Doğal beslenme azaldı zamanla hastalıklar arttı
25.07.2018 08:34 YAŞAM
Uzm. Diyetisyen Meltem Şeniz Toksoy: Eskiden doğal besleniyorduk, özellikle 80’lerden sonra başta buğday olmak üzere işlenmiş, katkılı gıdalar sofralarımızda yer almaya başladı. Bunun sonucu hastalıklar yavaş yavaş çoğaldı

Hicran Karahan

Zamanımızın önemli sorunlarından biri de yeme alışkanlıklarımız ve beraberinde gelen ‘normal’ olmayan kilolar. Gıda endüstrisinin ortaya çıkması sağlıklı beslenmeyi hedef aldı. Buna itiraz eden ve “Burası buğdayın anavatanı, buğday yedirmeyeceksek insanlara ne yedireceğiz?” diyen, beslenme konusunda sloganı; ‘besinleri iyi tanı, sorgula, düşünerek ye, doğru beslen’ olan, Uzm. Diyetisyen Meltem Şeniz Toksoy ile yeme bozuklukları üzerine konuştuk.

»Yeme bozukluğu nedir, nasıl tanımlarsınız?
Yeme bozukluğu tıpta hastalık olarak kabul ediliyor, çeşitleri var, çoğunun temelinde psikolojik bozukluklar yatıyor, böyle durumlarda biz tek başımıza mücadele etmiyoruz, psikiyatr ve psikologlarla beraber çalışıyoruz. Yeme bozukluğu farklı şekillerde karşımıza çıkar; tıkanırcasına yeme sendromu (“binge eating”) tok olsalar bile yemeye devam ederler, yemek yememe sendromu (Anoreksiya Nervoza), yediklerini kusma sendromu (Bulimia). Son dönemlerde insanlarda sağlıklı yeme takıntısı (Ortoreksiya) başladı, her şeyin sağlıklısını bulmayı da yeme bozuklukları içinde sayabiliriz. Çünkü bu da insanları yoruyor. Bu hastalıkların psikolojik boyutu çok önemlidir.

»Size gelen kişilerde yeme bozukluğu olduğunu nasıl tespit ediyorsunuz?
Polikliniğime gelen her hastadan yeme bozukluğu olup olmadığını anlamak için öncelikle detaylı bir beslenme testi (anamnezi) yapıyorum. Bu testlerin dünya standartlarında hazırlanmış soruları var, hastanın verdiği cevaplara göre yeme bozukluğu olup olmadığını ortaya çıkıyor. Eğer kişide yeme bozukluğu ortaya çıkarsa psikiyatr veya psikolog öneriyorum. Kabul ederse tedavi başarılı oluyor, kabul etmezse sadece beslenmeyle istenilen sonuca ulaşamıyoruz.

»Yeme bozuklukları sonucu ortaya çıkan hastalıklar tehlikeli midir?
Yeme bozuklukları birçok hastalığa sebep olur. Zamanında önlem alınmazsa hayati tehlikeler ortaya çıkar. Yeme bozukluğu sonucu görülen hastalıkları şöyle gruplandırabiliriz; çok yemekle ilgili olanlar; diyabet, tansiyon, kalp damar hastalıkları, obezite. Az yemek yemekle ortaya çıkan hastalıklar ise aşırı zayıflık, kansızlık, vitamin ve mineral eksiklikleri, hormonal ve psikolojik bozukluklar(ölüme sebebiyet) söyleyebiliriz. Özellikle Bulimia hastaları kendilerini şişman sandıkları için yedikten sonra kusar, Anoroksiya hastaları ise hiç yemek yemez. Bu kişilerin besleme şeklini aldığı besinlerin miktarını ve alması gereken kaloriyi ayarlamanın yanı sıra, yiyip yemediğini sıkı bir şekilde kontrol etmek gerekiyor. Kontrol edemediğimiz durumlarda istemediğimiz sonuçlar ortaya çıkıyor. Bir anımı aktarmak isterim Cerrahpaşa’da öğrenciliğim sırasında çalışırken Bulimik bir kız hastamız vardı, tedavi görüyordu. Kilo aldırmaya çalışıyoruz, sıkı takip altında, her hafta geldiğinde tartıyorduk, tabii şimdiki gibi hassas teraziler yok 300 gram alsa seviniyoruz. Ama istediğimiz sonucu alamıyoruz sonra botlarının içine taş sakladığını fark ettik. Menüsüne bir tabak fasulye, beş kaşık pilav yenecek yazmışız, yiyorum diyor anladık ki tabaklar çay tabağı kaşıklar çay kaşığı. Burada da gram belirtmenin önemi ortaya çıkıyor.

»Toplum doğru ve doğal beslenmeyi biliyor mu desem cevabınız ne olur?
Toplum öğrenmeye biz öğretmeye çalışıyoruz. Eskiden doğal besleniyorduk, özelikle seksenlerden sonra başta buğday almak üzere katkılı, ilaçlı, işlenmiş gıdalar sofralarımızda yer almaya başladı. Bunun sonucu hastalıklar yavaş yavaş çoğalmaya başladı, mesela buğdayı sindiremiyoruz, glütensiz ekmek yiyin glütensiz beslenin sözlerine karşıyım. Burası Mezopotamya buğday yedirmeyeceksek insanlara ne yedireceğiz? Aslında ekmek en güzel besindir, evimizde gerçek ekşi mayayla kabuklu undan yapılan ekmek, marketlerdeki bir ay bozulmayan paketli ekmeklerden değil. Maalesef fırınlarda kullanılan ekmeklik un, en çok işlenmiş, besin değeri kalmamış undur. Tamamen organik ürün bulmak artık çok zor, Çanakkale’deki bir manavda Çanakkale domatesini bulamamak çok üzücü. Köylü kendi ürettiğini yiyemiyor, satmak zorunda kalıyor veya doğal üretemiyor çünkü uzun süre saklayamıyor. Bu da köylüden şehirliye herkesi olumsuz etkiliyor. Gelen hastaları yoğurdunu, ekmeğini kendin yap diyerek yönlendirmeye çalışıyorum. Paketli, katkı maddesi olan ürünleri almamaya dikkat etmek gerekiyor, zor ama imkânsız değil.

dogal-beslenme-azaldi-zamanla-hastaliklar-artti-491515-1.

»Diyetisyen olarak kanser hastalarını nasıl besliyorsunuz?
Kanserin türüne göre beslenme şekilleri var, öncelikle hastaların doğru ve doğal besinlerle beslenmesini sağlamaya çalışıyoruz. Aslında doğru ve doğal beslenme kanserden koruyucu bir önlem. Örneğin yemek borusu kanseri (özofagus) olan bir hastada çiğneme ve yutma zorluğu ortaya çıkar, tedavi aşamasında kemoterapi, radyoterapi görüyorsa burnundan nazogastrik sonda veya mideye peg takılır, bu işlemleri cerrah yapar, diyetisyenden yardım alınarak özel sıvı ürünlerle beslenmesi sağlanır. Bu ürünler aynı zamanda yoğun bakım hastalarında da kullanılır. Uzun süre bu şekilde beslenen hastalarda kabızlık veya ishal görülür, bu gibi durumlarda mama ayarlamaları yapılır. Kanserli hastaların vücutlarındaki yıkımdan dolayı günlük protein ihtiyacı daha fazladır, mamalarda bu ayarlanmıştır ama bir diyetisyen olarak hastanın doğal besinlerle beslenmesini çok önemsiyorum ve hastalarıma protein değeri yüksek özel çorba tarifleri veriyorum.

»Size en çok kimler geliyor, bu insanlar neyi gözden kaçırmış oluyor?
Çoğunlukla kalp ve şeker hastaları, obez çocuklar, gebelik şekerinden dolayı gebeler geliyor. Neyi gözden kaçırıyorlar derseniz, verdiğim listeye göre beslenmeye başladıklarında ne kadar çok yediklerinin farkına varıyorlar. Kalp damar hastası baypas olmuş, ölüm korkusu yaşıyor, telaş içinde mecbur kaldıkları için bize geliyorlar. Halbuki hastalanmadan bize gelecekler çünkü diyetisyenlik koruyucu sağlık hizmetidir, tedavi edici değil bizim ülkemizde tedavi edici olarak görülüyor halbuki dünya genelinde diyetisyenlik koruyucu sağlık hizmeti altındadır. İnsanlar ilerde hasta olmamak için sağlıklıyken gelmeli, ne yazık ki biz hasta insanları tedavi ediyoruz. Son zamanlarda az da olsa bizim jenerasyondan sağlıklı beslenmeyi öğrenmek için gelenler oluyor.

***

Doğru kilo nedir, ne kadardır?

»Normal kilo nasıl belirlenir, normal kiloda olan bir insan kaç kalori almalıdır, gün içinde sağlıklı beslenmek adına neler yemelidir?
Beden kitle endeksi dediğimiz bir değer var, kilonun boyun karesine bölünmesiyle elde ederiz. Normal kiloda olan kişilerde kitle endeksi ortalama 24, 25 civarındadır, beden kitle endeksi 18’in altında ise kişi fazla zayıf, 30 ve üstünde ise obezdir. Her iki durumda da diyetisyenin yardımına ihtiyaç vardır. İnsanın kendi başına kalori ayarlaması zordur, bunun bize öğretilen bir formülü vardır. Toplumda normal boyda ve kiloda bir kadını ele alırsak günlük kalori ihtiyacı 1500 ile 1600’dür. 1500 kalorilik bir liste oluşturacak olursak; günlük 5 dilim ekmek(bir dilim 25gr.), iki porsiyon meyve(iki tane kişinin yumruğu büyüklüğünde), iki porsiyon süt ya da yoğurt türevi (ölçü bir su bardağıdır), pilav ve makarnanın yanında ekmek tüketilmeyecek çünkü bunlar karbonhidrat grubundaki yiyeceklerdir. Günde iki porsiyon çiğ ya da pişmiş sebze tüketilmelidir. Yemek tabaklarının çukur kısmı bir porsiyon olarak ayarlanmıştır, bu bölüm yaklaşık sekiz yemek kaşığı alır. Sebzeler sürekli kızartma şeklinde tüketilmemeli her insanın elinin büyüklüğü kadar et, tavuk, balık yiyebilir. Hayvansal protein almadığı zamanlarda, kuru bakliyatlardan da protein ihtiyacını karşılayabilirler.

Kuru bakliyatlar sindirim sistemini çok güzel düzenler, bir porsiyon yeterlidir yaklaşık sekiz yemek kaşığı. Kaliteli protein tüketmek kaslarımız, vücut sağlığımız ve dayanıklılığımız için çok önemlidir. Bu beslenme sırasında tatlıyı ne zaman yiyeceğiz diye sorarsanız, bu şekilde beslenen bir insanın tatlı ihtiyacı olmaz. Tatlı ve tuzlu bizim şımarıklığımızdır. Günlük gıda alımlarında atlamamamız gereken en önemli şey su içmektir. Çünkü su hayattır, her bir gram su bir kalori yaktırır, kalorinin kelime anlamı; bir gram suyun vücutta enerjiye çevirme şeklidir. Ne kadar su içersek o kadar iyidir.