Dışarıdaki Gazeteciler ‘içerideki’ gerçekler…
10.09.2017 08:39 RÖPORTAJ
Türkiye, basın özgürlüğünde dünyanın en sorunlu ülkelerinden biri. İktidarın basın ve ifade özgürlüğüne karşı baskısı her geçen gün artarken, ‘Dışarıdaki Gazeteciler’, kim olduklarını ve amaçlarını BirGün’e anlattı

UĞUR ŞAHİN [email protected] @uugurs

İsimleri ilginç; Dışarıdaki Gazeteciler. Türkiye’de içeride yani hapiste 160’ı aşkın gazeteci olunca adları çok manalı oluyor. Cezaevindeki arkadaşlarının özgürlüğü için sosyal medyada kampanyalar düzenliyor, eylemler yapıyorlar. Son olarak Cumhuriyet gazetesi davasının ilk duruşmasının görüldüğü 5 gün boyunca Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ndeydiler.

Meslektaşlarının özgürlüğü için etkinlikler düzenlediler. Duruşmada yaşananları Türkiye’ye, dünyaya sosyal medya üzerinden anlattılar. Bir süredir hükümete yakın yayın organlarında liste halinde isimleri yayımlanıyor. Büyükada’daki toplantı sırasında gözaltına alınıp tutuklanan hak savunucusunun Whatsapp gruplarında olması suç gibi gösteriliyor. Kim olduklarını, ne yapmaya çalıştıklarını sorduk, onlar anlattı:

»Dışarıdaki Gazeteciler nasıl bir araya geldi?

disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347912-1.
Elif Ilgaz: Dışarıdaki Gazeteciler’in ana omurgasını, 2011’in Mart ayında gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Cemaat’in kumpasıyla tutuklandıkları gün, Beşiktaş eski DGM binası önünde toplanan bir grup gazeteci oluşturuyor. Aramızda birbirini hiç tanımayanlar da vardı. Buna rağmen müthiş bir uyum içerisinde, önceden konuşmaksızın, ilk eylemimizi o gün kol kola girip cezaevi aracının geçişini engellemeye çalışarak, ardından da oturup yolu bir süre keserek yapmıştık. O günden sonra da tüm tutuklu gazetecilerin özgürlüğü için yürüyüşler, basın açıklamaları yapmaya başladık. Bir kampanya yürütmek niyetiyle çıktığımız için yola, ismimiz yoktu. Bize ‘Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları (ANGA)’ ismini eylemlerimizi haber yapan gazeteciler verdi.

»O dönem size yönelik bir tehdit var mıydı?

disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347913-1.
Gülşah Karadağ: Karşımızda Emniyet ve yargıyı ele geçiren ve yarattığı korku iklimiyle halkı sindiren, basını susturan bir yapı vardı. Herkesin sustuğu bir dönemde biz Fetullahçıların yaptıklarını ifşa etmek, kumpasları ortaya çıkarmak için uğraşıyorduk. Şimdi olduğu gibi; herkesin korktuğu, bir sabah kapısını polislerin çalmasını beklediği günlerdi.

»Doğrudan tehditler oluyor muydu?

disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347914-1.
Timur Soykan: O günlerde de köşelerden, televizyon ekranlarından ‘Tutuklanacaksınız’ tehditleri savruluyordu. Üstelik Fetullahçılar ile AKP’nin yandaşı kalemler birlikte bunları yapıyordu. Polis ve savcılardan aldıkları talimatlarla aynı kelimelerle yazıyorlardı. Yıllar geçti, kumpaslar ve aktörleri değişmedi. Zekeriya Öz’ün heykelinin dikileceğini söyleyenler yerlerini koruyor, Fetullahçılarla mücadele ettiği için hapsedilen Ahmet Şık yeniden Silivri Cezaevi’nde.

»Dışarıdaki Gazeteciler ismi nasıl ortaya çıktı?
Elif Ilgaz:
Ahmet’le Nedim’in tahliyeleri ardından, kampanyayı tutuklu diğer meslektaşlarımız için sürdürme kararı aldık ve adımızı ‘Dışarıdaki Gazeteciler’ olarak değiştirdik. Bugün Türkiye 160’ı aşkın tutuklu gazetecisiyle, dünyanın en büyük gazeteci cezaevine dönüşmüş durumda. Bizler ise, herkesin sustuğu bir dönemde Cemaat’e ve iktidara itiraz eden bir grup gazeteci olarak, bugün ‘dışarı’dayadık ama sadece muhalif olduğumuz için her an ‘içeride’ olabileceğimizi de biliyorduk. Diğer taraftan da cezaevinde çok sayıda gazeteci olduğuna ve dışarıda olmakla içeride olmanın arasındaki mesafenin giderek azaldığına dikkat çekmek için ‘Dışarıdaki Gazeteciler’ adı üzerinde ortaklaştık. Kurumsal yapıların ‘harekete geçmedeki’ zorluklarını bildiğimizden, yine basın özgürlüğü için kampanyalar düzenleyen bir inisiyatif olarak yola devam etmeyi uygun bulduk.

Medya, tarihinin en zor döneminden geçiyor

disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347915-1.
»Peki ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Hilmi Hacaloğlu:
Bugünün Türkiye’sinde sistemin içinde kalıp gazetecilik yapmak kolay değil. Nasıl olsa biz bizeyiz, haydi daha açık konuşalım; Birkaç mecra dışında özgür ve bağımsız gazetecilik yapmaya zerre imkân yok. Bu Dışarıdaki Gazeteciler isminin bir diğer sebebi. Biz ‘İçerideki Gazeteciler’in uğradıkları haksızlıkları kamuoyunun gündemine taşımaya, toplumsal vicdana seslenmeye çalışıyoruz.

Elif Ilgaz: Hilmi’nin dediği gibi içerideki arkadaşlarımızın uğradığı haksızlığı daha görünür kılmaya çalıştığımız gibi, diğer taraftan da dışarıdaki gazetecilerin sıkıştırıldığı alanı da korumaya çalışıyoruz. Evet Türkiye medyası tarihinin en zor dönemecinden geçmekte. Açılan davalarla, baskılarla, işsizlik ve cezaevi tehdidi, sansürlemeler, cezalar ve yasaklarla gazetecilik mesleğini hakkıyla yapmaya çalışan meslektaşlarımız için de nefes alacak alan kalmadı. Dışarıdaki Gazeteciler olarak mesleğini onuruyla yapmaya çalışan ‘içeride’ ya da ‘dışarıda’ tüm arkadaşlarımızın yanında olmaya çalışıyoruz.

Nazan Özcan: Evet basına yönelik baskıların ve sansürün karşısında duruyoruz. Çünkü biliyoruz. Gazetecilerin hapsedilmesi aynı zamanda insanların haber alma hakkının, öğrenme hakkının da gasp edilmesidir. Bu tüm ülkenin sorunudur. Herkes; gazeteciler olmasa, hiç haberlerinin olmayacağı skandalları, haksızlıkları, mağduriyetleri bir an düşünsün. Haksızlığa uğradığında baskılar nedeniyle haber olamayacağını bir an düşünsün. Bu sadece gazetecilerin tutuklanması, basının baskı altına alınması sorunu değil. Bu tüm ülkedeki insanların önemli bir sorunu.

»Eylemleriniz de farklı oluyor. Bugüne kadar neler yaptınız?
Timur Soykan:
Biz medyanın bu en karanlık günlerine karşı umudunu kaybetmeyen insanlarız. Bunun için de inadına gülüyoruz, hatta eğlenerek direniyoruz. Örneğin Ahmet’e mektuplarımız, kartlarımız verilmiyor. Bunu aşmak için Maçka Parkı’nda Ahmet’in pek çok arkadaşı buluştuk ve fotoğraf çektirdik. Doğum gününde Cumhuriyet, Evrensel, BirGün gazeteleri ilan olarak bu fotoğrafı ‘İyi ki Doğdun Ahmet’ başlığıyla yayımladı. Tecridi, yasağı böyle aştık. Sosyal medyadaki kampanyalarımızda gazetecilere özgürlüğü etkili bir şekilde anlatmaya çalıştık, animasyonlar, esprili capsler hazırladık. Billboardlara afişlerimiz asıldı. Hepimizin hayatının sansürlendiğini, haber almanın bir insan hakkı olduğunu anlattık. Bunların hepsi herkesin bir ucundan tutup yaptığı çok güzel bir işbirliğiydi.

Tesadüf bu ya 24 Temmuz’a denk geldi!

disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347916-1.
»Cumhuriyet davasının ilk duruşmasında neler yaşadınız?
Ertuğrul Mavioğlu:
Cumhuriyet davasının ilk duruşması tesadüf bu ya 24 Temmuz’a denk geldi. O günün biz gazeteciler açısından, sansürün kaldırılışının 109. yıldönümü olması nedeniyle özel bir anlamı daha var. Yani Türkiye’de sansürün kaldırılışının yıldönümünü en az 160’ın üzerinde gazeteci hapishanelerde kutlayacak, henüz hapse atılmamış olan gazeteciler ise ülkede ‘sansür yok’ taklidi yapacaktı. Basın, düşünce, ifade özgürlüğüne, adalet ve demokrasiye inanan siyasi parti, sivil toplum örgütü, sendikalarla birlikte Çağlayan Adliyesi önündeydik. Dört gün boyunca hem adliyenin içinde hem de Çağlayan Adliyesi’nin önündeki meydanda asla eksilmeyen, aksine giderek artan destek ve sahiplenme böyle gerçekleşti.

disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347917-1.
Nazan Özcan: Bu zorlu bir organizasyondu. Adliye önünde basın açıklamalarıyla ilgilenen arkadaşlarımız varken bazılarımız içerinden anlık olarak yaşananları dışarıya aktarıyorduk. Dış basından ve uluslararası basın örgütlerinden gelenleri bilgilendiriyorduk. Çizer arkadaşlarımız duruşmayı çiziyordu, onları medyaya ulaştırıyorduk. Tutuklu arkadaşlarımız da iddianamenin nasıl bir kumpas olduğunu, hiçbir delil olmadığını, gazeteciliğin suç olmadığını çok güzel ortaya koydu. İçerisi ve dışarısı bir bütündü.

»Farklı dünya görüşüne sahip isimlerin Dışarıdaki Gazeteciler’de bir araya geldiğini görüyoruz. Bunu sağlayan nedir?

disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347918-1.
Barış Pehlivan: Cumhuriyet davasındaki hukuksuzluk. Yani, arkadaşlarımızın büyük bir hukuk katliamıyla cezaevine atılması. Çok temel bir ortak düşüncemiz var; bu davada gazetecilik yargılanıyor ve arkadaşlarımız özgür olmalı. Bu tespiti de duygusallıkla yapmıyoruz; gazetecilik titizliğiyle okuduğumuz dava dosyasını ve asıl niyeti biliyoruz. Belki başka bir konu olsa birbirinden 180 derece farklı şeyler söyleyecek insanlar, konu Cumhuriyet davası olunca yan yana gelebiliyor.

»Dışarıdaki Gazeteciler grubundaki isimler, hükümete yakın gazetelerde liste halinde yayımlanıp suçlamalarda bulunuluyor. Neden sizi hedef alıyorlar?
Barış Pehlivan: Cumhuriyet davası, Türkiye’nin geleceğinde bir kader taşı. Bir hukuk devleti mi olacağız, yoksa bir urdan kurtulurken başkasına mı teslim olacağız? Biz bu soruyu başköşeye yazıyoruz. Haklıyız ve bunu geniş kamuoyu da fark etti. Cumhuriyet soruşturmasını, FETÖ mensubu HSYK üyelerinin oylarıyla savcılıkta kalabilen FETÖ sanığı bir savcının yürüttüğünü unutturmuyoruz. Onlar da ellerine tutuşturulan polis fezlekeleriyle yanıt veriyor. Ama biz FETÖ kumpasları döneminden şerbetliyiz ve bu filmi görmüştük. Hedef gösterenler de biliyor ki; Cumhuriyet’in yöneticilerinin ve yazarlarının bir FETÖ davasındaki yeri sanık sandalyesi değil, ancak ve ancak iddianamenin en üstündeki “şikâyetçi” olur. Özetle; Ahmet Şık’a yaptıkları FETÖ suçlamasına kimse inanmıyor ve bu nedenle “kral çıplak örgütü” bulmaya çalışıyorlar.

Hilmi Hacaloğlu: Arkadaşlarımıza sahip çıktığımız, meslektaşlarımızla dayanışma gösterdiğimiz için maalesef bazı medya organlarında hedef gösterildik. Ama ne yaparlarsa yapsınlar biz, arkadaşlarımız çıkana dek onlarla dayanışma göstereceğiz ve onlar da er ya da geç özgür kalacak.

Timur Soykan: Şöyle düşünün; Biz kumpaslarla mücadele ederken onlar Fetullah Gülen’e methiyeler düzüyor, kumpasların tetikçiliğini yapıyorlardı. Şimdi akıl almaz senaryolarla bizi suçlamaya cüret edebiliyorlar.

Ertuğrul Mavioğlu: Hakkımızda özellikle iktidar medyası tarafından başlatılan ve halen de sürdürülen karalama kampanyası karşılık bulmadı. Güneş balçıkla sıvanamıyor ve haklılığından, hakikatinden güç alan bir mücadeleyi bastırmak sanıldığı kadar kolay değil. Buna da herkes tanık oldu.
disaridaki-gazeteciler-icerideki-gercekler-347919-1.
Cumhuriyet davasıyla sınırlı değil
»11 Eylül’deki duruşma Silivri Cezaevi’nde görülecek. O gün için neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Ertuğrul Mavioğlu:
Elbette ki en güçlü bir biçimde sahiplenmemiz sürecek. Cumhuriyet davasında yedi arkadaşımızın tahliye edilmesiyle adalet tecelli etmiş değil. Cumhuriyet davasından beş arkadaşımız daha halen demir parmaklıkların ardında. Ama mesele Cumhuriyet davasıyla da sınırlı değil. Hiç açılmamış olması gereken davalar sürüyor, asla tutuklanmaması gereken gazeteciler aylardır, yıllardır haklarında tek bir suçlama bile yapılmadan cezaevlerinde yatırılıyorlar. Sormak gerekir: İnan Kızılkaya, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat, Deniz Yücel, Murat Aksoy, Nedim Türfent ve onlar gibi pek çok gazeteci neden hapistedir? Sadece gerçekleri yazdığı için gazetecilere ‘terörist’ damgası vurup hapse atmanın ne demokrasi ne de özgürlüklerle bağdaştığını üç yaşındaki bebeler bile biliyor artık. O yüzden hapisteki gazetecilerin özgürlüğünü savunmak, aynı zamanda adaleti, aynı zamanda demokrasi ve özgürlükleri savunmak demek. Dolayısıyla ifade özgürlüğü bakımından sembol haline gelmiş olan Cumhuriyet davasının peşini ne 11 Eylül günü ne de sonrasında bırakacağız.