Devlet, değerlerini taşerondan temin etmez!
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

MEB’in, Ensar Vakfı ile imzaladığı “Çeşitli Eğitim, Seminer ve Sosyal Etkinlikler Düzenlenmesine Dair İşbirliği” protokolü, AKP’nin bir türlü yer edinemediği sosyal alanı işgal planı dahilinde değerlendirilmelidir. AKP Genel Başkanı, sık sık iktidarda olduklarını ama sosyal alanda olmadıklarını dile getiriyordu. Ensar Vakfı’nın protokol çerçevesinde eğitim kurumlarında düzenleyeceği “sanatsal, sportif, sosyal, kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişimi desteklemeye yönelik eğitim, seminer, gezi, yarışma, kamp, yaz okulu gibi etkinlikler”le sosyal hayata adım atacaklarını umuyorlar.

AKP Genel Başkanı, bir süre önce "İhracat ve turizm gibi alanlarda iş dünyasının devlete yol göstericiliği sayesinde çok ciddi başarılar elde ettik. Aynı şekilde eğitim ve kültürde adım atmalıyız" demişti. İş dünyasının yol göstericiliğinde ekonominin durumuna bakıp 2009’dan beri dinci vakıf ve cemaatlere teslim edilen Eğitim Bakanlığı’nı kalıcı olarak onlara teslim etmenin sonucunu siz düşünün.

İhracat dibe vurmuş, turizm çökmüş; halinden memnun iş dünyası ise devletin sağladığı ayrıcalıklarla büyüyen bankalarla inşaat şirketlerinden ibaret. Yani, baskı karşısında sinmiş iş dünyasının devlete yol gösterdiği koca bir yalan. Eğitim Bakanlığı, Ensar’la imzaladığı protokolle, vakıf görünümlü şirketlerde örgütlenmiş mezhepdaşların eğitim kurumlarında cirit atmasını, uyduruk olduğu herkesçe malum iş dünyası başarısıyla meşrulaştırmaya çalışıyor. Eğitim konusunda devlete yol gösterecek Ensar Vakfı, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, ÖNDER gibi örgütlenmeler zaten devletin birer dairesi gibi çalışıyorlar. Onların katkısıyla eğitim bu hale geldi.

Evet, AKP siyasi ve ekonomik alanı kontrol ediyor ama bu parti ve ideolojisi kültür alanında yok. Eğitim ve kültürde adım atmak, bir yerden bir yere ulaşmak için adım atmaya benzemez: Sosyal alanda var olmak için Yasin değil şiir, öykü, roman okuyup yazacaksın; iki bin polisin arasından garibana artistlik yapmayacaksın, film artisti olacaksın; orakla heykele saldırmayacaksın heykel yapıp, heykeli dikilecek adam olmaya çalışacaksın; para değil, enstrüman çalacaksın, makamla değil, notayla müzik yapacaksın… Hayatı güzelleştiren ne varsa tahrip edip sonra da eğitim ve kültür alanında yokuz diye sızlanmak olmaz!

Dinciler eğitim ve kültürden anlamaz; hayata şekil veren bilim, sanat, kültür faaliyetlerinin üreticisi ve tüketicisi olamazlar. Bundan dolayıdır ki İslamcılar, siyasi iktidarlarını sarsan, muhalefetlerinin iktidar alanını işgal ediyorlar. Ensar Vakfı, “ülkemiz insanının manevî dinamiklerini zenginleştirmek, ilmi, fikri ve ahlaki yönden gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla” kurulmuş! Yurtlarında çocuklara tecavüz edenleri, “ahlaki yönden geliştireceği” solcular mahkemeye çıkarıyor! Bu vakıf ayrıca, vizyonunun dini değerleri öğrencilere aktarma olduğunu söylüyor. Eğitim Bakanlığı ise Ensar Vakfı’na, değerler üzerine kurduğu yeni müfredatı için öğrencilere kazandırılacak değerler sipariş etmiş! Bu resmen, İslamcıların dahil olamadıkları alanları işgalidir.

Başta öğrenci ve öğretmenler ile tüm halkımız şunu bilmeli; okulda öğrencilere kazandırılacak değerler, ortaklaştığımız kültürel unsurlardan olmak zorunda. Hangi değerlerin nerede nasıl öğretileceğine ise demokratik usullerle eğer varsa devlet karar verir. Kendi özel hedefleri için örgütlenmiş vakıf, dernek, şirket, kişi devletin bu faaliyetine burnunu sokamaz.

Eğitimin içeriğini oluşturma ve sunumu tamamen yasalarla devlete verilmiştir. Öğrenci ve öğrenci velisi, devlet dışında üretilmiş eğitim içeriklerini kabul etmek zorunda değildir. Devletin eğitim hizmetlerini taşerona devretmesi durumu, bu hizmeti alanlarla, hizmeti devlet adına sunan başta öğretmenler olmak üzere eğitim çalışanlarına direniş hakkı verir. Ben öğretmen olsam, öğrencimin yararına olmayan içeriklerin aktarıcısı olmam; öğrenci velisi olsam Ensarcıların çocuğumdan uzak tutulmasını isterim; öğrenci olsam herhalde okuldan kaçarım!

Bilim insanı Rektörlüğü hak eder, ilim adamı atanır!

Bilim insanı, rektörlüğü istediğinde atanabileceği bürokratik bir memurluk olarak görmez; bilimsel faaliyete katkısı olacaksa kendisine yapılan teklifi değerlendirir. Diyanet İşleri Başkanlığından ayrılan Mehmet Görmez, rektör olmak istiyorum diyor ve oluyor. Bu bir çelişki değil, çünkü bu zat bilim insanı, atanacağı yer de üniversite değil. Problem yok, olsun, zaten kendileri de ilim yapmak istiyorum diyor!