Devrimci kadın fotoğrafçı : Tina Modotti
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

Cihangir Sanat Galerisi 19 Temmuzdan beri devrimci kadın fotoğrafçı Tina Modotti'nin fotoğraflarına ev sahipliği yapıyor. "Yeni Bir Bakış" adlı sergi 15 Ağustos tarihine kadar açık. Modotti’nin çektiği fotoğraflar Meksika’nın günlük hayatını en yalın, en çarpıcı biçimde yansıtan belgeler olarak bilinir. Fotoğrafları için Meksika'nın belleği dersek abartmayız. Hem “Flor de Manita”, “Woman with Olla”, “Campesinos”’, “Bandolier, Corn, Guitar”, “Reading el Machete”, “Hands of the Puppeteer”, “May day March”, “Woman Carrying Jecapixtle”, “Mother and Child” gibi fotoğraflarını, hem de kısa ömrüne rağmen hayatını, mücadelesini ve özgürlüğünden taviz vermeyen yaşamını bilmemiz gereken Modotti, Ernest Hemingway’den Frida Kahlo’ya birçok insanın hayatında iz bırakmıştır. Laura Mulvey ve Peter Wollen, 1983 yılında çektikleri "Frida Kahlo and Tina Modotti" adlı kısa belgeselde iki sanatçının dostluklarını ve döneme etkilerini anlatırlar.

1896'da İtalya'da doğan Modotti'nin yaşam akışı; ekonomik zorluklar nedeniyle 1913 yılında ailesinin Amerika'ya göç edip İtalyan göçmenlerin yoğunlukta olduğu bir mahalleye yerleşmeleri ile farklılaştı. Entelektüellerin ve sanatçıların uğrak yeri olan mahallede Tina, zamanının büyük bölümünü tiyatro ve operaya ayırdı. Sürgündeki ressam Rafael Vera de Cordova, şair ve çevirmen Ricardo Gomez Robelo gibi pek çok entelektüel ve sanatçı ile tanıştı. Sonraları Edward Weston’dan fotoğraf çekmeyi öğrendi. Edward Weston ile duygusal bir ilişkiye girmesinin kısa bir süre sonrasında Tina, Meksika'ya gitmiş olan kocası Robo'nun bir hastalık sonucu öldüğünü öğrendi ve eşinin cenazesi nedeniyle Meksika'ya geçti. Daha sonraki gidişi 1923'de Weston'la birlikte oldu. Hayatı Meksika’yla birlikte tamamen değişti ve politik bir kimlik edindi. Dönemin en sağlam ve gerçekçi muhalif hareketlerinden birinin önemli bir parçası oldu. Fotoğraf sanatçılığında kendi üslubunu oluşturmak için ciddi çabalar harcadı.

Sonrasında Wetson'la duygusal birliktelikleri biten Tina, Meksika'daki sanatını siyasi bir sorumluluk duygusuyla toplumsal bağlam içine oturtuyordu. El Machette gibi oldukça radikal bir yayın içerisinde yer almaya başlayan Tina, Wetson'la politik olarak uyuşmazlığa düştü. 1927'de katıldığı Meksika Komünist Partisi'nde yaşamında çok önemli rol oynayacak olan iki kişiyle tanıştı. Bunlardan Vittorio Vidali faşist karşıtı bir sokak savaşçısıydı ve Meksika'ya Komünist Parti'nin öncü örgütlerini yeniden yapılandırması için gönderilmişti. Diğeri ise 25 yaşındayken Küba'da Gerado Machado'nun diktatörlüğünde gönderildiği hapishanede başlattığı ayaklanmayla adı solun Adonis'i olarak duyulan devrimci Julio Antonino idi. Bu dönemde El Machette için fotoğraf çekmeye başladı ve fotoğraflarındaki politik tercihleri belirginleşti.

1929 yılında yanı başında sevgilisinin (Julio Antonio Mella) vurulduğuna tanık olduktan sonra, Meksika’da barınamaz hale geldi. Cinayetle suçlanması yetmiyormuş gibi bir de Meksika başbakanına düzenlenecek bir suikasta karışmakla suçlandı. 1930’da Meksika’dan sınır dışı edildi. İspanya'ya geçtiğinde iç savaşa katıldı ve bir kızıl haç hastanesinde hemşirelik yaptı. Sonraları Berlin’de bir süre kaldıktan sonra Vittorio Vitali ile birlikte Sovyetler Birliği’ne gitti. Sergei Eisenstein ve Aleksandra Kollontay ile tanıştı.

Moskova, Tina'nın yaşamında yepyeni bir dönemin başladığı yer oldu. Burada fotoğraf makinesini bir daha eline almamak üzere bırakarak kendini tümüyle siyasal etkinliklere verdi. Vitali vasıtasıyla Lenin'in baş kalemi ve International Red Aid'in başındaki Yelena Stassova ile tanıştı. Stassova'nın kısa sürede güvenini kazandı ve o dönem faşist Avrupa'ya yönelik gizli görevlere terfi ettirildi. Tina, siyasi tutukluların savunulması için kullanılacak fonları teslim etmek üzere pek çok kez İtalya ve İspanya'ya gizli görevle gönderildi. Verdiği güvenle 1933'de Red Aid Örgütü'nün Yönetim Komitesi'nde göreve getirildi.

İspanya'daki iç savaş döneminde de aktif rol alan Tina, Madrid'te, yaralıların tedavi gördüğü hastanede çalıştı. Ateşli hafif silahları ve el bombalarının kullanılmasını öğrenmek amacıyla bir kadın birliğine katıldı ve askeri eğitim aldı. Cumhuriyetçilerin faşistlere karşı yenilmesi Tina'yı çok etkiledi ve İspanya'dan ayrılmak zorunda kaldı. New York'a gitmek istedi ancak ABD'ye girişi kabul edilmeyince Meksika'ya geçmek zorunda kaldı. Burada uzun çabaların sonunda 1930'daki sürgün kararını geçersiz kılmayı başardı. Meksika'da da devrim rüzgarları durulmuştu. O da siyasi etkinliklerine Meksikalı sürgünlere yardım ederek sürdürdü. 1927'den itibaren Meksika Komünist Partisi'nin üyesi olarak çalışmaya başladı. Özellikle antifaşist ve enternasyonal dayanışmanın örgütlenmesinde önemli roller üstlendi. İtalya'da, 1922'de faşist Mussolini'nin terör rejiminden kaçmak zorunda kalan binlerce antifaşist sürgündeyken de Tina, İtalya'daki devrim mücadelesine özel bir ilgi ve sorumluluk duydu. Tina bunlarla da kalmadı, "Amerikan Antiemperyalist Ligası"nın da üyesiydi. Sandinist devrim için dayanışma mücadelesi örgütleyen "Nikaragua'dan elinizi çekin" isimli örgütte de faaliyet yürüttü. Sacco ve Vanzetti'nin idamlarını engellemek için 1927 yazındaki enternasyonal kampanyada da ön saflardaydı.

Vidali'nin Meksika polisi tarafından tutuklanarak sorgulanmaya götürülmesi Tina'yı son derece olumsuz etkiledi. Vidali'nin serbest bırakılmasının hemen ardından da şiddetli bir depresyona girdi. 5 Ocak 1942'de arkadaşlarıyla gittiği bir akşam yemeğinin dönüşünde geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Şu an Meksika’da, Meksico City’yi tepeden gören Dolores mezarlığında yatıyor.

Sanat Tarihine “Meksika’daki ilk devrimci fotoğraf sergisi”ni açan ve devrimi fotoğraflayan kadın ve modern fotoğrafın öncüsü olarak damgasını vurdu.

Adına Pablo Neruda'nın şiir yazdığı bu devrimci kadın fotoğrafçı hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler Agora Yayınları'ndan çıkan "Devrimci Fotoğrafçı Tina Modotti" adlı kitabı alsınlar ve 25 fotoğraftan oluşan sergisini mutlaka 15 Ağustosa kadar Cihangir Sanat Galerisi’nde görsünler.

Sanatın yaşamında ne gibi bir yere sahip olduğunu ve politik tavrı ile nasıl birleştirebileceğini çok önceden gören Tina, Weston'a 7 Temmuz 1925 tarihli bir mektupta şunları yazdı;

"Senin bir zamanlar bana tavsiye ettiğin gibi, sanat probleminde kendimi kaybederek -yapamayacağımdan değil- yaşamın problemini çözemem; yaşam probleminin sanat problemini zorlaştırdığını hissediyorum (...) Benim durumumda yaşam daima, sanatın zorluk çekeceği bir egemenliğe sahip olacaktır. Sanattan her türlü yaratmayı anlıyorum. Bende yaşam unsuru sanat unsuruna göre daha güçlü olduğundan, bana varolanla yetinmem ve bundan mümkün olanın en iyisini yapmam gerektiğini söylerdin. Fakat olduğu gibi yaşamı -çok kaotik ve çok bilinçsiz- kabul edemem, benim direncim ve mücadelem buradan ileri gelmektedir. Sürekli olarak, yaşamı benim duygularıma ve ihtiyaçlarıma uygun hale getirmeye çabalıyorum, başka sözlerle, yaşamıma çok fazla sanat, çok fazla enerji koyuyorum ve bu yüzden, sanata daha fazlasını veremem."