Devletle uğraşmanın zorluğu!
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL

Tarık Akan’ın ölümü sol içerisindeki derin çatlağı bir kez daha su yüzüne çıkardı. Liberal solcuların bir bölümü cesaretlerini toplayıp, Tarık Akan’ın içlerine sindirmedikleri “devletçi yönünü” öne çıkararak devrimciliğini sorguladılar. Öyle ya orduya yönelik duyarlılığı olandan devrimci olamazdı! Yanıtlar gecikmedi; farkı kesimler farklı saiklerle bu liberal eleştiriyi yanıtladılar.

Tarık Akan’ın devrimciliğini savunmayı gereksiz buluyorum; yaşamı ve yaptıkları gerekli yanıtı veriyor. Ama üzerine gidilmesi gereken temel bir mesele var; memleketin hali ortadayken, solun içinde var olan çatlak ve bölünmeler niçin derinleşiyor?

Çok sayıda neden bulabiliriz; ancak ben bir tanesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bugün solu Kürt sorunundan, siyasal İslam ve muhafazakarlık karşısında takınılan tutuma kadar bir dizi konuda derinden bölen temel neden devlete bakıştır.

Bu konuda çatlağın iki tarafında kalanların devlete bakışlarında esaslı bir farklılık var. Daha doğrusu var gibi görünüyor. Nedir bu fark? Bir kesim devlet merkezli düşünüyor; ulus(al) devleti tehdit altında görüyor ve Kürt hareketi ve dinci muhafazakarlık karşısında devleti savunan bir stratejiyi benimsiyor. Çatlağın karşı yakasında, “ceberut devlet” algısı ve onun karşısına konulan “bastırılmış sivil toplumu” sahiplenme arzusu var. O nedenle geçtiğimiz dönemde Kürt hareketi ve muhafazakar projeyi sivil toplum alanından ceberut devlete karşı bir başkaldırı ve demokratikleşme fırsatı olarak algılayıp, desteklediler.

Devrimcilik ve solculuğun turnusol kağıdı haline getirilen bu sorunlar karşında aldığınız tutum sizi, bu kesimlerin gözünde ya bir tarafa, ya da diğer tarafa düşürüyor. Sorun kişilere yönelen bu testlerle sınırlı kalsa durum belki idare edilebilir. Ancak toplumsal ve siyasal düzeyde bu ayrışmadan kaynaklı derin bölünme bu soruna duyarsız kalmayı imkansız hale getiriyor.

O yüzden, bu soruna yönelik kapsamlı bir tartışmaya ihtiyaç var. Bu noktada temel bir soruyu sormak gerekiyor; acaba tartışma ve bölünmenin merkezinde yer alan devlet tahlili doğru bir eksene oturuyor mu?

Kısa yoldan fikrimi söyleyeyim; her iki tarafın da devlet tahlilinde önemli sorunlar var. Üstelik bu sorunların ayrı ayrı tahlili de gereksiz, çünkü çatlak ve ayrışmanın büyüklüğüne karşın, ironik biçimde, iki tarafı birleştiren aynı devlet tahlilinden hareket etmeleri. Her iki anlayışta devleti kendi başına bir güç, bütünlüğü olan bir iktidar odağı ve kendine özgü bir aklı olan kurumlar bütünü olarak görüyor. Aralarındaki fark birinin bu devlet aklına iyilik, diğerinin ise kötülük atfetmesi!

Son dönemin siyasal gelişmeleri her iki anlayışın bu ortak kabulünün, bu kabulü yapanları her gün biraz daha çıplak hale gelen tutarsızlık ve çelişkiler içinde bıraktığını göstermiyor mu?

Uzun süre AKP ve Cemaati ceberut devlete karşı sivil toplum içinden uyanan bir başkaldırı olarak görenlerin durumuna bakın; Cemaat’in geçen dönemde devletin en ceberut hücrelerinde nasıl örgütlendiğini 15 Temmuz’da tüm çıplaklığıyla gördük. AKP iktidarının devlet haline gelişiyle birlikte ortaya çıkan tablo karşısında sol liberallerin uğradığı hayal kırıklığı da ortada. Kürt cephesinde işlerin daha iyi olmadığı da açık; Kızılay’ın ortasında patlayan bomba konusundaki semptomatik suskunluğa ne diyeceğiz? PKK’nın örgütlenme ve iş yapış biçimi liberallerce devlet aklı olarak eleştirilen mantıktan ne derece farklı? O anlayış en büyük darbeyi Kürt hareketinin sivil kanadı HDP’ye vurmadı mı?

Durum böyle olunca bir bakıyorsunuz liberal solcuların önemli bir bölümü bir anda kendilerini eleştirdikleri devlet aklına benzer çalışan bir aklın yörüngesinde buluveriyor. Karşı tarafta, devlet aklına sahip çıkacağız derken, devlet tarafından cezaevlerine gönderilenlere ne diyelim?

O yüzden gerçekliği toplumsal/siyasal mücadelelerce belirlenen devlete bağımsız bir güç ve akıl atfeden iki kesimin bu yanılsamasının bir parçası olarak aralarında büyük bir siyasi fark olduğu varsayımı da bir yanılsama! Devleti özgün bir siyasi mücadele alanı olarak kavramak ama bunu yaparken bu özgün mücadele alanının büyük ölçüde toplumsal/siyasal güçler arasındaki mücadele ve dengeler tarafından belirlendiğini görmek gerekiyor. Bu bağı kurmadığınız zaman kendinizi en devletçi sandığınız anda liberalliğin, en liberal sandığınız zamanda devletçi bir mantığın yörüngesinde bulursunuz.

Sonra da düştüğünüz durumun yarattığı hırçınlıkla olsa gerek, Tarık Akan gibi bu çatlağın ötesinde düşünüp, yaşayanların devrimciliğini sorgulamaya başlarsınız! Gömleğin düğmelerini tümüyle açıp, yeniden ilikleme zamanı gelmiştir...