Dış politika barış adına yapılmalı...
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR
Ülke hayhuy içindeyken Türkiye uluslararası camiada bir tokat daha yedi...

Ülke hayhuy içindeyken Türkiye uluslararası camiada bir tokat daha yedi.

“Tokat yeme” sözü biraz ağır gelebilir. Ulusal gururumuzu da “rencide edebilir.”

Ama, biz ne kadar üzerini örtsek de saptırılamaz gerçek bu!..

• • •

Türkiye 16 Ekim’de yapılan oylamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) 2015-2016 yıllarında geçici üyelik yapacak 5 üye ülkeden biri olma yarışını kaybetti!..

Türkiye 3. turda 60 oyda kalınca İspanya 132 oy alarak koltuğa oturma şansını elde etti.

192 ülkenin katıldığı seçimde BMGK yeni üyeleri olarak Angola, Malezya, Venezuela, Yeni Zelanda ve İspanya belirlendi.

• • •

Oysa, Türkiye 2009-2010 yılı BMGK üyeliği için 2008 Ekim’inde yapılan oylamada Batı Avrupa Bölgesi grubundan aday olmuş ve ilk turda 192 üyenin  151’inden destek alarak en yüksek oyla  seçilmişti...

O zaman AKP iktidarı öncesinden başlayan yoğun bir çalışma yapılmıştı.

BM’deki Daimi Temsilcimiz Büyükelçi Baki İlkin, Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan ve ABD Büyükelçimiz Nabi Şensoy’un diplomatik yetkinlikleri, ilişki kurmada etkinlikleri ve olağanüstü gayretleri sonucunda bu başarı elde edilmişti.

Dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın siyasi mülahazalardan uzak durması, yetişmiş deneyimli diplomatlara inanması başarının nedeni olmuştu...

• • •

O gün Dışişleri Bakanlığı kendini kanıtlamıştı.

5 daimi temsilcinin olduğu, 10 koltuk için her yıl sürekli mücadele edilen BM Güvenlik Konseyi’nde 47 yıl sonra Türkiye tekrar yer almıştı!..

BMGK son derece önemli bir uluslararası kuruldur.

Her ne kadar 5 daimi temsilcinin tek başına etkileme gücü bulunuyorsa da, kurulun aldığı kararların yaptırım gücü vardır  ve tüm ülkeleri bağlar!..

• • •

Bilindiği gibi Türkiye; 1951-1952 ve 1954-1955 dönemleri ile 1961 yılında GK’de Polonya ile yarı dönemi paylaşmıştı. Bu durum BMGK son temsil edildiğimiz zaman olmuştu.

1961’den sonra ise Türkiye’nin, başta  Kıbrıs meselesi olmak üzere, birçok konu  nedeniyle BM ve GK ile ilişkilerinde olumsuzluklar yaşanmıştı...

• • •

Öteden beri dış politikamızın  tüm uluslararası örgütlerde daha görünür olması gerektiğini savunurum...

Türkiye, BMGK gibi doğru yerlerde bulunursa  Kıbrıs, Irak ve Balkanlar gibi kritik konularda kendi tezlerini doğrudan anlatabilme fırsatını da elde edebilir...

İran, Ortadoğu ve Rusya/Ukrayna-Gürcistan meselelerinde düşüncelerini net bir şekilde aktarabilir...

Güçlü, etkileyici ve çözüm odaklı dış politikalar yapabilir...

Bölgesel sorunlarda daha inanılır ve daha güvenilir bir konuma ulaşabilir...

Oyuncu değil oyun kuruculardan biri olabilir...

• • •

Bugüne kadar “sağ iktidarlar,”  dış politikayı kendi meşreplerine uygun yönetmişler, ülke ve yurttaşların güvenliği ve de çıkarı adına politika üretmeyi unutmuşlardır.

Milliyetçi geçinmelerine karşın, “özgür ve özgün” dış politikalar oluşturamadıklarından sonunda hep egemen güçlerin politikalarına teslim olmuşlardır.

Onların çıkarlarını koruyan, onlar adına çaba gösteren bir düzen ile yurttaşlarımızın doğrudan yaşamlarına müdahale eden dışa bağımlı bir yönetim ortaya çıkmıştır...

Bugün de AKP’nin uyguladığı dış politika, bizim dışımızda ve bizim aleyhimize olduğu açıkça görülen bir çizgide sürmektedir...

Oysa dış politikada bilgi, beceri, ortak akıl ve toplumsal destek, büyük önem taşır.

Dış politika, bir yerde, ulusal politika olarak günlük iç politikanın üzerinde olmalıdır.

İyi düşünmeli, hassasiyetle belirlenmeli ve incelikle uygulanmalıdır...

Bu nedenle iktidar ve muhalefetle birlikte belirlenmelidir...

• • •

Bugün ise AKP çok başlı bir dış politika izlemektedir.

Ülkenin en büyük şanssızlığı, Osmanlıcılık peşinde koşan bir hayalperestle, dış politikadan hiç anlamayan bir narsistin gelecek kaygılarının, halkın çıkarlarının önüne geçmiş olmasıdır.

Hayalperestlik cehaletle birleşince önünüzü görmeniz mümkün olamaz!..

Tıpkı, IŞİD ve diğer teröristlerin eline verilen silahlarla Ortadoğu’yu bataklığa çevireceklerini göremedikleri gibi...

Mezhepsel ayrımcılığın,ötekileştirmenin kin ve düşmanlığın körükleyeceğini kestiremedikleri gibi...

Nefret söyleminin insanların başını kesecek noktaya getireceğini düşünemedikleri gibi...

• • •

İki yılı aşkın süredir Türkiye, Ortadoğu’nun bataklığa çevrilmesinde aktif bir rol oynuyor...

En azından Batı bizi böyle değerlendiriyor...

Çin, İran ve Rusya ilişkilerinde mesafeli...

Aslında yurttaşlarımız da AKP’nin ülkemizi bu duruma sokmasından şikâyetçi...

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız “Kobane ayaklanmasının” biriken öfkenin dışavurumu olduğunu kabul etmeliyiz!..

İktidarın teröristlere el altından silah ve eğitim verdiği kuşkusu yaygın.

Bu da ülkemizi hak etmediği bir konuma sokuyor...

• • •

Nitekim, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 24 Eylül’de bir karar aldı...

Bu karar Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor...

Ancak iktidar bu kararı hiç kale almıyor...

Yok hükmünde sayıyor...

Bildiğini okumaya devam ediyor...

Oysa bu karar sadece bugün değil, asıl gelecekte başımızı daha çok ağrıtacak...

• • •

Hatırlatalım.

BMGK; “Bütün üye devletlerden, terörist eylemlere katılmak veya bunu planlamak ya da bu amaçla eğitim almak için yurtdışına gidecek bireylerin seyahatlerini ve bu amaçla insan devşirilmesini engellemeleri, bu girişimleri öngörüp önlem almalarını” zorunlu kılıyor.

• • •

Ayrıca diyor ki; “Bundan böyle üye devletler, bu amaçla geldikleri konusunda inandırıcı delillere sahip olduğu zaman, yabancı savaşçıların kendi topraklarına girmesini veya transit geçiş yapmasını engellemekle yükümlü” olacaklardır.

• • •

Oybirliği ile alınan bu karar, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 7. maddesi kapsamına alındı.

Bunun anlamı; “Bu karara uygun davranmadığı tespit edilen ülkelere karşı cezai yaptırım uygulanabilecek” olması!..

• • •

Türkiye’nin BMGK’ye  seçilememesinin başlıca nedeni Ortadoğu’da uyguladığı politika.

Beş yıl önce herkesin sempatiyle baktığı Türkiye, bugün, IŞİD ve benzeri örgütlere geçit vermesiyle katliamlara müsaade eden, insan hakları ihlallerine göz yuman bir ülke olarak değerlendiriliyor...

Türkiye’nin bir an önce bağnaz din politikasından çıkıp çağın talebi olan barış yolunu seçmesi ve dış politikasını bu doğrultuda sürdürmesi gerekiyor...