Dizilerde bir öde, on al
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Benim de üyesi olduğum, Oyuncular Sendikası dizilerde denetlemeler yapıyormuş. İyi de neyi? Bilinmiyor mu, süredurduğu biçimiyle belki de dünyanın en ağır işçiliği ile bu kesimin(sektörün) Türkiye’deki çalışma koşulları?...

Oyuncular, sahneleri nerede ise oraya çağrılırlar; açıkta ise dış çekime, kapalı yerde ise iç çekime. Diyelim ki çekilecek iki sayfalık işiniz var; sürse sürse ne sürer, yaklaşık olarak değerlendirirsiniz, en çok 3 saat. Ama bakalım kaçta başlayacaksınız? Beklersin de beklersin, o bilinmez saati. Bir bilmecem var o zaman. Sor, sor... Peki, başımdan geçen biraz uç bir örnek gibi dursa da şöyle:

“Bir dizide oynuyorum. 10.00’da gittim oraya, kaçta başladım?”

Yanıt: “15.00?”

“Hayır.”

İkinci yanıt: “8 saaat sonra? 18.00 falan?”

“Hayır. Söyle, üçüncü ve son olasılığını?”

Yanıt: “Ne bileyim, şaşırdım. Gece 22.00, 23.00?”

“Hayır, gün ağarırken 04.00; yani 18 saat bekledikten sonra.”

Ve daha da sonrası var; başımı yastığa koyduğumda: 06.30. Derken telefonun çalması: 08.30: “Yine saat 10.00’da alacağız sizi...” İçimden diyorum ki, “gözüne dizine dursun; çok uyumuşum ha: iki saat.” Bir on yıl öncesinin gerçek öyküsü. Ancak sanmayın ki artık işler değişti, yaklaşık aynı biçimde sürüyor şimdilerde. Sendikanın karşı durması gereken önemli noktalardan biri de: çalışma saatleri. Hele, hadi sen bekleyip duruyorsun, ya diğerleri, hiç dur durak yok onlara: bezemciler(çevre düzenlemesi, dekor), donatımcılar(aksesuar, malzeme), ışıkçılar, alıcılar(kamera ve ekibi), giysiciler(kostüm ekibi), yüzboyamacılar(makyaj ekibi), yönetmenler ve yardımcıları(reji ve asistanları), yerlerde sürünüyorlar yorgunluktan, uykusuzluktan. Ortalama bir film uzunluğunda 6 günde bitirilmesi ve haftasına yetiştirilmesi gereken bir dizi-yeni bölüm var çünkü. Ana sorunlardan bir diğeri de ortada: dizi dediğin 45, hadi bilemedin 60 dakika sürmeli. 20.00’de başlayan dizi, ara tanıtımlarla(reklamlarla) 00.15 dolaylarında bittiğinde geçen süre: 4 saat, 15 dakika. Önceden yazılıp çizilse de, yinelensin, Oyuncular Sendikasının öncelikle eğilmesi gereken konulardan biri de bu bence.

Bir de ödemeler(telif) sorunu var en başlarda. Diyelim ki bir tiyatroda çalışıyorsunuz. Aynı oyunda kaç kez görev alırsanız, o denli bir ödeme alırsınız, yani her oyun başı. Ne var ki dizilerde bir kez, o bölüm başı, ki o bölüm, aynı hafta 2-3 kez daha izletiliyor. Aradan yıllar geçse de TV’de yeniden yayınlanıyor. Dış ülkelere satılıyor, oralarda da gösteriliyor ama bunlardan, emek verenlerin cebine tek kuruş girmiyor. Oyunculara ilk ödeme, şaka gibi dursa da gerçek: dizinin 8.bölümü gösterildiğinde gerçekleştiriliyor genelde; bir ay öncesini, başlangıcını da koy, üç ay sonra alabiliyorsun ilk bölümün parasını, hani acından ölmedinse... İşte burada yine karşımıza işverenler(patronlar); yapımcılar, TV ortaklıkları(şirketler-kanallar) çıkıyor. Böyle beleş kazanç nerede? Bir öde, on al...

İliğine dek sömürüldüğünü duyumsatan, somut daha nice olgular da yazmakla kolay kolay bitmez...

Halkımız tiyatroya, resim, heykel, fotoğraf vd.sergilere, filmlere mi gidiyor? Hayır; Türkiye, yediden yetmişe dizi izliyor.

En azından kimi kazanımların elde edilmesi adına DİSK ne düşünüyor? Diğer örgütlenmeler, siyasiler? Oyuncular Sendikası yeterli mi olur? Savaşımı nereye dek sürdürebilir tek başına, o dev kuruluşlar-güçlü birliktelikler karşısında?!...