Devletin parsellenmesinin beraberinde getirdikleri
10.03.2018 09:22 GÜNCEL
Birinci MC dönemi içinde her bir koalisyon partisi kendi bakanlığında kadrolaşmaya gitmiş, “devletin parsellenmesi” terimi işte bu uygulamalar çerçevesinde ortaya çıkmıştır

FUAT ÖZDİNÇ - Akademisyen

Türkiye’de Milliyetçi Cephe düşüncesi, Türk sağının temel mottolarından biri olarak 1960’lı yılların sonunda ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu tarihten önce, örneğin Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi önerisi politik olarak karşılık bulmamıştır. 1960’lı yıllar sonrasında aşırı sağcı yazarların dile getirdikleri talep, belli bir politik karşılık da bulmuştur. Çünkü sağın farklı kanatları 1960’larda sanayi burjuvazisinin iktidarı ele geçirmesiyle, buna mukabil iktidar bloku içindeki farklı fraksiyonların da belirginleşmesiyle ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu fraksiyonların ayrışmasıyla siyasi partiler alanında şimdi de varlığını sürdüren parçalar oluşmuştur. Bu parçalanmanın ardındaki belirleyici güç ise yükselen sınıf mücadelesidir.

Açık faşizme giden yol Açık faşizme giden yol

27 Mayıs 1960 darbesi, iktidar bloku içinde hâkim sınıf olarak sanayi burjuvazisini öne çıkarmıştı. Sanayi burjuvazisi ise Sungur Savran’ın çok önemli kitabı Türkiye’de Sınıf Mücadeleleri’nde belirttiği gibi anayasada demokratik bazı hakların yazımını kabul etmek zorunda kalmıştır. 27 Mayıs hâkim sermaye birikim rejiminin değişimini tescil etmiş, modern anlamda talep ve çıkarları ile ortaya çıkan toplumsal sınıfları önderliği altında mücadeleye çağıran büyük burjuvazi de anayasa yazımında demokratik haklar yönünde taviz vermiştir. Bu dönüşümün, toplumsal mücadeleler alanındaki yansıması solun yükselişi olmuştur. Aynı zamanda, daha önce sağın tek ve merkez partisi olarak beliren ve tam da bu nedenle iktidar bloku içindeki tüm kesimleri içine almaya çalışan merkez sağdan, milliyetçi ve İslamcı kanatlar ayrışmaya başlamıştır. 1969’da MHP, 1970’te MNP ve 1973’te devamı MSP, 1970’te DP ve 1973’te CGP ortaya çıkmıştır. Bu partiler kompozisyonu 12 Mart ara rejiminin bitişini simgeleyen 14 Ekim 1973 seçimlerinin sonuçlarını etkilemiş, tek başına hiçbir parti iktidar olamamıştır. Sağ kanattan AP % 29.8, DP % 11.9, MSP %11.8, MHP %3.4, CGP % 5.3 oy alırken, CHP %33.3 oy almıştır.

devletin-parsellenmesinin-beraberinde-getirdikleri-437324-1.

İlk öneri
Sağ cephe önerisi, 1973 seçimlerinden hemen sonra DP lideri Ferruh Bozbeyli tarafından ortaya atılmıştır. Bozbeyli’nin tüm sağ partileri katmaya çalıştığı bu koalisyon önerisi kabul görmemiş, özellikle tarım eşrafını temsil eden bir partinin liderliğini kabul etmek istemeyen sanayi burjuvazisinin merkez partisi AP tarafından boşa çıkarılmıştır. Seçimlerden sonra 7 Şubat 1974’e kadar hükümet kurulamamıştır. Hükümet krizi ancak CHP-MSP hükümetinin kuruluşu ile bitecektir. Örneği nadir görülen bu sağ-sol koalisyon, hem partilerin politik program ve hedeflerinin farklılığı hem de pragmatist bir politikacı olan Ecevit’in Temmuz ve Ağustos 1974’te giriştiği Kıbrıs Harekâtını oya tahvil etmeye çalışmasının yarattığı gerilim yüzünden 18 Eylül 1974’te Başbakanlıktan istifa etmesiyle sona erer.

1974 sonbaharından Birinci Milliyetçi Cephe Hükümetinin kurulduğu 30 Mart 1975’e süren dönemde hükümet krizi ortaya çıkar. Başlangıçta Ecevit’in istifa ettiği hükümet, sonrasında da cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün bir ara dönem hükümeti kurmakla görevlendirdiği Sadi Irmak’ın 29 Kasım’da güvenoyu almadığı halde devam etmek zorunda kaldığı hükümet ülkeyi yönetir. Çünkü sağ kanat partilerin DP dışındaki milletvekili sayıları hükümet kurmaya yetmemekte, DP ise AP önderliğini kabul etmediği için koalisyona yanaşmamaktadır. Hükümetsiz bu 7 ay, ayrıca sağın tüm kanatlarıyla AP tarafından konsolide edildiği bir dönemdir. AP lideri Demirel, bu 7 aylık süre boyunca hem sağ kanat partileri kendi liderliğine ikna etmiş hem de kendi partisinden ayrılan DP’yi parçalamıştır. Süren hükümet bunalımını çözmek isteyen Korutürk, hükümet kurma görevini nihayet Demirel’e verdiğinde, DP içindeki aşırı sağcı Saadettin Bilgiç ve Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy’un önderlik ettiği 9 kişilik ekip DP’den istifa ederek yeni kurulan MC Hükümeti’ne destek vermiştir. 30 Mart 1975’te kurulan yeni hükümet, 12 Nisan 1975’te TBMM’den 218 oya karşı 222 güvenoyu almıştır.

Birinci MC Hükümeti, bir cephe hükümeti olarak kurulduğu için monoblok bir yapı göstermemiştir. Cephe düşüncesinde hemfikirdirler, ancak bu cephe ile hangi misyon sahiplenilecektir? Tüm partilerin birlikte karşı çıktıkları temel olgu solun yükselişidir. Solun yükselişini milletin değerlerinin inkârı, yabancı ideolojilerin ve devletlerin emellerine ulaşması olarak okuyan MC partileri, 12 Mart olağanüstü rejim koşullarında yerine getirilmeyen bir görev olarak addettikleri solun durdurulması üzerinde mutabakata varmışlardır. Öyle ki hükümet sürerken MHP’nin sokak şiddetine yönelik muhalefetin yaptığı eleştirileri Başbakan Demirel “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” sözüyle karşılamıştır. Birinci MC hükümeti kurulduktan sonra da sağ partiler seçmen tabanlarını sol korkusu üzerinden etkilemeye çalışmıştır.

devletin-parsellenmesinin-beraberinde-getirdikleri-437327-1.

Kadrolaşma meselesi
Birinci MC dönemi içinde her bir koalisyon partisi kendi bakanlığında kadrolaşmaya gitmiştir, “devletin parsellenmesi” terimi bu uygulamalar çerçevesinde ortaya çıkmıştır. En önemli kadro genişlemesi polis teşkilatında olmuştur. Polis teşkilatının partizanlaşması eleştirileri tüm dönem boyunca toplumsal muhalefetin gündeminde kalmıştır. Sadece polis teşkilatı değil, devlet kadrolarının tümünde etkili olan bu partizanlaşma muhalefet tarafından çok eleştirilmiştir.

devletin-parsellenmesinin-beraberinde-getirdikleri-437325-1.

Sola karşı MC
Birinci MC Hükümeti, iki kutuplu soğuk savaş ortamında yükselen sol dalgaya karşı çıkmak amacıyla ortaya çıkmış, merkez sağın konsolidasyonuna yaramıştır. Bununla beraber iktidar bloku içindeki parçalanmayı giderememiş, toplumsal muhalefetin yükselmesini engelleyememiştir.

Birinci MC Hükümeti, devlet aygıtına hâkim olmak yolunda büyük aşama kaydetmiştir. Bunun yolunu devlet personelini kendi yandaşlarından seçme olarak belirlemiştir. Devlet kadrolarındaki bu hâkimiyet, belli devlet kurumlarında belli partiye bağlı olanların çoğunlukta ya da belirleyici olması sonucunu yaratmıştır. Ancak bu durum, kesinlikle sağ akımların kendi aralarındaki çatışmalara yansımamıştır. Devlet kurumlarına hâkim olan söz konusu dayanışma ağı ve kadroların niteliği, 12 Eylül Darbesi sonrasında ve 90’larda milliyetçiliğin ve İslamcı muhafazakârlığın yükselişinde önemli bir destek olacaktır. 90’larda siyasi dalga milliyetçilikten ve daha sonra da İslamcı muhafazakârlıktan yana dönünce, devlet aygıtında hiçbir zorlama ile karşılaşılmamıştır.
Birinci MC Hükümeti, sol dalganın yükselişini durduramamış ancak iktidarını durdurmuş ve engellemiştir. Sol dalganın yükselişine koşut olarak gelişen hegemonya bunalımını olağanüstü rejime çevirmeden, siyasi rejim içinde kalarak çözmeye çalışmıştır. Bunu büyük ölçüde devlet aygıtını kadrolaşma politikası ile partizanlaştırarak, kitlesel ve bireysel şiddete karşı seçmeci bir duyarlılığa sahip olarak, solu ve muhalefeti kriminalize etmeye çalışarak ve kendi toplumsal desteğini tahkim ederek yapmaya çalışmıştır.

Birinci MC Hükümeti modeli sağ için önemli bir deneyimdir. Türk sağı, hegemonya krizinde fraksiyon çatışmasına rağmen sola karşı ortak hareket edebilmiştir. Bu birlik modeli, sağ hükümetlerin daha sonraki kuruluşlarında da egemen olmuştur.

***

devletin-parsellenmesinin-beraberinde-getirdikleri-437326-1.

Neler yaşandı?

Sağ siyasetin sokak şiddetini bir egemenlik aracı olarak kullanması bu dönemin karakteristiğidir. Solun her yerde güçlenmeye başlamasıyla sendikacılara, öğrencilere, işçilere yönelik şiddet eylemleri çoğalmıştır. Özellikle CHP lideri Ecevit’in katıldığı mitinglere seri biçimde saldırılar düzenlenmiş, İzmir Çiğli havaalanında kendisine yönelik bir suikast denemesi gerçekleştirilmiştir. 1977 yılına gelindiğinde bu şiddet dalgası tümüyle ülkeye yayılmış durumdadır. 1978 yılındaki bir Senato raporunda, 1977 yılında 751 bombalama, 142 banka soygunu ve 262 insanın ölümden söz edilmektedir. Bu şiddet dalgasının yarattığı meşruiyet krizinin yanı sıra koalisyonu oluşturan partilerin kendi aralarındaki mücadele de yeni seçimlere gitmeyi gerekli kılmıştır. 5 Haziran 1977 yılında da seçim yapılmış ve İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’ne giden süreç başlamıştır.