Diyarbakır izlenimleri - 4
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN
"Suriçi Düşleri" adını verdiğimiz belgesel proje çalışmasının son düzenlemelerini yapmak üzere geçtiğimiz Perşembe günü Diyarbakır'da toplandık. Yaklaşık on ay süren çalışmamızda bölgeye defalarca gittik, fotoğraflar çektik, sözlü tarih kayıtları tuttuk, bu kayıtların bir bölümünü görüntülü olarak gerçekleştirdik, röportajlar yaptık. Danışmanlığını gazetemiz yazarlarından Şeyhmus Diken'in yaptığı, Mehmet Özer'in proje yürütücülüğünü üstlendiği çalışmada ben de belgesele dair teorik ve pratik bilgi ve deneyimlerimi katılımcı arkadaşlarımla paylaşarak yer alıyorum. Suriçi Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın ve çalışma arkadaşlarının çalışmamızı kolaylaştırıcı, çok yönlü desteklerinden, gösterdikleri misafirperverliklerinden ve dostluklarından dolayı ne kadar teşekkür etsek az. Kapılarını bize açarak yaşadıklarını, tanıklıklarını, acılarını ve özlemlerini bizlerle paylaşan bölge halkına müteşekkiriz. Tek istedikleri anlatılanların aktarılması, ama doğru aktarılması.

Bu gidişimizde kitap fuarının açık olması güzel bir raslantıydı ve karşılaşabildiğimiz birçok yazarla sohbet edebilme olanağı bulduk. Sevgili Şeyhmus Diken yanımızdaydı, Mıgırdiç Margosyan'la çocukluğunun geçtiği mekanları dolaşırken anılarını ve tanıklıklarını dinledik. Röportaj sırasında Zerrin Kurtoğlu ve yine gazetemiz yazarlarından sevgili Burhan Sönmez'le birlikteydik. Çalışmalarımızdan dolayı yalnızca bir gün gidebildiğimiz fuarda "Tesbih Taneleri" kitabını imzalattım. Sülüklühan'da Ermeniceyi nasıl öğrendiğini anlattı bize; "Ben Ermeniceyi öğrenmek için sürgün oldum biryerde. Babam "git öğren gel," dedi. Ama İstanbul'a gitmezden önce burada eski anaokul öğretmeni yaşlı bir kadının yanına gönderdi. İlkokula daha başlamamışım, üç-dört kız birkaç çocuk, ben ufak bir çocuğum. Yaşlı kadın biraz Ermenice öğretiyor, aslında biraz da aileler çocuklarını başlarından savıyor, hiç olmazsa akşama kadar başları rahat etsin diye. Kadıncağız kızlara örgü falan da öğretiyor. Benden büyük olan kızlar vardı, onlar kendi aralarında Ermenice konuşuyor, ben bir şey anlamıyorum. En sonunda birkaç hafta geçtigitti. Sonunda babam dedi ki; "Hadi gel bakalım ne öğrendin?" Ben bir tane A yazdım, bir tane de E. "Başka, başka," deyince, Diyarbakır Ermenice lehçesiyle bir mani söyledim. (burada maniyi söyledi) Kızlar kendi aralarında söylerken ben de ezberlemişim. Manası şu; Kız senin adın Exe / Seni pencereden gördüm / Gel bana bir öpücük ver / Ben de babana damat olayım. Bunu söyleyince babam beni tokatladı.

Gülüştük tabii.

Ertesi gün Ermeni Mezarlığında aile büyüklerinin mezarlarının başındaydık. Ben fazla durmadım yanında, hissettim onu. Mezarlar arasında dolaşırken bir ara yanıma geldi. Mezarlığın etrafı duvarla çevrilmezden önce çok kötü haldeymiş. "Kısmen kurtardık," dedi. Bir tek babasının mezarını bulamadığını söyledi. Bunu söylerken hüzünlüydü, biz de yormuştuk doğrusu onu.

Son gün Suriçi Belediye Başkanı Adullah Demirbaş'la röportaj yaptık. Çok şey anlattı ama kıssadan bir şeyler yazacak olursam "barışı içten istedi."

Dengbejler Evi'ne geçtik oradan, alt odasında çocuklar toplanmıştı, merak edip aşağı indim. Bir kız, bir erkek çocuğun söyledikleri klamı dinleyip kayda aldım. Oradan çıkıp ayrılmadan bir kadeh şarap içip arkadaşlara veda etmek üzere Sülüklühan'a gittim. Girişte A. Kadir'in çevirisini yaptığı Paul Eluard'ın "Asıl Adalet" şiiri vardı. İnsanlarda tek sıcak kanun, / üzümden şarap yapmaları, / kömürden ateş yapmaları, / öpücüklerden insan yapmalarıdır. / İnsanlarda tek zorlu kanun, / savaşlara, yoksulluğa karşı, / kendilerini ayakta tutmaları, / ölüme karşı yaşamalarıdır. / İnsanlarda tek güzel kanun, / suyu ışık yapmaları, / düşü gerçek yapmaları, / düşmanı kardeş yapmalarıdır. / Hep var olan kanunlardır bunlar, / bir çocukcağızın ta yüreğinden başlar, / yayılır, genişler, uzar gider, / ta akla kadar.

Gecesi Dicle'nin kıyısına, Ongözlü Köprü'nün kenarındaki kayalara oturduk. Hava bulutluydu, yüreğimiz gibi... Bir ışık vardı; ongözlü köprüyü aydınlatan. İnsanız nihayetinde, içimiz zifiri olacak değil ya! Bir de gözün göremediği; umudun ışığı... Geceyarısı olmadan kalktık. İçtiğim sigaranın son dumanını önümdeki kayanın oyuğuna, rakımın son yudumunu Dicle'nin sularına döktüm; nehirler kan akmasın niyetine...