Dertler teşbih
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Dertlerimi teşbih yaptım, hiçbir şeye benzemiyor... Ortalıkta dolaşıyorum. Hazır kriz geliyor, Dolar şahlanmış, havalar sıcaktan çıldırmış, dereler taşmış, fabrikalar satılmış, yollar satılmış, geçmesek de görmeksek de o köprüler bize saplanmış daha ne olsun? Keriz keriz dolaşıyorum, bir yanımda Twitter, bir yanımda Instagram, koluma da Vatzap girdi. Herkes birbirinden nefret ediyor. Güzel memleket. Şu kriz de geliyor, geliyor, gelecekse gelsin, gelemeyecekse bassın gitsin artık ya. Ensede sürekli giyotinin nikotinli kılıcı gibi sallanıyor ve pis pis kokuyor.

Herkes ilgi peşinde. Beğenilmek artık sanal olarak bir değer haline geldi. Tuhaf mısın, acayip misin, kendinden utanmıyor musun? Para pul senin güzel kardeşim. Tek tip, tek pantolon, tek köz, tek yürek olduk. Arabamız var altımızda çok şükür ama arabayla nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Telefonum son model ama neye bakacağımı bilmiyorum. Bilmemin de gereği yok, bilenler adam mı? Değil tabii.

En basit fikirlerde bile anlaşamamak en büyük değerimiz oldu. Neyse ki ortak nefrette anlaşıyoruz. Bizim nefretimizi kimse sınamaya kalkmasın. Nefret enerjisiyle baraj dolduracak kabiliyetimiz var ama sadece laf ve boş yapıyoruz. Bunu değerlendirmek gerekirken birbirimize kin saçıyoruz.

Popçumuz böyle, topçumuz zaten, artık vekil diye bi şey kalmadı ama vekilimiz de böyle, vekil zaten eski sporcu, eski topçular ise kaçak oldu. Altımda milyonluk araba meclise geliyorum, o konuda bile herkes birbirine giriyor. Dert benim değil, dert hepimizin ama hepiniz hangimizsiniz?

Anlık ünlülük en moda. Keşke bir Tivit atsam da hayatım değişse diye düşünenleriniz varsa, onlar için bir iyi bir kötü haberim var. Evet, artık bu mümkün ama olumsuz yönde. Ya kardeşim sen de hakaret etme değil mi?

Her şey hakaret, her şey... Fare dağa laf ediyor, dağ alınıyor, fare hapislik oluyor. Dağ gibiyiz ama içimiz mi bor?

Galiba onu da Japonlar çıkarttırmıyor. Kıskanıyorlar, çıldırıyorlar, bunalıyorlar.

Masum bebeklere bile kızabilecek nefretimiz birikmiş. Düdüğü olmayan bir düdüklü tencere gibiyiz. Basınç artıyor ama kimseye koymuyor. Basınç altında yaşamaya alışığız, ver basıncı.

Hayallerimiz var mı? Para gelsin ev alayım, araba alayım... Hayale bak, vizyona bak. Düşünmeye düşünmeye, düşünmeyi unuttuk, düşmek kaldı sadece...

Ne hayallerimiz vardı bizim eskiden? Aya bile gidilmedi, fosilleri şeytan gömdü, her şey yalan, arkasındaki oyun büyük yeğen. Bütün dereler kurudu, bütün yeşiller soldu. Dolar yeşerdi iyice, o ayrı ama o da bizim cebimizde değil. Parasız, mutsuz, tuzsuz, eğlencesiz, suratsız, münasebetsiz varlıklara dönüştük. Daha da dönüşüyoruz. Mutasyon sürüyor.

Yiyen büyük, hem de çok büyük ama beslenen yok. Ye babam ye, zaman akıp gidiyor. Gençlik alından öpüp kaçıyor, dertler sorunlara, sorunlar yarınlara değiyor.

Ama hayat buna değmiyor.

Boşa geçmiş ömre hayat denir mi? Gençliğini göremeden solmuş çiçekler hangi cennete gider? Göl maya tutar mı? Ateşle suya yazılır mı? Can bedenden ayrılır mı?

Temiz bir son sayfa görmek istiyorum kitabımda. Son sayfayı kasıtlı boş bırakacağım. Oraya gelenin daha fazla okumasına gerek kalmayacak. Bitirdiğiyle kalacak. Bittiğinde kalacak orada. Belki de burada, şu anda.