Dirençsin sen
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU

Haziran sabahları, güneşin ışığında telaşlı başlıyor. Direnişin ikinci yılında, dayanışmayla geçen günlerin muhasebesi derken faşizme karşı yürüdüğümüz Devrimci Yol’un belirginleşerek, keskinleşmesini deneyimliyoruz. Zulmün hesabını sormak isteyen yurttaşlar, sokaklarda, meydanlarda.

Siyasi skandalların gündeliğin bir parçası olarak konumlanması inşa edilen totaliter yapının ara yüzleri. Kuralları her an değişen oyunda yurttaşlar kendi kurgusunu sabırla örüyor. Haziran dirilişi, uyanışının fotoğrafları katman katman açılan belleğimiz; devrime, insanlık ailesine ait. Barikatlar kurulurken konstrüksiyonun ortasına konumlanmış kameralardan izlenen hadiseler izleyiciyi de oyunun ya da labirentin içine dahil ediyor. Yanan ateşler, patlayan havai fişekler gecenin bin bir rengi. Kandisky tablolarına benzer dağılımlar. Her tür yaratıcı alan baskılarla yok sayılmaktaydı, faşistler pusuda yatıyordu. Kapışma başlamıştı iktidar, yandaşlar çözülüyordu. Tutuklamalar, direniş dosyaları açıklanıyor, fişlemeler sürüyordu. Haziran güneşi yakıcılığını artırarak iktidarı terletiyordu. Mahallelerin üst bölümünde konuşlanmış bireysel güvenlik uyduları otomatikman harekete geçmiş; vücut ısısına on metreden fazla yaklaşmamaya ayarlı olarak, sessizce, yukardan izliyorlardı onu.

Müzik setinden yükselen ‘ey ateşin güneşin oğlu, akarsuyun munzura doğru, dirençsin sen sık yumruğunu, aşk dolu devrim dolu kalbin nerede’ ezgisi, akademiden Boğaziçi’ne dağılıyordu. “Kendi hakkındaki tanıklığına göre insanın yüreği, kendi eyleminden ötürü ya umutlanır ya korkar.” Ovide.

Direnişten dirilişe. Gezi Ruhu sokaklara, barikatlara dönmüştü. Bahar, havai fişeklerle kutlanıyordu. Beyoğlu’nda Gladio’nun şiddeti son hızla sürerken yağan yağmurlar, sert fırtınalar; asitli suların pisliğini kentten, ruhumuzdan söküp attı. Kapital çürümüşlüğün tehdidinde; sokak sokak, cadde cadde mücadele ediyorduk.

Kent’in bir metafor, bir öngörü, yaşanan bir gerçeklik ve bir esin kaynağı olarak anlatacağı öyküler; zengin bir tarihin ve sınırsız olanaklar evreninin kapılarını aralayabilir. Tarihsel akışta değişkenlikle bütünleşen kent sorgulaması, sanat disiplini içinde nesne ve veya özne konumu ile deneyim alanına dönüşür. Uzun zaman önce beliren kırmızı hattın peşindeyim.

İftiralarla yaratılan akıl tutulmaları. Tarihsel bakışta yirminci yüzyılın ilk periyodu savaş, ikinci periyodu da yeniden inşa süreci -konstrüksiyon- içinde şekillenir. Başka bir toplum anlayışı ile Modernizmin doğuşu bu zamansallığa denk gelir. Dirlişten bugüne yaşadığımız parametreleri değişken bir yeni inşası. Katliam ve kıyımlarla yüzleşme çabasına girdiğimiz, eşzamanlı dikta rejimine rest çektiğimiz günler. Biteviye bir soyutlama. Başka bir deyişle, eski hikâye.