Derinliklere Yolculuk: Bir “Aile” filmi
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
“Derinlere Yolculuk”un bir faydası olduysa, o da biraz daha büyümemi sağlaması oldu. Bu, iyi bir şey mi, pek de emin değilim

Jacques-Yves Cousteau, benim kahramanımdı. Onun gemisi Calypso’da olmayı, onun ekibinde olmayı çok istemişimdir.

Bugünkü kuşaklar için kavraması muhtemelen zordur ama biz Cousteau’nun deniz altı belgesellerini siyah-beyaz televizyonlarımızdan izlerken büyülenirdik. Rengârenk mercanları siyah-beyaz izlemek bugünden bakınca manasız geliyor.

Ama manâlıydı, hem de çok manâlıydı. Bütün dünya da, bizim gibi, büyüleniyordu, yalnız değildik.

Cousteau’yla ilgili bir biyografinin deniz biyolojisiyle, çevresel sorunlarla çok ilgili olmasını bekliyordum. “Derinlere Yolculuk”, kelimenin hiçbir anlamıyla derin bir yolculuğa çıkarmıyor bizi. Denizin derinlikleri filmde büyük bir yer kaplamıyor. Calypso’nun tayfasının ruhlarının derinlikleri de açıkçası çok deşilmiyor. Ama filmin iddialı olduğu alan bu, yani Cousteau’nun geniş ailesinin birbirleriyle ilişkileri. Baba Jacques (Lambert Wilson) ile küçük oğul Phillippe (Pierre Ninney) arasındaki çatışma filmin eksenini oluşturuyor. Oğlu Phillipe’i her kadından kıskanan anne Simone (Audrey Tattou), Calypso’nun en acılı karakteri.

Kocasının denizlere açılma projesini mücevherlerini satarak finanse eden Simone, Cousteau’nun zirveye çıkmasında önemli rol oynuyor. Karşılığında Jacques, gayet sıradan bir şey yapıyor: Karısını aldatıyor.

Bütün bu yaşananlar çok bildik şeyler. Oğlun Ödipal karmaşası; baba-oğul, anne-gelin ve Phillippe’in tayfa Bebert ile giriştiği “kardeş” rekabetlerinden bir dizi materyali çıkartılabilir. Ama Derinlere Yolculuk 30 yıla yakın bir sürede yaşananları tek bir filmde anlatmaya kalkıyor. Dolayısıyla çoğu şeye sadece dokunup geçiyor. Örneğin, gemide bir süre çalışan bir bilim kadınını sadece bir kez görüyoruz. Oysa, Simone’un tepkisinden Jacques’ın kadınla bir ilişki yaşadığı anlaşılıyor.

Filmin asıl hayal kırıklığı bu dokunup geçmeler değil fakat. Asıl sorun, denizin filmde çok tali bir rol oynaması. Cousteau aslında ne deniz biyoloğu ne de (en azından başlangıçta) bir çevreci . Cousteau aslen bir mucit ve belgeselci. Belgesellerini pazarlarken de, gemi mürettebatının hayatını öne çıkarıyor, deniz canlılarını değil. Karşımızdaki film de aynısını daha da ileri götürerek yapmış. Ama, ben ister istemez denizin büyüsünü daha çok hissedeceğim bir film bekliyordum.

Film derinlere dalmasa da kendisini izletiyor. Wes Anderson “Suda Yaşam” (2004; The Life Aquatic With Steve Zissou) adlı filminde Costeau’yu ti’ye almıştı. Açıkçası idolüme yapılan bu saldırıyı hiç hoş karşılamamıştım. “Derinlere Yolculuk”u seyrettikten sonra, idolümle ilişkilerimi gözden geçirmem kaçınılmaz oldu artık. Sanırım Jacques-Yves Cousteau’yu tanrılar katından, daha insani bir seviyeye çekmemin zamanı geldi. “Derinlere Yolculuk”un bir faydası olduysa, o da biraz daha büyümemi sağlaması oldu. Bu, iyi bir şey mi, pek de emin değilim.

***

Saplantı: Bir psikopat hikâyesi

derinliklere-yolculuk-bir-aile-filmi-282740-1.

Eski kocasının yeni nişanlısını kıskanan psikopat bir kadının entrikalarını anlatıyor “Saplantı”. “Öldüren Cazibe”yi hatırlatan yapısıyla, hâlâ böyle senaryolar yazılıyor mu dedirten demode gelişmeleriyle orijinal adının ima ettiğinin aksine, çok çabuk unutulacak bir film. Filmin orijinal adı “Unutulamayan” (Unforgettable), bu arada. Tessa (Katherine Heigl) ayrıldığı kocasının hayatından çıkmasını kabullenemez. Hem ortada bir de çocukları vardır, kocasının evini ziyaret etmesi için mazeret bulması zor değildir. Julia (Rosario Dawson) ise eski ilişkisinde şiddete maruz kalmıştır ve hâlâ yaşadığı travmanın etkisi altındadır. Tessa, Julia’nın cep telefonunu ele geçirince, Facebook’ta onun adına bir sayfa açar ve ağını örmeye başlar. Rosario Dawson’ın oyunculuğu dışında “Saplantı”nın izlemeye değer bir yanı yok. Hattâ kimi sahneleri o kadar gülünç ki, insan gördüklerine inanamıyor. Filmin finalinde ‘bütün kötülüklerin anası’nı gördüğünüzde, ne dediğimi anlarsınız. Belki de yönetmen filmi yaparken çok eğlenmiştir. Umarım öyledir.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız