Dheepan: Elveda Başkaldırı
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
Dheepan’ın filme politik bir karakter, bir Tamil Kaplanı olarak başlamış olmasının, onun savaş sanatına hâkimiyetini açıklamaktan başka bir işlevi yok. Audiard’ın filmi anti-politik, şiddet sempatizanı ve maço bir film

Geçenlerde Sri Lanka’nın adı gazetemizin manşetinde yer alıyordu. Bir zamanlar Seylan diye tanıdığımız ve çayı meşhur olan bu ülke Hindistan’ın güneyinde yer alan bir ada devlet. Yüzölçümü Türkiye’nin onda birinin altında. Ama iki resmi dili var. Çoğunluğu oluşturan Sinhalaların dili ve azınlık Tamillerin dili. Bir de tabii eski efendinin dili İngilizce konuşuluyor adada.

Dilleri resmen kabul edilmiş olsa da Tamiller’in bağımsızlık mücadelesi Tamil Kaplanları adlı örgütü yaratmış. Uzun süren iç savaş çok kanlı bir şekilde 2009’da bastırılmış. Kaplanlar yenilmişler. Tamil Kaplanları, Batı’da terörist bir örgüt olarak tanımlanmış; bastırılmalarının çok kanlı oluşuna belki de bu yüzden gözünü kapatmış “özgür dünya”. Bugün Türkiye’de yaşananlar, devletin PKK’yle savaşma biçimi Sri Lanka’da yaşananlara benzetiliyor; işte bu nedenle başlıkta BirGün başlığında Sri Lanka’nın adı geçiyordu.

“Dheepan” Sri Lanka’dan Fransa’ya iltica eden eski bir Tamil kaplanını anlatıyor ve o eski gerillanın adını taşıyor. Dheepan, ailesini ve yoldaşlarını iç savaşta birer birer kaybettikten sonra, mücadeleye devam etmenin anlamsızlığına hükmediyor. İltica edebilmek için apolitik bir aile gibi görünmenin faydalı olacağına karar veriyor, daha önceden hiç tanımadığı Yalini adlı bir kadınla eş rolü yapıyorlar. Resmi tamamlamak için de akrabalarının baktığı İllayal adlı yetim bir kız çocuğu buluyorlar. Bu ailenin oluşum süreci şipşak diyebileceğimiz bir hızla anlatılıyor filmde.

Fransa’ya yerleştikten bir süre sonra Dheepan mafyanın hâkimiyetindeki bir sosyal konut kompleksinde kapıcı olarak iş buluyor. Yalini ise hasta bir eski mafya üyesinin bakıcılığını üstleniyor. Yalini, bir femme fatale gibi kendi çıkarının peşinden koşarken hem Dheepan’ı tavlıyor hem de mafya lideriyle flört ediyor. Evlatlıkları kıza hiç önem vermediğini de belirtmek lazım.

Dheepan bir gün eski politik liderlerinden biriyle karşılaşır. Tek gözlü, çirkin bakışlı bu adam artık politikadan kopmuş olan Dheepan’ı, “titreyip kendine dönmediği” için döver. Seyirci olarak, hepimiz, Dheepan’ın politikadan elini ayağını çekmiş olmasına çok seviniriz çünkü politika yapmanın tek karşılığını bu çirkin, acımasız adama biat etmek olarak gösterir film. Tamil Kaplanları belki terörist sıfatını hak eden bir örgüttü ama Dheepan neye isyan etmişti, neden mücadele etmişti hiç öğrenemediğimiz gibi artık bir önemi de kalmamıştır.
Dheepan’ın politik öfkesi bitse de, içindeki şiddet eğilimi bitmiş değildir. Dheepan, mafyayı ve kadını olduğuna karar verdiği Yalini’yi hizaya getirmeye karar verir! Dheepan, Sri Lanka’dan nasıl getirdiğini (akla Kill Bill geliyor) bilmediğimiz palasını çıkarır ve... Filmin bundan sonrasının, ikisi de faşizanlıkla suçlanmış Taksi Şoförü ve Death Wish filmlerine sıkı sıkı benzetildiğini söyleyeyim.

Dheepan’ın yaratıcısı Jacques Audiard’ı son 3 filmiyle tanıyorum: “Bir Peygamber”, “Pas ve Kemik” ve şimdi de “Dheepan”. Audiard stil sahibi bir yönetmen. Toplumun kenarda kalmış, sesi pek duyulmayan karakterlerine de özel ilgisi var yönetmenin. “Bir Peygamber”de genç bir Arap, “Pas ve Kemik”te bir sokak dövüşçüsü, “Dheepan”da ise Sri Lankalı göçmenler ön planda. Ama Audiard’ı asıl ilgilendiren başka bir şey. Yönetmen, şiddette meyyal ve şiddeti çok iyi uygulayabilen karakterlere hayranlık duyuyor. Bu karakterlerin marjinaller, esmerler olması belki de onlara mistik ve bir ölçüde de siyaseten doğru bir hale ekliyor. Şiddeti estetize ederken bir yandan da son derece ortalama bir hayatı vaaz ediyor Audiard. Kahramanları, şiddetin içinden geçtikten sonra, bilinmeyene değil, tam da bilinene ulaşıyorlar: Kendi ailelerini kuruyorlar. Zaten şiddetlerinin de siyasi bir içeriği yok, bireysel bir içeriği var. Filmlerinin kahramanlarının rakipleri, hem “Bir Peygamber”de hem de “Dheepan”da mafya üyeleri, yani kötüler. Dolayısıyla kahramanların şiddeti de haklı bir şiddet gibi görünüyor ama böylece kazanan şiddet oluyor! Dheepan’ın filme politik bir karakter, bir Tamil Kaplanı olarak başlamış olmasının, onun savaş sanatına hâkimiyetini açıklamaktan başka bir işlevi yok. Audiard’ın filmi anti-politik, şiddet sempatizanı ve maço bir film. Mesele politikayı reddedip aile kurmaksa, bunun için cehennemin içinden geçmeye de gerek yok zaten. En iyi senaryoyla bu filmleri “kahramanın yolculuğu” çerçevesinde değerlendirmek olur ama pek oraya da oturmuyorlar sanki.


Cannes’da Altın Palmiye kazanan filmler genellikle başka forumlarda da yılın en iyi filmi seçilirler. Mallick’in “Hayat Ağacı” ve Haneke’nin “Aşk”ı mesela böyledir. Ama Dheepan için böyle bir şey söz konusu değil. Yılın en iyi filmleri listelerini belli olmaya başladığı şu günlerde Dheepan’ı herhangi bir listede göremedim. Cannes’da “Dheepan”a ödül veren jürinin başkanlığını yapan Coen kardeşlere de birkaç söz etmekte fayda var. Coen’ler hiçbir zaman en hümanist yönetmenler olarak anılmadılar. Karakterlerine böceğe bakar gibi bakmakla, mesafeli ve alaycı olmakla eleştirildiler. Ama Death Wish’e benzetilen yanları olan bir filme büyük ödül vereceklerini de düşünmezdik. Coen kardeşler beni bu yıl bir kez daha hayal kırıklığına uğrattılar: Spielberg’in fazlasıyla propaganda kokan “Casuslar Köprüsü”ne senarist olarak imza atarak! Hadi propaganda filmi yargıma katılmayın ama fazlasıyla mainstream (anaakım) bir film değil miydi Casuslar Köprüsü?

***

Baskın: Karabasan

dheepan-elveda-baskaldiri-101008-1.

Can Evrenol ilk filmiyle, korku türünde sinemamızın en önde gelen yönetmeni oldu bile! Baskın, birçok uluslararası festivalde gösterildi ve yıl sonu listelerinde yılın en iyi korku filmi olarak yerini aldı bile.
Filmin konusunu anlatmak hem zor hem de işin keyfini kaçırmak olur. Zaten gerçekle hayalin üstüste geçtiği, başladığı noktaya dönen (Lynch’in Kayıp Otoban’ını andırıyor) bu filmi anlatmak zor. İşin içinde bir oğlan çocuğunun “ilk sahne” travmasının olduğunu belirteyim. Freudyen bir kavram olan ilk sahne (Urszene) çocuğun anne-babasının sevişmesine tanık olması anlamına geliyor. Ama bu sadece genel bir çerçeve. Filmin çok etkileyici bir atmosferi var. Korku filmi meraklılarının kaçırmaması gerek!

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız