Devlet ‘Fa’ sesi veriyor duymuyor musunuz?
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL

Diktatör, elindeki sopasıyla nota sehpasına vurarak kitleyi susturduktan sonra parçanın tonunu dikte etmek için ‘fa’ sesi verdi. Artık faşizmin ‘fa’sı ile başlayacağız yaşamın ritmine ve yine faşizmin ‘fa’ sesiyle bitireceğiz yaşamın ritmini. ‘Fa’nusların içindeki ‘fa’reler gibi kemireceğiz ömrümüzü. Diktatörün yazdırdığı partisyonun porte çizgileri, tutsaklığın dikenli tellerine dönüşecek çok geçmeden. Faşizm, her yanı kaplayan ve kulakları sağır eden ‘fa’ sesi ile bastırmak istiyor tüm tonları.  Talking Heads’in meşhur parçası Psycho Killer’ın  bol ‘fa’lı nakaratı, kaçıp gitmenin daha iyi olduğunu söylese de (“fa fa fa far better/run run run run away”) tüm kaçış yolları tutulmuş olacak. Sanat, kültür, bilim, edebiyat; hangi yola girersek girelim, hep eve, yani asıl tona, faşizmin ‘fa’sına çıkacak bütün yollar.  Ve “Aynanın İçinden” kitabında Alice’in durumuna düşeceğiz: ‘“Off bu çok kötü işte!” diye haykırdı. “Böyle yol kesen bir ev daha görmedim! Hiç!”’

Üst kimliklere sıkışmak
Faşizmin ‘fa’sı, diğer tüm sesleri bastıran egemen ton, burjuva aklının tikel ile tümel arasında kurduğu ilişkinin tikeline denk düşüyor. Tikel-tümel ilişkisi, yaşamın akışından soyutlanmış ve kimliklendirilmiş varlıkları, yeniden ve yeniden soyutlayıp hep üst kimliklerin içine sıkıştırma yöntemidir.  Burjuva zihniyeti tikel ile tümel arasında sıkıştırdığı kimlikli varlıkları ölü nesneler gibi serbest piyasanın raflarında manipüle ederken ya da diğer tonları kendi egemen tonu lehine kullanırken, faşizm diğer tikeller arasında bir tikeli, kendisini bir yaşama tarzı olarak dayatır ve diğer tüm tikelleri ya da tonları yanılsamalar olarak tamamen iptal eder.

Farkında mısınız? Faşizm ve burjuva aklı ortak bir şeyi paylaşıyorlar; o da canlılığından arındırılmış ölü kabuklardır, tikellerdir. Burjuva aklı, sabit nitelikleriyle tanımlanmış tikeli tümelin içinde soğurdukça evrensel olduğunu iddia ediyordu. Faşizm ise evrensellik iddiasından vazgeçerek tikelin, yani ölü kabuğun üzerinde kurar tüm sistemini. Burjuva aklı soyutlarken, tümel lehine çokluğu görünmez kılacaktır. Faşizm ise kendisini bir tikel olarak dayatarak çokluğu bastırıyor ve imha ediyor. On iki ton bestecisi Anton Webern, tonaliteyi “bir form yaratma, bütünlük sağlama aracı” olarak tanımlıyor;  burjuva zihniyetinde belirli bir tonda yazılan parçalar, bu temel notadan zaman zaman uzaklaşsa da hep aynı tona geri dönüyor. Faşizmde ise artık diğer tonların ortadan kaktığını ve egemen tonun yaşamı tek sesli bir cehenneme çevirdiğini görüyoruz.

Egemen tonu yok etmek
Burjuva aklı tikel ile tümel arasında sıkıştırdığı gerçekliği bir yelpaze gibi elinde tutar; faşizm ise bu yelpazeyi kendi tikeliyle zımbalayarak tüm çokluğu sonsuza kadar hapseder. Radikal “sol”un önermesi ne olmalı peki? Burjuva ve faşist zihniyet, her ikisi de sabit nitelikleriyle tanımlanmış ölü kabuklara yaslandıkları ölçüde birbirine benzer. Radikal solun ise ölü kimlikler, “tikeller” üzerinden tanımlanmış siyaseti reddederek, gizil güçleriyle sürekli oluş hâlini yaşayan “tekillik”lere yaslanması, yelpazenin kıvrımlarında tutsak kalmış çokluğu özgür bırakması gerekiyor. Bir çokluk düzleminde yan yana gelen bu tekillikler, artık egemen tonun kalmadığı, sürekli dalgalanan bir ton denizinde bulacaklardır kendilerini. Ve Webern de on iki ton müziğine ulaşmaya çalışırken yaşamıştı bunu: “Önceleri gene eninde sonunda eve, asıl tona dönülüyordu; ama yavaş yavaş öyle uzaklara gidilmeye başlandı ki artık temel tona dönmeyi gerektiren bir duygu kalmadı.”

Temel ton, tikellere, ölü kabuklara yaslanan burjuva ya da faşist devlettir. Agamben, gelmekte olan yeni siyasetten, “devlet ile devlet-olmayan (tekillikler) arasındaki mücadele”den bahsederken on iki ton müziğini duyumsuyordu belki de.  Devletler tarihi, faşizmin “fa”sının egemen tona dönüşmesi tarihidir. Devlet yine “fa” sesi veriyor, duymuyor musunuz?