Dinin dili
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

KİLİSE (Hıristiyan) dili Latince, cami (Müslüman) dili Arapça, sinagog (Musevilik) dili İbranicedir. Bir toplum, ibadet dilinin ne olacağına o dini kabul ederken karar verir.

Rusların Hıristiyan olmasıyla (988) Türklerin Müslümanlaşması (960) hemen hemen aynı zaman dilimine hatta Selçuklulardan başlatırsak aynı tarihe (985) denk gelir. Ruslar Hıristiyan olmaya karar verdiklerinde Vatikan’ın Latince dayatmasına direndi. Katoliklerle uzlaşamayınca da ibadetlerini kendi dillerinde yapmalarını sorun etmeyen Ortodokslarla anlaşıp İstanbul Patrikliğine bağlandılar. Bugün özgün bir Rus kültüründen söz edilebiliyorsa dillerine (Slavca) sahip çıkmalarındandır. Türkiye Türkleri hala ulus olmakla ümmet olmak arasında yalpalıyor, kültürlerini de arkeolojide arıyorlarsa sebebi dillerinden kolayca vazgeçmiş olmalarındandır.

Atatürk diline sahip çıkarak bu toplumun önüne ulus olma tercihini koydu. O olmasaydı Türkiye lehçesi şimdi BM’nin korumaya aldığı dillerden biriydi. Bizim işimiz ümmetle çekişmek olmayıp Atatürk’ün gün yüzüne çıkardığı dille kültür üretmek olmalıdır.

Ezanın Türkçe mi yoksa Arapça mı okunacağı bugün tartışılacak bir konu değil. Dille üretilen kültür sonradan edinilmiş dini asimile eder. Gerek yok tartışmaya, aradan bin küsur yıl geçmiş, olan olmuş! Bırakın o Arapça ibadet etsin, Allah’ın yasalarına sığınsın; siz kendi dilinizde şiir, roman, öykü yazın; resim, heykel müzik yapın; Türkü söyleyin… Yavaş da olsa dilin yasasına uyacaktır.

Devletin dini
Diyanet 144 bin 250 olan mevcut memur kadrosuna önümüzdeki yıl 8 bin 113 kişiyi daha ekleyecek. Komşumuz Yunanistan ise hepi topu 10 bin olan din görevlisini memurluktan çıkarıyor. Ve Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu hükümetin bu kararına itiraz etmiyor. Kilise bundan böyle kendi ayakları üzerinde duracak. Bakalım Türkiye islamcıları sırtımızdan ne zaman inecek! Bakalım devlete yaslanmaktan vazgeçip yüzde 99’un(!) arasına ne zaman dönecek!
Yunan Ortodoks kilisesi eğitim kurumları ve yargı dahil sembolik de olsa devlet kurumlarında varlığını hissettiriyor. Buna rağmen Yunanlılar ve Yunan devlet kültürü bir ateisti (Aleksis Çipras) başbakan yapacak kadar laiktir. Yunanistan’da öğrenciler, istemedikleri sürece okullarda din eğitimine zorlanamaz. İnsanların yemesine içmesine karışılmaz. Yunanistan, ‘kadın olsam burada yaşamak isterdim’ diyebileceğim kadar kadınların özgür olduğu bir ülke. Yunanistan örneği, Türkiye’deki dinselleşmeye Batı’dan meşruiyet arayan dincilerin işine yaramaz.


Niçin Ziya Selçuk değil de AKP sözcüsü
MEB’in, Danıştayın Andımız kararına itiraz dilekçesi, üslubu düzeltilmek üzere geri çekildi. Dilekçeyi kaleme alan dairenin başkanı ile iki MEB avukatı da görevinden alındı. Fakat bu gelişmelere ilişkin açıklamayı Milli Eğitim Bakanı yerine AKP sözcüsü Ömer Çelik yaptı. Çelik temyiz dilekçesinin bakanlık görüşünü yansıtmadığını söyledi.

Biz de öyle düşünüyoruz; temyiz dilekçesinin dili ve sonraki gelişmelerin AKP sözcüsü tarafından duyurulması, Andımız tartışmasını başlatanın bakanlık değil, AKP olduğunu başka bir kanıtı. Zaten dilekçedeki “papağan”, “faşizm”, “ komünizm” gibi kavramlarla başlayıp biten cümleler de mahkemeyi ikna etmeye dönük hukukçu savunması değil, AKP’nin muhaliflerine yönelik siyasi sataşmasıydı.

Andımız tartışması, bir kişi hariç hemen hemen herkesin Türkiye siyasetinde durduğu yeri işaretlemesine vesile oldu. Merak ediyoruz; MHP kontenjanından bakan olduğuna inanılan Ziya Selçuk tartışmanın neresinde?