Dilinizi eşekarısı soksun!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Televizyon kanalları arasında gezinirken, gözüm SkyTurk 360’da Murat Belge’ye takıldı bir ara. Aslında “kulağım takıldı” desem daha doğru olacak. Çünkü  Hilmi Hacaloğlu’nun izlencesinde, o buğulu sesiyle ha bire “A Ka Pe” diyerek kulağımı tırmalayıp durdu. “Adama bak!” dedim, “Bu yaşa gelmiş, daha abeceyi öğrenememiş!” Yok mu yakın çevresinde “Evet ama yetmez”ci bir diksiyon öğretmeni ya da tiyatro sanatçısı? Tez elden öğretsin bu entelektüel yazarımıza, Türkçede “Ka” diye bir harf olmadığını!

      Tabii, Murat Belge bu konuda tek örnek değil. AKP’yi “A-Ka-Pe” diye seslendiren yorumcular arasında, Milliyet yazarı Kadri Gürsel ile Hürriyet’ten Yalçın Doğan başı çekiyor. He ikisi de ekranlarda konuşurken, K’nin üstüne basa basa “A-Ka-Pe” diyor. Geçenlerde Aydın Engin, “Medya Mahallesi”ndeydi. Baktım, o da modaya uymuş; aynı telden çalarak “Akape” söylemine prim veriyor...

     İşin ilginç yanı, bu “yazar-konuşur”ların çoğu, CHP’ye “Ce-He-Pe” derken, MHP’yi nedense “Me-Ha-Pe” diye seslendirmeyi yeğliyorlar.

     Ne var ki, CHP’ye “Ce-Ha-Pe” diyenlerin sayısı da az değil. Belki inanmayacaksınız ama, kimi CHP’liler bile partilerinin adını yanlış söylüyor! Geçenlerde CNN Türk’teki  “Aykırı Sorular”da Altan Öymen konuşuyordu. O da, yıllardır üyesi olduğu, hatta bir dönem Genel Başkanlığını yaptığı partinin adını, tıpkı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi, “Ce-Ha-Pe” diye seslendirmesin mi!

      Cüneyt Özdemir de CNN Türk’teki “Beş N Bir K” izlencesini haftanın dört günü “Beş Ne Bir Ka” olarak sunmuyor mu?

      Doğrusu, ne diyeceğimi şaşırdım. Ekran gediklisi usta gazeteciler böyle yaparsa, yeniyetmelere nasıl söz dinleteceğiz?

      Geçen yıl yitirdiğimiz ünlü sunucu ve Türkçe sevdalısı Jülide Gülizar, seslendirme yanlışlarını hiç bağışlamaz ve beyazcamda yanlış konuşanları görünce, Hay dilini eşekarısı soksun!” diye söylenirdi.

      Bugünlerde ekranların demirbaş sunucularını ve yorumcularını dinlerken, bol bol kulaklarını çınlatıyorum sevgili arkadaşımın!

 

     YİNE ŞU “K”HARFİ...

      Yeri gelmişken, “K” harfinin gazetelerdeki kullanımından da birkaç örnek verelim.

       soL gazetesinin ilk sayısında (1 Ekim 2012) kocaman puntolarla altı sütuna şu başlık çekilmişti:

 

      “Hacamat TCK’ya göre suç”.

      Bir ay sonra (4 Kasım 2012) soL’da aynı yazım biçimiyle yeniden karşılaştık. Bu kez kapak sayfasında:

      “TSK’nın 3’te biri paralı asker!” (Aynı başlık, gazetenin 6. sayfa manşetinde de yinelenmiş.)

      21 Kasım 2012 günlü soL’un “Memleket” sayfasında boydan boya benzer bir başlık daha:

 

      “Sayıştay TSK’yı denetliyor ama...”

      Dilimizde tüy bitti ama Türkçedeki “K” harfinin “Ke” diye seslendirildiğini kimseye anlatamadık! Demek ki, yakın çevremizdekiler bile okumuyor yazdıklarımızı.   Okuyor da yanlışta direniyorlarsa bu daha kötü!

      Eskiler, “Galat-ı meşhur, lügat-ı sahihten evladır” derdi... Yani “Bir sözün yanlış söylenişi yaygınsa, doğrusuna yeğ tutulur.”

      Şimdi ite kaka bu duruma gelmiş bulunuyoruz. Yazım kuralları ne derse desin, iletişim ortamında, yanlışı doğruya yeğ tutan bir anlayış egemen.

 

    BİRGÜN’ÜN DE KAFASI KARIŞMIŞ!

 

     BirGün gazetesi de “K” harfini nasıl seslendireceğine bir türlü karar veremedi. “Dilin Kemiği” yazılarında birkaç kez uzun uzadıya örneklerle anlattığım halde, hâlâ bir özensizliktir gidiyor. “K” harfinin kullanımı konusunda tam bir karmaşa yaşanıyor. En yeni örnekleri 5 Kasım 2012 sayılı gazeteden seçtim. 12. sayfanın tepesinde şöyle yazıyor: HDK’nın düzenlediği Halklar ve İnanç Konferansı’ndan çıkan sonuç”. Hemen altındaki spot ise şöyle: HDK’nin düzenlediği ‘Halklar ve İnanç Konferansı’nda halkların ve inançların eşitliğini, özgürlüğünü ve kardeşliğini kendisine ilke edinmiş; her dilden, her inançtan ve her kültürden ezilenlerin omuz omuza mücadele vermesi istendi”.

     Aynı haberin başlığında iki ayrı yazım biçimi!

     Doğrusu benim de kafam karıştı! Kimi dil ve seslendirme yanlışları karşısında sevgili Jülide Gülizar gibi uzlaşmaz bir tutum mu takınmalıyız, yoksa “galatımeşhur” kolaycılığına sığınıp bu tür yanlışlara göz mü yummalıyız?

 

    AH ŞU “ŞAPKA” SORUNU!

     BirGün’ün 29 Ağustos 2012 günlü “Kültür-Sanat” sayfasının manşeti şöyleydi:

 

     Müzik endüstrisi: Hem kâdir, hem aciz”.

     “Kadir” sözcüğü Arapça kökenlidir ve ilk hecesinin seslendiriliş biçimine göre değişik anlamlar kazanır. Sözgelimi, ilk hecesi kısa okunan “kadir” sözcüğü “değer” anlamına gelirken, uzun okunanın anlamı “güçlü, gücü yeter”dir. BirGün’ün başlığındaki “kadir” sözcüğü de bu anlamda kullanılmıştır. İki sözcüğün seslendirilişi değişik olsa da yazım biçimi aynıdır. Yani her iki durumda da “kâdir” değil “kadir” biçiminde yazılması gerekir. Ancak, sözcüğü “güçlü” anlamında kullanırken ilk heceyi uzun okumalıyız.

     soL gazetesinde ise bunun tam tersi bir durum var. Yani, üzerinde inceltme ya da uzatma imi olması gereken sözcükler, Türkçenin yazım kuralına aykırı olarak imsiz yazılıyor. Örnekler: “ahkam, erkan, hakim, harekat, iskan, mahkum, muhafazakar, riyakarlık, şikayet, topyekun, zeka” vb.

     Türkçenin Yazım Kılavuzu’nda, hangi ünlülerin üzerine düzeltme imi konacağı kesin kurala bağlanmıştır. Örnek vermek gerekirse, yukarıda soL’dan aktardıklarımızdan başka, “dükkân”, “hikâye”, “kâğıt”, “mekân” gibi Arapça ve Farsça kökenli sözcüklerde, “k” ünsüzünden sonra gelen “a” ünlüsünün üzerine düzeltme imi konulması zorunludur. soL gazetesinin ilk sayısında (1 Ekim 2012) yer alan “Başarı hikayesi böyle örgütlendi” başlığı bu yüzden yanlıştır.

 

     soL’da düzeltme iminin hiçbir biçimde kullanılmaması, bunun “yazım sorunu” olmaktan çok, teknik bir sorun olabileceğini düşündürüyor. 

 

 

    “BİR ADA HİKAYESİ”

    Hazır konu buraya gelmişken, sözü Yaşar Kemal’in son romanına getirmenin tam zamanıdır. Usta yazarımızın “Bir Ada Hikâyesi” dizisinin dördüncü ve son cildi olan Çıplak Deniz Çıplak Ada, geride bıraktığımız günlerde kitapçı raflarında yerini aldı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan romanın kapağında, dizinin adı “Bir Ada Hikayesi” olarak yazılmış. Yani yukarıda değindiğimiz “düzeltme imi” zorunluluğu burada da göz ardı edilmiş. Peki, dizinin öteki kitaplarında durum nasıl? Merak edip araştırdım. Daha önce yayımlanmış üç kitapta da (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları) ne yazık ki aynı yanlışı gördüm. Bunu anlamak benim açımdan olanaksız! Kitapların künyesinde editörlerin ve düzeltmenlerin de adları yazılı. YKY editörlerinden Güven Turan ya da düzetmen Filiz Özkan, kitapları yayına hazırlarken “hikâye” sözcüğünü neden “hikaye” diye yazdıklarını açıklayabilirler mi? Yoksa YKY’nin de mi “şapka” sorunu var?

     Tabii, yayınevi kitapları böyle basar, üstelik tanıtım duyurularında da aynı yanlışı sürdürürse, gazeteler ve kitap ekleri ne yapsın? Onlar da reklam sayfalarında özgün kapak tasarımlarını kullanmak zorunda kaldıklarından, “hikaye” saçmalığını ister istemez yaygınlaştırmışlar. Neyse ki Cumhuriyet gazetesi daha özenli davranarak, en azından haberlerinde bu yanlışa geçit vermedi. Peki, Yaşar Kemal, söz konusu yazım yanlışının kitaplarında yinelenmesini içine sindirebildi mi acaba?

 

     * * *      

 

 

      Özensiz Tümceler

 

     5 Kasım 2012 günlü BirGün’ün birinci sayfasında yer alan “Erdoğan en büyük testle karşı karşıya” başlıklı haberin spotu oldukça sorunlu. Spot şöyle başlıyor:  

 

     “Amerikan gazetesi Washington Post’tan Başbakan Erdoğan’la ilgili bir iddia daha ortaya attı.” (Doğrusu: “… Washington Post… ortaya attı” olacak.)

     Spotun ikinci tümcesi: Washington Post gazetesi, Erdoğan en büyük testle karşı karşıya olduğunu söyledi.” (Doğrusu: “Washington Post gazetesi, Erdoğan’ın en büyük testle karşı karşıya olduğunu söyledi.”

     Üçüncü tümce: “Türkiye’nin Suriye’ye ciddi bir müdahalesi olasılığının azaldığı görüşünün dile getirildiği Ankara mahreçli haberde…” (Doğrusu: “Türkiye’nin Suriye’ye ciddi bir müdahale olasılığının azaldığı görüşünün dile getirildiği Ankara mahreçli haberde…”)

    * * *

 

     Ş U T

     Sitelere de mescit zorunluluğu geliyormuş...

     Yetmeeez!...

     Her evin kapısına bir de “Diyanet Polisi” dikilmeli!

     AŞUT