Devrimci Tarık Akan
ONUR BEHRAMOĞLU ONUR BEHRAMOĞLU
O eylemliliğin, o büyük ve onurlu yürüyüşün parçasıdır Tarık Akan, resmi ideolojinin savunucusu değil devrimcidir, bizden biridir

ONUR BEHRAMOĞLU / @onurbehramoglu

Tarık Akan aramızdan ayrıldığında, “Hep resmi ideolojiyi savundu, nasıl devrimci olabilir ki?” diye sordu bazıları. Üzüldüm, sinirlendim, ciddiye aldım, düşündüm. Güzel rastlantı, Birleşik Haziran Hareketi’nin davetiyle 4 Ekim’de Kadıköy-Yeldeğirmeni Mahalle Meclisi ile buluşup Tarık Akan’ı anlattım bir saate yakın, birlikte ‘Yol’u izledik sonra. Katılımcı dostlar da benzer sözlerden dolayı incinmiş, kederlenmiş, bir şey yapmak istemişler de öyle örgütlemişler geceyi. İçimize sinmeyen, canımızı acıtan, ruhumuzu örseleyen şeylerin kine, şiddete değil gerçeği araştırmaya vesile olması ne güzel…

Yeterince yazılıp çizildi ya, yine de tekrarlayalım: Zirvedeyken isyan bayrağını dalgalandırıp salon filmlerine veda etmeyi seçmişti Tarık Akan. Yakışıklı prens rollerine sığmıyor, parçalamak istiyordu kendisine biçilen kaftanları. Nasıl devrimci olabilir insan? Tam da böyle, bu şekilde, kendini yıkıp yeniden yaratma cesareti göstererek. Bir buçuk yıl iş bulamamış, “Aç kalacaksın, benim dediğimi yapacaksın” diyen Ertem Eğilmez’e boyun eğmemiş, mücadeleyi kazanmıştı. “Ruha gelince / tanıyacaksa kendini / bir başka ruhun / derinlerine bakması gerek” der Seferis, o da öyle yapmış, Vasıf Öngören’e, 1984 yılında ani bir kalp krizi ile henüz kırk altısındayken yaşama veda edecek devrimci sanatçımıza bakmıştı.

-“Ne öğrendiniz Vasıf Öngören’den?”

-“Her şeyi, ama her şeyi.”

Nasıl devrimci olabilir insan? Her şeyi bir başkasından öğrendiğini apaçık söyleyerek, milyonların sevgisiyle kabarıp koca harflerle ‘BEN’ diyebilecekken tevazu gösterip kadir kıymet bilerek.

Başkaldırı bir anda zuhur etmiş görünse de kökleri derindedir. Kendi payıma, Tarık Akan’daki değişimin izlerini ilk olarak 1974 yılının ‘Kanlı Deniz’inde görürüm. Ahmet Kaptan rolünde hâlâ temiz yüzlü, kalpleri fetheden güzellikte bir genç delikanlıdır lakin şımarık zengin çocuğu değil kılıçbalığı avcısıdır, emekçidir, ekmek kavgasındadır şimdi. Sevdiği kızın babasının borçlarını ödemek için av mevsimi kapanmadan vurması gereken üç kılıçbalığını mutlaka vuracağını söylediğinde, baba Veli Reis “Büyük laf etme, inşallah de” sözleriyle uyarır onu. Yanıtı, Tarık Akan’ın yakın geleceğindeki değişimin perdedeki ilk sözlü işaretidir: “İnşallah… Ama vuracağım o üç balığı.” Başkaldırı engellenemeyecektir artık.

Ertem Eğilmez’e diklendiğinde, sevdalısının diğer talibinin babası Hamdi Reis ile kızın babası Veli Reis’in diyalogları geçmiş midir ki hatırından?

-“Bana bak Veli Reis. Sen bizi bilirsin. Benim oğlum tuttuğunu koparır zira benden öyle gördü.”

-“Sizi bilirim Hamdi Reis. Paranız var, gücünüz var, arkanız, dayınız var. Ama biz de kendimize göre biziz işte. Siz de bizi bilirsiniz.”

1978’de Yavuz Özkan’ın ‘Maden’ filminde başrolleri Cüneyt Arkın’la paylaşarak Yeşilçam’ın büyük film şirketlerinin ambargosunu kırarken, sendika lideri İlyas’a değil, ona hayran fakat henüz yeterince bilinçlenmemiş Nurettin’e hayat verişi, kendi macerasının yansıması gibidir. İlyas’ın kararlı, dimdik, tavizsiz duruşunu desteklemek, onun gibi olmak isteyen ama buna uygun sözcükleri, yolu yordamı bulmakta zorlanan, hatalar da yapan Nurettin’in, o unutulmaz sahnede, işçilere “Evet arkadaşlar… İlyas abi doğru diyor arkadaşlar… Ot geldik ot gitmeyelim arkadaşlar” seslenişi, öğretmeni Vasıf Öngören’e hayran Tarık Akan’dan izler taşımaktadır. “İşleri tevekkele bırakmayalım diyoruz arkadaşlar” diyen Nurettin, hayatına sahip çıkacak, özgürlüğün sorumlulukla birlikte gelişeceğinin bilincine varacak, kollarında İlyas abisinin ölü bedeniyle başkaldıracaktır.

Günlük hayattaki tavrı, duruşu, emekleri bir yana, ‘Sürü’nün Şivan’ı, Kanal’ın idealist kaymakam beyi, ‘Demir Yol’un Bülent’i, ‘Yol’un Seyit Ali’si, ‘Derman’ın Şehmuz’u, ‘Pehlivan’ın Bilal’i, ‘Karartma Geceleri’nin Mustafa Ünal’ı, ‘Deli Deli Olma’nın Mişka’sı yetmiyor mu Tarık Akan’ın devrimci sayılmasına? Sinemada sendikalaşmaya katkıları unutuldu da, Muzaffer Hiçdurmaz’ın tek yönetmenlik denemesi olan ‘Çark’, orada Tarık Akan’ın canlandırdığı Rauf karakteri de mi unutuldu? İşçi sınıfının en örgütsüz, en fazla ezilen kesiminin, en alttakilerin, sendikasızların, cam fabrikalarında-tersanelerde-deri atölyelerinde iliklerine dek sömürülenlerin filmi baskılar nedeniyle sinema salonlarından kaldırılmış ama Kazlıçeşme işçilerinin greve gitmesinde etkili olmuştu. 20 Nisan 2016 tarihli Evrensel gazetesinin ‘Kazlıçeşme’den Tuzla’ya Taşınan Mücadele’ başlıklı haberi, ‘Çark’ı izlemiş olanlara daha ilk cümlede filmi hatırlatacak, izlemeyenler de belki bu yazımı okuduktan sonra izleyerek doğru zamanda çekilmiş bir sinema filminin toplumsal mücadeleler tarihinde ne denli önemli yeri olabileceğini anlayacaklardır:

İnsanı sersemleten pis bir koku, fabrika kenarındaki dereler, çukurlar, yağ, boya, deri artıkları. Sokaklar, yer yer savaş sonrası bir görünüm içinde. 1987 yılında Kazlıçeşme Deri Sanayinin durumunu anlatıyor bu sözler. Yüzyirmidokuz gün süren grev, kazanımla bitiyor. Deri fabrikaları Tuzla’ya taşındı ama deri hâlâ zehirdir, kimyasaldır, kanserdir. Bir işçi anlatıyor: “87’nin mirasını yiyoruz. Üstüne bir şey koyamadık.” ‘Kazlı Grevi’ne katılan bir başka işçi Zeki Süren’in aklına grev düşünce yüzü gülüyor, gururlu bir ifadeyle konuşuyor: “12 Eylül askeri cuntasının ardından Kazlı Grevi, Türkiye genelinde yapılan üçüncü grevdir. O dönem sınıfın mücadele azmi çok farklıydı, siyasi yapılar dik dururdu. Beş yüz lira işçi alıyorsa sendikacı beş yüz on lira alırdı, insanlar yöneticisine güvenirdi. Yöneticiyi denetleyen işçi, sorgulayan bir temsilci yapısı, işyeri komiteleri vardı. Yemekhane yoktu, küçük küçük çay ocakları vardı, bizim için avantajdı, her gün küçük küçük toplantılar yapılırdı. Ekonomik taleplerin yanında siyasi talepler ortaya konurdu. 1 Mayıs’ın yasallaşması, DGM’lerin-YÖK’ün kaldırılması, taleplerdendi. Greve de böyle hazırlandık, eylemlilikle, yürüyüşle.”

O eylemliliğin, o büyük ve onurlu yürüyüşün parçasıdır Tarık Akan, resmi ideolojinin savunucusu değil devrimcidir, bizden biridir.

Biz de kendimize göre biziz işte.

Bizden biri olmak güzel bir şeydir.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız