Din ile eğitim neden birlikte düşünülemez?
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

İlkokul (4. sınıf), ortaokul ve lise öğrencileri, 2016-17 eğitim yılında alacakları seçmeli dersleri Şubat’ın 19’una kadar belirlemiş olacaklar. Ders seçimini yukarıdan aldıkları talimatla okul yönetimleri yapıyor. Öğrenci ve velisinin bu konuda tercih hakkı yok. Var diyen yalan söyler.

Herhangi bir dahli olmamasına rağmen hoşnutsuzluğu rızaya çevirmek için ailelere ikna mesajları iletiliyor. Diyanet, 5 Şubat Cuma hutbesinde cami cemaatine şöyle seslendi “Kardeşlerim! Geleceğimizin teminatı yavrularımızın yetişmesi için, göz aydınlığı çocuklarımızı, okullarımızda tercihe bağlı olarak okutulan Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin Hayatı derslerini seçmeye teşvik edelim. Bunun, anne babalar olarak üzerimize düşen dini bir vazife olduğunu unutmayalım.”

Diyanetin bu fetvası, bir gün sonra, öğretmen statüsünde 350 bin imam üyesi bulunan Eğitim Bir Sen açıklaması olarak çıktı karşımıza. İçinde pedagojik kavram bulunmayan öğretmen(!) açıklaması şöyle “Yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımızın ve gençlerimizin milli değerlerimize ve medeniyet tasavvuruna sahip olmalarını ve çıkmalarını arzuluyorsak bunun yolunun dini bilgileri öğrenme ve öğretmekten geçtiğini bilmenizi istiyoruz. Bu vesile ile sizleri Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed’in S.A.V) Hayatı Arapça, Temel Dini Bilgiler derslerini seçme konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz. … ‘Bu dersler bu alana (TEOG, YGS, LYS) katkı sunmaz, bunun için bu dersler seçilmesin’ diye sizi ikna etmeye, vazgeçirmeye çalışan idareci ve öğretmenlerle karşılaşırsanız durumu Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerine bildirelim.”

Gördüğünüz gibi biri (Diyanet) “dini bir vazife” diyerek Tanrı ile öbürü çocukların “medeniyet tasavvuruna sahip” olamayacakları gibi dünyevi gerekçeyle vatandaşı tehdit ediyor. Belediyelerin, vakıf ve derneklerin ikna çabalarını saymıyorum. Cemaatten biri çıkıp imama ‘dinle eğitimin ne ilgisi var! Okulun işine burnunu sokma; okula giden çocuğun varsa, tavsiyeni kendine sakla!’ diyemiyor. Allah’ın evinde onun adına çağırı yapan adamla münakaşa edilmez. Öğretmen unvanlı imama ise ‘tasavvurundaki medeniyet, ölümüne kaçılan, kaçanı yakalayıp Merkel’e satmak mı?’ diye soramıyorsun. Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerine ihbar edelim diyor. Böyle bir kıskaç arasındaki öğrenci ve velisine cesur ol, ihtiyacın olan eğitim bu değil demek zorundayız. Aksi halde değişim anlamındaki eğitim, yerini din öğretimine bırakacak.

Ben okulda görevli öğretmen olsam, inancımı, ideolojimi, etnik kimliğimi işe katmadan sadece mesleğimin bana verdiği yükümlülüğün gereği olarak hem öğrenciye hem velisine din ile okul eğitiminin birlikte düşünülemeyeceğini izah ederdim. Anlar ya da anlamaz; fakat karşımdaki kişinin anlayacağı dilde ona özetle şöyle derdim:

Bak değerli arkadaşım,

• Din, farklı bilgi ve bilme biçimine kapalıdır; eğitim ise farklı bilgilerden yeni bilgiler üretir ve her şeyi bilmek ister; gerçeği ortaya çıkarmak için farklı yöntemler kullanır.

• Din, bireyin özgünlüğünü öldürür; eğitim ise kendini gerçekleştirmeni, özgün, özgür ve sosyal bir varlık olmanın yollarını gösterir.

• Din, tartışılmazdır; eğitim ise tartışır, eleştirir, değiştirir.

• Din, senin/çocuğunun değişimini engeller; eğitim ise seni ve toplumu değiştirmeyi öngörür.

• Dinde insanın standardı itaattir; bilgi ise itaat etmemeyi önerir.

• Dinlerin değerleri ibadete yöneliktir; eğitimin değerleri ise hukuk, eşitlik, adalet, demokrasi gibi insani kurallardır.

Eğitim bir bilimdir; yukarıda belirtilen rolünü yerine getirirken bilimden beslenir. Bu yönüyle de inanmanın esas olduğu dinlerle birlikte düşünülemez. Amacın geleceğe, medeniyete, istikbale yönelikse tercihini bu ayrımı bilerek yapmalısın. İnan ki bunu inancına helal getirmeden yapabilirsin!