Din mi yoksa devlet mi yozlaşır?
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Aslında bu soruda, din yerine “İslam” koyabilirdim.  Ancak, derdimizin İslam’ı yargılamak olduğunu düşünen, sanan peşin yargı sahipleri olabilir. Bu nedenle daha genel bir kavram olarak dini tercih ettik.

Devlet tüm kurumları ile muhafazakâr bir yapı kurmak ister. Hem kurumsal olarak hem de düşünsel olarak. Buna ister statüko diyelim, ister mevcudu korumak, aynı kapıya çıkar. Devlet, yani devletin sahibi olan siyasal iktidar, kendi varlığı ve devamı için her şeyi “sabitlemek” ister.

Devletin, sabitlemek istediği tüm kurumlar içinde din de vardır. Tüm kurumlar sabitlenince din de sabitlenir. Yani gelişmesi durur. Elbette dinin kesin, sabit değişmez kuralları vardır. Bunda şaşılacak bir yan yoktur. Ancak, felsefesi, metodolojisi ve düşünsel yorumları ve yaklaşımlarıyla dinin de canlılığını sürdürmesi gerekir. İçinde bulunduğumuz coğrafyada ve İslam kültüründe, on birinci yüz yıldan sonra düşünsel olarak İslam’ın duraklama dönemine girdiği genellikle kabul edilen bir görüştür. Bu konuda Mohammed Arkoun (İslam Üzerine Düşünceler, Metis), dinlerin gelişmeye açık simgeselliğinin, kanunlar, öğreti ve sürekli yapılan ibadetler sonucunda tahakküm ideolojilerine dönüşerek yozlaştığını söylüyor. Bu “yozlaşma”, olumsuz bir değer yargısından öte, başlangıçtaki ilahi simgeselliğin yitirilmesi anlamındadır. Burada, ulemanın devlete kapılanması da ayrı bir tartışmadır.

Devlet din ile yaptığı tangoda,  her zaman dansı yönetenin kendisi olmasını ister. Devletin konumu, tangoda erkeğin konumu gibidir bir bakıma. Tarihte, Bilge Kağan’ın veziri Tonyukuk’un din seçimi konusundaki tavrı öğreticidir; Bilge Kağan Türkler için Budizm’i din olarak kabul etmeyi düşünmüştür. Tonyukuk, Budizm’in Türkleri yumuşatıp, savaşçılıklarını zayıflatacağını söyleyerek, kağanı düşüncesinden caydırmıştır.

Din ile devletin tangosunda, belirleyici olan devlettir. Ağırlık noktasını da o belirler. Bu çerçevede, yeri geldiğinde devletin çıkarı için dinsel motif ve kurumlar kurban edilir. Osmanlılar Karamanlıları 1480’lerde kesin olarak yendiğinde, Karaman’daki pek çok cami, mescit, han ve hamam yerle bir edilmiştir. Çünkü Karamanoğlu iktidarının, o zamanki adıyla Larende’de yeniden yeşermemesi gerekiyordu. İslam’ın kılıcı olan Osmanlı, yeri geldiğinde o kılıcı camilere indirivermiştir.

Bu yazıyı hazırlarken, devlet-din ilişkisi ve AKP-din ilişkisi konusundaki yargılarımdan dolayı tereddüt  etmiştim. Çünkü AKP’nin milletvekili adayları için, dinsel ağırlıktan öte “yanaşma ve maraba” niteliğinin egemen olduğu sonucuna varmıştım. Bunu muhalif mahalleden yazmanın etkisi pek olmazdı. Ancak, Levent Gültekin, Diken’deki yazısında liste için “İslamsızlaşma” değerlendirmesinde bulunmuş. İlginç bir rastlantı. Gültekin, yazısında da yer verdiği gibi “İslami mahalleden” gelen biri olarak, içeriden yazmış.

Ağırlık merkezi, bir nesneyi dengede tutan noktadır. O ağırlık noktası değişirse, nesnenin dengesi bozulur. AKP için de ağrılık noktası din değil, devlet/iktidardır. Devleti elde tutmak asıl olduğu için günümüz koşullarında ağırlık merkezi İslam’dan kayınca, fiziksel olarak da, siyasal olarak da yıkılırsın. Bu nedenle Erdoğan yeni ağırlık noktası olarak başkanlık sistemini seçmiş, İslami ağırlıklı bir listeyi pas geçmiştir. İktidarların dini (İslam’ı) böyle kullanmalarının pek çok sonuçlarından biri de düşünsel yozlaşmadır; devletle birlikte onun enstrümanı da yozlaşır.

Haftaya dize; “yaşam hep kocaman da arzu ve sevmek hep azıcık işte” (Hüseyin Alemdar, Şifalı Taşlar Kitabı, Noktürn Y.)