Dizilere takmanın dayanılmaz hafifliği!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Hemen belirteyim, iyi bir dizi izleyicisi değilim. Gündemden büsbütün kopmamak için, herkes gibi ben de arada göz atıyorum bazılarına. Ama reklamlarla birlikte iki buçuk saati bulan bir diziyi sonuna dek kesintisiz izlemek olanaklı mı?

     “Dizi” furyası Türkiye’de 1970’lerde başladı ve 80’lerde hız kazandı. Televizyonun henüz yaşamımıza girmediği yıllarda, TRT Radyoları’nda “Mikrofonda Tiyatro” ve “Arkası Yarın” izlenceleri vardı. Dinlemeye doyamazdık! Sonra tek kanallı TRT’nin siyah beyaz yayın dönemi başladı. “Arkası Yarın”ların yerini ilk TV dizileri aldı. Brezilya dizisi “Köle İsaura”, o yıllarda bir fenomendi. “Kökler” dizisinin başkahramanı Kunte Kinte’nin adı, neredeyse deyimleşerek bu diziyle girdi dilimize. “Zenginler de Ağlar”, “Maria” falan derken; “Kaçak”, “Bonanza”, “Küçük Ev”, “Zengin ve Yoksul”, “Altın Kızlar”, “Aşk Gemisi”, “Çarli’nin Melekleri”, “Cosby Ailesi”, “Dallas”, “Flamingo Yolu”, “Yalan Rüzgârı”, “Komiser Kolombo” gibi ünlü Amerikan dizileri ortalığı kasıp kavurmaya başladı. Yabancı diziler, o dönem televizyon izleyicilerinin en büyük eğlencesiydi...


    YERLİ DİZİLER

     İlk yerli dizilerimiz ise, Halit Refiğ’in TRT için Halid Ziya Uşaklıgil ve Kemal Tahir’in aynı adlı romanlarından uyarladığı “Aşk-ı Memnu” ile “Yorgun Savaşçı” oldu. Daha sonra “Bizimkiler”, “Perihan Abla”, “Süper Baba”, “İkinci Bahar” gibi çok tutan yerli diziler birbirini izledi...

     O zaman diziler bugünkü kadar uzun değildi. Başlangıçta her bölüm 45 dakika olarak çekiliyordu. Şimdilerde 120 dakikayı buluyor! Her hafta sinema filmi uzunluğunda dizi çekmek kolay değil. Senaryo yazarları, dizi oyuncuları, set işçileri uzun çalışma saatleri yüzünden perişan oldular. Dizilerin süresi uzadıkça nitelikleri bozuldu. Senaryo ve çekimler baştan savma olmaya başladı. Oyuncuların yorgunluğu performanslarına yansıdı. Durgun ve diyalogsuz sahneler, devinimsiz görüntüler, izleyiciyi dizilerden uzaklaştırdı...

     HÜRREM’İN BAŞINA GELENLER!  

     Bugünlerde en çok konuşulan dizi, Star kanalında gösterimi süren “Muhteşem Yüzyıl”. Ne var ki, dizinin kalitesinden çok, tarihsel gerçeklere uygunluğu tartışılıyor. “Muhteşem Yüzyıl”ın konusunun kurmaca olduğu, yapımcılarınca ısrarla belirtilse de, kimi eleştirmenler yine de “belgesel” özellikleri arıyorlar bu dizide! Önce tarihçiler arasında başlayan Kanuni tartışması, Başbakan Erdoğan’ın topa girmesiyle yeni bir boyut kazandı. Her şeyin en doğrusunu bilen Erdoğan, bu dizi için, “Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti, dizideki gibi haremde değil. Ben o diziyi yapanları da, o televizyonun sahiplerini de milletimizin huzurunda kınıyorum” dedi ve bununla da yetinmeyerek savcıları göreve çağırdı.

       Sultan Tayyip konuşur da yapımcılar ve kanal yöneticileri durur mu? Hemen durumdan görev çıkardılar!

       Tarihçiler elde kalem, Kanuni’nin kaç yıl at sırtında kaldığını hesaplayadursun, Hürrem çoktan tesettüre girdi bile!

      Yetmedi!

      Mübarek kadın, ertesi hafta “mahalle baskısı”yla namaza başladı! Sonra ellerini iki yana açıp Kanuni için uzun uzun dua etti...

      Böylece hem Başbakan’ın, hem ecdadımızın ruhu huzura kavuşmuş oldu!

      * * *

     2012 Türkiyesi’nde yaşanan bu akıl tutulması karşısında, iyi ki dizinin mimarı Meral Okay yaşamıyor diye düşündüm. Aramızda olsaydı, bunca baskıya dayanabilir miydi yüreği, bilmiyorum...