Devlet otoritesi
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

Adına ‘Hayata Dönüş’ denen operasyonun, Bayrampaşa Cezaevi’ndeki kısmını yürüten, o dönem Albay olan Burhan Ergin, şimdi 12 kişinin ölümüyle ilgili açılan davanın sanığı.

Davanın son duruşmasında “Bu dava, bazı mağdurlar ve avukatlar tarafından siyasi bir konuma sürüklenmiştir” dedi.

Ardından da siyasi bir savunma yaptı.

Ergin’in savunması, bürokrasinin devlet zihniyeti çerçevesinde nasıl işlediğinin de detaylı bir anlatımıydı.

Operasyon yaptıkları mahpusların “terör mahkûmu olduklarını” birkaç kez hatırlattı, hatta örgüt yöneticiliğinden mahkûm olmuşlar için, “Cezaevinden sağ çıkma ihtimalleri olmadıkları için lider kadroların kaybedecekleri bir şeyleri yoktu” dedi.

Oysa operasyona maruz kalan mahpuslardan Özkan Pekgüleç, kaybetmekten korktukları bir hayatları olduğunu anlattı duruşmada:

“Biz o gün ölümden döndük. Operasyonu yapanların tümü bizi o gün öldürmeye gelmişti, pompalı tüfekler, silahlar, gazlar kullanıldı. Operasyon bitirilmiş gibi bir izlenim verildikten sonra havalandırmaya çıktık ve ondan sonra üzerimize ateş edildi. Havalandırmaya çıkıp ellerini kaldıran insanlara ateş edildiğini gördüm, havalandırmanın ortasında vurulan 3-5 kişiydi. Sırtımdan yaralanmıştım, benden çok ağır yaralılar vardı ve ölüyorlardı.”

Ergin ise ifadesinde, cezaevindeki mahpuslardan ‘saldırgan canavar’ diye bahsetti: “F tipine geçişi mutlaka engellemeleri gerekiyordu, bu maksatla köleleştirdikleri hükümlüleri birer saldırgan canavara dönüştürüp güvenlik kuvvetlerine saldırtmışlardır.”

Yani onun için tüm olup biten, “devlete başkaldıranlara karşı, devlet otoritesini tesis etmekten” ibaretti. Altı kadının yanması, altı kişinin de vurularak öldürülmesi, operasyon detayıydı.

Zaten operasyonda da kendisine verilen emirleri uyguladığını söyledi, büyük bir rahatlıkla: “Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan imzalı harekât emrinde [Tufan] devlet otoritesini tesis etmek birinci vazife olarak verilmiştir. Operasyon kararını devlet aldı, Milli Güvenlik Kurulunda görüşülmüştü.”

Amaçlarına ulaştıklarını da ekledi:

“19 Aralık 2000 tarihinde 17 cezaevinde örgüt baskısı ve tehdidi ile 284 hükümlü ve tutuklu ölüm orucundaydı, bir yıl sonra 19 Aralık 2001’de bu sayı 154’e indi, bilahare de sıfırlandı. Yani operasyon can kayıpları dışında amacına ulaşmıştır.”

Ergin’in “bilahare sıfırlandı” sözünden kastı, açlık grevine giren 100’den fazla kişinin ölmesiydi.

Devletin ölüleri saymadığını çok net açıkladıktan sonraysa, mahpusları ‘insan olarak gördüklerini’ ileri sürdü: “Bizim mahkumlara bakış açımız onları insan olarak görmek ve insani olarak yaklaşmaktır, bu değerler çerçevesinde tüm personelimizi bilgilendirmiştik. Elimizde olmayan nedenlerle cezaevinde bazı can kayıpları ve yaralanmalar olmuştur, bunlardan doğal olarak üzüntü duyuyoruz ancak bu sonucu doğuran nedenler dikkate alınmalıdır.”

Davanın zamanaşımına uğramasına beş kala, devlet mensuplarının ‘insan’dan kastının ne olduğunu 17 yıllık bir hikâye üzerinden anlatmış oldu, eski komutan.

Bu bakışa inat, insanlık onuruna yaraşır bir yıl olsun.