Destur Yani Nagehan Hanım!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Televizyon kanallarında artık dinlemeye katlanamadığım iki kişiden biri Başbakan Erdoğan ise, ikincisi (adını bile anmak istemediğim) Nagehan Alçı’dır. Bu yeniyetme ekran gülündeki “cahil cesareti” beni çileden çıkarıyor! Sırtını siyasal iktidara ve patronu Aydın Doğan’a dayamış olmanın şımarıklığıyla, köpeksiz köyde değneksiz dolaşıyor. Atatürk’ten Fidel Castro’ya, Che Guevara’dan Mahir Çayan’a, sövüp saymadığı devrimci kalmadı. Anımsatmakta yarar var: Kocası da Taraf gazetesinde Deniz Gezmiş’e söverek işe başlamıştı. Demek ki bunlar karı-koca “şöhret” olmanın yolunu “zemzem kuyusunu kirletmek”te bulmuşlar! Dağarcıklarında bir şey olmayınca, tek marifetleri saldırmak, karalamak, hedef göstermek, tetikçilik oluyor! Dönem, onların dönemi! Egemenlerin çöplüğünde sağa sola horozlanmayı yiğitlik sanıyorlar. Ülkenin sahibi gibi davranarak bağa destursuz girmeye çalışıyorlar…

Destursuz” dedim de birden anımsadım.

Birkaç yıl önceydi…

Nagehan Alçı’nın bu sözcüğü kullanış biçimi beni çok güldürmüştü.

Kendisinin bilgi düzeyi konusunda ilk notumu da işte o gün vermiştim.

Şimdi yeri gelmişken bu konuya değinebiliriz…

* * *

Birileri itmiş olmalı ki medya ortamına “destursuz” dalan Nagehan Alçı, Akşam gazetesinde inciler döktürürken, bir yandan da başka yazarlarla takışarak ilgi odağı olmaya çalışıyordu. Nagehan Hanım’ın tosladığı kalemlerden biri de Hıncal Uluç’tu. Ne var ki, çok bilmiş yazarımız, Uluç’un Sabah gazetesindeki bir köşe yazısında çeviri yanlışı bulduğunu söylerken şöyle bir tümce kurmuştu:

“Uluç, Yeni Gün'ün 'alıntılama' sloganını yıllar sonra Erkekçe dergisinde de kullanmış! Orada da 'Bütün yazılar okunmaya, bütün resimler bakılmaya layıktır' desturundan hareket etmiş.”  (Akşam, 14 Kasım 2009)

Başkasının dil yanlışını sergilemeye çalışan Nagehan Hanım’ın düştüğü acınası duruma bakın!

Hıncal Uluç, “desturundan” hareket etmiş!

Olacak şey değil!

Uluç’a dil dersi vermeye kalkışan bu kibirli yazar, besbelli ki “destur” sözcüğünün anlamını bilmediğinden, onu “düstur”la karıştırmış. Arapça kökenli "düstur”un dilimizdeki karşılığı "genel kural"dır. Farsçadan gelen "destur" ise “izin, müsaade” anlamında kullanılır. Bu iki sözcük arasında, ses benzerliği dışında hiçbir anlam akrabalığı yoktur.

Bu duruma göre, Hıncal Uluç’un “destur”dan değil “düstur”dan hareket etmiş olması gerekiyor…  

Nagehan Hanım, Osmanlıcaya özenip bilgiçlik taslayacağına, doğru dürüst Türkçe öğrensin!

* * *

Cumhuriyet’e yakışmadı

‘CHP etle tırnak gibi kenetlenecek’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Partimizin önündeki hedef, artık iktidardır” dedi. Samsun’da yapılan CHP Atakum İlçe Kongresi’ne mesaj gönderen Kılıçdaroğlu, AKP iktidarında, hukuksuzluğun, yolsuzluğun, yoksulluğun ve işsizliğin büyük boyutlara ulaştığını belirtti. Halk Partililerin etle tırnak gibi kenetleneceğine ve Türkiye’yi AKP’nin karanlığından kurtaracağına içtenlikle inanıyorum” dedi. Atakum Belediyesi Eğitim ve Eğlence Merkezi’nde yapılan CHP Atakum İlçe Kongresi’ne katılan CHP Samsun Milletvekili Haluk Koç da “Laiklik ciddi bir tehdit altında ama ödlerinin korktuğu bir CHP var” şeklinde konuştu. Tek lise ile girilen seçimde Ali Ekber Bolat, CHP Atakum ilçe başkanı seçildi. Afif Demirkıran yazdığı mektuplarla yasayı savunurken, CHP’li Umut Oran, “Mektupları kendi görüşü, partisinin görüşleri olarak değerlendiriyorum. (CEMİL CİĞERİM)

***

Cumhuriyet gazetesinin 2 Nisan 2012 günlü sayısının 4. sayfasında yer alan bu haberin özellikle son satırları anlaşılır gibi değil. Hele Haluk Koç’un ağzından verilen, “Laiklik ciddi bir tehdit altında ama ödlerinin korktuğu gibi bir CHP var” tümcesi büsbütün anlamsız. Türkçede “ödlerinin korktuğu” diye bir deyim yok, dolayısıyla “ödlerinin koptuğu” denmesi gerekiyor. Ayrıca, haberde adı geçen Afif Demirkıran kim? Kendisiyle ilgili hiçbir açıklama yapılmadan, “Çağrılmayan Yakup” gibi birdenbire girmiş haber metnine! Kime mektup yazmış? Hangi yasayı savunuyor? CHP’li Umut Oran ne diyor? “Mektupları kendi görüşü, partisinin görüşleri olarak değerlendiriyorum” ne demek? Kendi görüşüyse, neden “partisinin görüşleri” olarak değerlendiriyor??? Öfff! Bir küçük haber bu kadar soru kaldırır mı kardeşim?                                                      

Haberin altında Cemil Ciğerim imzası var. Kendisi Cumhuriyet’in deneyimli bir muhabiridir. Böyle berbat bir metin hangi mutfakta üretildi, hangi editörün elinden geçti, çok merak ediyorum. Ama bunun Cumhuriyet’e hiç yakışmadığını söylemeliyim!

* * *

“Sağ kurtulmak”…

Günlük yaşamda anlamını hiç sorgulamadan kullandığımız yanlış söz kalıplarımız var. Sözgelimi, “sağ kurtulmak” bunlardan biri…

2 Şubat 2012 günü CNN Türk’te “Medya Mahallesi”ni izliyorum. Stüdyo konuğu, meteoroloji uzmanı (hava tahmin uzmanı) Bünyamin Sürmeli. Hava olaylarını anlatırken, ekranda bir altyazı beliriyor:

“Muş-Bulanık’a çığ düştü, 1 kişi öldü, 2 kişi sağ kurtuldu.”

Burada “iki kişi sağ kurtuldu” sözü çok anlamsız kaçıyor.

Çünkü adamlar kurtulmuşsa zaten sağdırlar.                                                                                                                                                                                   

Bir kazadan yaralı kurulabiliriz, kıl payı kurtulabiliriz ama “sağ” kurtulamayız!

Doğru anlatım şöyle olmalı: “1 kişi öldü, 2 kişi kurtuldu.”