Devlet ve insan ilişkisi
27.07.2018 09:47 KÜLTÜR SANAT

devlet-ve-insan-iliskisi-492333-1.

İBRAHİM YAZICI

Sanat devlet ilişkisinin nasıl olması gerektiğini sorgulamadan önce devlet insan ilişkisi üzerinde düşünmenin yerinde olacağı kanaatindeyim. Devlet mi insan için olmalı yoksa insan mı devlet için olmalı?

Şüphesiz ki aydınlanma çağının Avrupa insanına en büyük katkısı halkın kral ya da kilisenin tebaası olmak yerine birey olması fikrinin ortaya çıkmasıdır. Böylelikle eskiden krallığın bekası için var olan halk yerine halkın medeni bir şekilde hayatını sürdürmesi devletin var olması gündeme gelmiş neticesinde de Cumhuriyet rejimi benimsenmiş ve halkın medeni şekilde yaşamasını amaçlayan bu sistemde sosyal devlet anlayışı kabul görmüştür. Buna göre halkın ödevi seçimlerde oy kullanmak ve vergi vermek iken devletin ödevi halkın sağlık, eğitim gibi ihtiyaçlarını karşılamak, adalet ve güvenliği tesis etmek nihayetinde insanın insanca yaşaması için gerekli ortamı sağlamaktır. Sanat şüphesiz ki insanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran en önemli olgudur. Devlet nasıl ki karşılıksız olarak eğitim, sağlık ve adaleti destekliyorsa sanatı da desteklemelidir. Ancak sanatın da aynı adalet gibi tarafsız ve özgür bir şekilde yol alması varlığını sürdürmesi için önemlidir. Nasıl ki taraflı hakimlerin vereceği kararların adil olmasını kabul etmek imkansızsa özünde düşünce ve ruh özgürlüğü olan sanatın da aynı şekilde tarafsız biçimde yönetilmesi gerekmektedir.

Değişim dalgası

İçinden geçilen ve devlet düzeninin baştan sona değiştiği şu günlerde devletin desteğinde yürümekte olan sanat kurumları da bu değişimden nasibini almakta. Aslında işin özünde değişim iyidir ve statükoculuk ve sanatın yan yana gelmesi dahi düşünülemez. Bu nedenle bu değişim dalgası son derece yapıcı bir biçimde kullanılabilir. Yıllarca hizmet verdiğim ve işleyişini çok iyi bildiğim gerek devlet operası gerek devlet senfoni orkestralarında pek çok kıymetli sanatçı yer almakta ancak mevcut sistemin bu kişileri gereğince verimli kullanmadığı ve kurumların da yönetsel zafiyetlerden ötürü halka yeterince ulaşamadığı muhakkak. Belki pek çok iyi niyetli ve çalışkan yönetici bu kurumların idaresinde bulunduysa da bürokrasinin çarkları bu kişilerin hareket kabiliyetini ellerinden aldığından yeterince faydalı işler yapamadıklarını da açıklıkla dile getirmek isterim. Öncelikle güncel kanunlara göre yöneticilerinin sanatçı olması gerektiği ibaresi değiştirilmeli ve bu kurumlar sanat kurumu yöneticiliği ve işletmecilik eğitimi almış kişiler tarafından yönetilmelidir. Tabii ki bu kişiler de sadece ve sadece liyakat anlayışına göre belli bir süre için seçilmeli ve proje üretmelidirler. Bu tarz kurumlar siyasi arpalık olarak görülürlerse bu değişiklik hiçbir işe yaramaz. Tabii ki bu kişiler kurumlarda oluşacak sanat temsilcileri ve kurullarıyla işbirliği içinde çalışmalıdırlar. Bu kurumlara verilen bütçenin de daha özgür şekilde kullanılabilmesinin de yolu açılmalıdır.

Besteciler de desteklemeli

Operalar ve orkestralar sadece bulundukları şehirlerde değil çevre illere de hizmet götürebilecekleri şekilde ödeneğe sahip olması sağlanırsa işgücü çok daha verimli şekilde kullanılabilir. Devlet sadece icracıları değil bestecileri de desteklemeli ve onlara eser siparişi vermelidir. Unutulmamalıdır ki icracı ne kadar iyi olursa olsun besteciyle mukayese edildiğinde ortaya koyduğu icra yabancı patentle yapılmış üretim gibidir.

Bizim milli sanatımızı ortaya çıkaracak kişiler bestecilerdir. Onlarla yapılacak işbirliği muhakkak ki çok önemlidir. Yeni sistem yaratırken Amerika’yı yeniden keşfetmek yerine başarılı şekilde yıllardır yürüyen sistemler ülkemiz için adapte edilebilir ya da uluslararası başarı ve tecrübe sahibi sanatçılarımızın bilgisine başvurulabilir. Muhakkak ki ülkesini insanını seven ben dahil pek çok meslektaşım mesleki birikimini ülkesinin ilerlemesi için paylaşmaktan asla kaçınmayacaktır.

Son olarak o ya da bu sebeple gerek devlet otoritelerinin uyguladığı sansür gerek sanatçıların uyguladığı oto sansürün uzun vadede dönüşü asla olumlu değildir. Bugün olmasa bile yakın bir gelecekte tarih sansür uygulayanları asla affetmez. 1930’larda kendi ülkesinde konser veremeyen Yahudi müzisyenler ya da Sovyet rejimine sempati duymayan nice Soyvet müzisyen bir şekilde seslerini dünyaya duyurduklarında bu durumdan ötürü sıkıntıya düşen bu rejimler ve yöneticileri olmuştur. Unutmayalım ki hepimiz aynı geminin yolcularıyız ve toplumsal başarıya hep birlikte ulaşırız.

Devamı yarın