden olduğunu söyledim en başta. Geleceğe dair planların, beklentilerin neler? Onu da öğrenelim.

Geleceğe dair planlarımın içinde yazmayı hiç bırakmamak var. Bir çocuk kitabı üzerine çalışıyorum. Belki o çıkar bir gün meydana. Yazmaya şiirle başladım, hâlâ arada yazarım şiir, belki bir gün onlar da çıkar meydana. Belki bir roman, belki başka öyküler, ama mutlaka yazmak hep olacak. Gelecek planlarımda hep bu var, hep bu… Hah bir de baba olmak var ya, iyi bir baba olmak… Yine doğmamış çocuğa don biçtik iyi mi?

- Reklam -

SON HABERLER

BirGün’ün gözünden ‘İstanbul’a Yeni Bir Başlangıç’

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Maltepe’de düzenlediği “İstanbul’a Yeni Bir Başlangıç”...

CHP’den Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırıya 81 ilde protesto

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara Çubuk’ta asker cenazesinde saldırıya uğramasına karşı...

Aksaray’da 4 flamingo katledildi

Aksaray'da 4 flamingo, tüfekle vurularak katledildi.

Çorlu’da bir kişi Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı

Çorlu ilçesinde bir kişi, sosyal medya üzerinden AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a...

Mülkiyeliler Birliği’nin İnek Koşusu’na ‘Ülkü Ocakları’ engeli

Mülkiyeliler Birliği’nin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne (ODTÜ) ait Eymir Gölü’nde 28 Nisan...

“Saldırı nefret dili yüzünden”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Çubuk’ta asker cenazesi sırasında saldırıya uğramasının yankıları...

Bolu’da 97 belediye işçisi işten çıkarıldı: 1 işçi intihara kalkıştı

Bolu Belediyesi'nde son dönemde işe alınan 97 taşeron işçi, işten çıkarıldı. İşten...

Kağıthane’de bina çöktü

Kağıthane Yahya Kemal Mahallesi Akkaya Sokak’ta bir binanın çevresinde toprak kayması yaşandı....

CHP’den Süleyman Soylu’ya yalanlama

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu yalanlayarak, "Kılıçdaroğlu'nun cenazeye...

“İçişleri Bakanı ve Vali istifa etmeli”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta asker cenazesi sırasında yapılan saldırı, Ankara’da...

Sonraki haber