Dersimiz ayrımcılık, konumuz engelli olmak
TURAN ESER TURAN ESER

Hayat, her gün tanık olduğumuz ayrımcılığın, dışlamanın ve nefretin toplumsallaştırıldığı bir siyasettir. İnsanın yaşamına, bedenine, engelline ve zihnine yönelen rejim siyasetidir.

Ayrımcılık dersleri tam da bu siyasal, hukuksal ve toplumsal kuşatmalara karşı farkındalık yaratmak ve hak temelli mücadele düşüncesini güçlendirmek açısından önemli.

OHAL KHK’leri ile Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden (İLEF) ihraç edilen akademisyenler, bu akademik mücadelenin bir parçası olan ‘Ayrımcılığa Karşı Dersler’in mimarlarıdır.

İLEF tarafından verilen Ayrımcılığa Karşı Dersler, şimdi “Ankara Dayanışma Akademisi” ve “İnsan Hakları Ortak Platformu” tarafından, kampüs dışında sürdürülüyor.

Türkiye’de ayrımcılığa maruz kalan toplumsal kesimlere yönelik ayrımcılık uygulamaları ve çözüm politikaları ele alınıyor. Çok değerli hocalar var; Ülkü Doğanay, Nur Betül Çelik, Barış Ünlü, İlkay Kara, Remzi Altunpolat, Melek Göregenli, İrfan Aktan, Celil Kaya, Yetvart Danzikyan, Foti Benlisoy, Pınar Ecevitoğlu, Arzu Şenyurt, Volkan Görendağ, Pınar Yıldız ve İnan Özdemir Taştan.

Benim dinleyicisi olarak katıldığım dersin konusu “Türkiye’de engelli olmak”tı. Hocamız ise bir KHK mağduru kamu emekçisi, kadın ve engelli olan Av. Arzu Şenyurt Akdağ.

KHK’nın hedef aldığı engelli mağdurlardan biriydi. Kendisi Engelli Kadın Derneği kurucu üyesi ve SGK’de avukat olarak çalışırken, 679, 680 ve 681 nolu KHK’ler ile ihraç edildi.

Hem engelli hem de kadın olmak zor
Arzu hocamız doğuştan görme engelli. Avukatlık mesleğinin yanı sıra, ayrımcılıklara, engellere ve önyargılara karşı, aynı zamanda bir aktivist olarak da mücadele veriyor. Hayatı boyunca uğradığı ayrımcılık ve ötekileştirme hikayelerini anlatırken, aslında tüm engellilerin gündelik hayatı haline gelen ortak soğuk hikayelere tercüman oluyordu.

Bir kamu kurumunda çalışmayı, sınavla hak kazanmış Arzu hoca, “tebrik edilerek” mutlu olmak yerine, “Arzu Hanım, engelli bir kadınsınız bu görevi yapabilir misiniz” gibi doğrudan ayrımcılık içeren bir cevaba maruz kalıyor.

İstenmediği bu kuruma üstelik bir de hamile olarak gitmenin zorlu bir mücadelesini veriyor. Hem kadın, hem de engelli olmaktan kaynaklanan çifte dezavantajların yarattığı ortamlarda doğrudan ve dolaylı ayrımcılığın “mağduru” olmak onun hayatının bir parçası haline geliyor.

Kolundaki eşi için “kardeşiniz mi” diye sorulabilir. Çünkü “hangi erkek kör bir kadınla evlenebilir ki?”, “engelli kadından eş ya da sevgili olmaz” algısı yüzünüze patlar.

Bir anne olarak kızını parka gezdirmeye götürdüğünde, bir başka kişi dönüp kızına “anneni mi gezdirmeye getirdin kızım” diyerek, bir engelli annenin kızını parka götüremeyeceğini düşünebilir.

Anneniz ev kiralarken, sizin engelliğiniz gerekçe gösterilerek “dolaysıyla ayrımcılık” uygulanıp kiracılığa uygun görülmeyebilirsiniz.

Engellilerin ve özellikle engelli kadınların gündelik hayatları, bir çok yanlış inanışlara ve kalıp yargılara cevap vermek ve üzülmekle geçiyor. Ayrımcılık ve sosyal dışlamanın yanı sıra, çalışma hayatına katılım hakları ellerinden alınıyor. Kimi zaman kendilerine yönelik acıma ya da tiksinti duygusuyla yaklaşımlara tanık oluyorlar.

Kamu ve özel sektörde, yüzde üç civarındaki “Engelli Çalıştırma Kotası” bir sömürü ve istismar şamarı olarak ruhlarını dövüyor.

Ya Türkiye’nin sosyokültürel - sosyoekonomik koşullarının engellilerin hayatını negatif etkileyen sonuçları?

2013 yılında, 2022 sayılı kanunda yapılan düzenleme sebebiyle maaşları kesilen on binlerce engellinin yaşadığı ciddi yoksullaşma mağduriyetleri? Bu ekonomik kuşatmalar yoksullaştırmak ve açlığa mahkûm edilme hali, engelliler açısından zalimlik anlamına geliyor. Sosyal politikalardan firar etmiş siyasal uygulamalar sadece haklara erişim ve engelli mağdurlar üretiyor.

Savunmasız gruplar içinde olan engelli kadınlar ise, her daim cinsel taciz ve saldırılara maruz kalıyor. Engelli olmanın dezavantajları istismar edilerek, şiddet ve cinsel saldırılar engelli hayatların kabusu oluyor.

Engellileri anlamak
Engelli olmak salt bedensel ya da zihinsel bir eksiklik görülüp ve tıbbı özel alana sıkıştırılamaz. Toplum bu eski söylemlere inandırılıp, engellileri kendi kaderlerine ve hücrelerine hapsetmemelidir.

Engelliler kendi durumlarının sorumlusu değildir. Engellilerin talepleri, haklar rejimi açısından ele alınmalıdır. Toplumsal, hukuksal ve siyasal “engeller” boyutu göz ardı edilmemelidir.

Engellilerin taleplerinin merkezinde, toplumsal düzen, her alanda, engelli ve engelsiz herkes için, eşit yurttaşlık, eşit haklar ve eşit kamu hizmetleri olarak düzenlenmesi var. Tüm yurttaşlık haklarına erişimdeki engellerim kaldırılması var.

Sorun engellilik değildir. Toplumsal ilişkileri zorlaştıran, engellileri tanımama ve temassızlıktan kaynaklı önyargılarla, kalıp yargılarla üretilmiş ayrımcılık, dışlama, ötekileştirmek suretiyle damgalamaktan kaynaklı sorunlar vardır.

Oysa engelli insan, damgalanacak bir evrak değil, okunacak en büyük kitaptır.

Önyargı, ayrımcılık ve ötekileştirmeyi tüketecek olan, tanımaktır, temastır ve dokunmaktır.

Hayatımızdaki engelleri aşmanın yolu da, engelli dostlarımızla olan paylaşımlarımız olacaktır.