Doğan görünümlü Şahin medya ilkeleri
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Başlığı biraz ironik atmış olsak da hakkını verelim. İktidar medyasıyla kıyaslayınca bir takım ilkelerin -kağıt üzerinde kalsa dahi- olması güzel. Hatta ilke diye bir şeyden söz etmek bile güzel. Kendini ilkelerle sınırlama ihtiyacı duymakta bir tavır var. En azından okuyunca etkileniyor, “vay be” diyorsun, “oyun hamuru” kıvamında olduklarını bile bir anlığına unutuyorsun. Doğan Medya İlkeleri’nden söz ediyorum. Hani İrfan Değirmenci’nin işine son verilirken bahsedilenlerden. Sağ olsun Doğan Medya, her seçim öncesi veya sonrası böyle jestler yapar. Kimi bilâkis mesaj niteliğindedir, kimi “mesaj alındı” kıvraklığında. Yine böyle bir projenin bu seferki kurbanı İrfan Değirmenci olmuş. İlk değil son da olmayacak. Ekran yüzü olması, etki alanı vs. gibi değerler olayı konuşulmaya değer kılıyor. Üstelik İrfan Değirmenci “Hayır” dediği için işini kaybederken “evet” propagandası yapan Fatih Çekirge giderek güç kazanıyorsa, bir zahmet o ilkeleri başarısız modifiye edilmiş bir Doğan görünümlü Şahin misali bir kenara bırakalım ve bu olayı nasıl okumak gerektiğini tartışalım bu hafta Köşe Vuruşu’nda.

Salt iktidar baskısıyla mı atıldı?
İktidar baskısıyla yapılan görünür görünmez çok şey var ama ben açıkçası İrfan Değirmenci’nin Kanal D’den doğrudan istekle uzaklaştırıldığına inanmıyorum. Yandaş medyadakilerin “Değirmenci’yi önemsiz biri” ilan etmesine de kesinlikle katılmıyorum. Doğan Medya açısından verilebilecek kurbanlar içinde en makulu olarak görünmüş gibi. Dahası bu işte bir işgüzârlık, bir oyun kurma gayreti var ama bu da karşılık bulmuş gibi görünmüyor Değirmenci’nin yerine Emin Çapa’nın tercih edilmiş olması da bu savı destekliyor. Çapa, Değirmenci kadar net tavırlı görünmese de namlı bir yandaş değil. Yerine daha yandaş bilinen biri gelseydi daha büyük kuşku duyulabilirdi ama bu haliyle grup içi bir değişikliğe “kurnazca” bir kulp uydurma ve bir miktar risk azaltma gayreti olarak görülebilir. Bu gayret –ilkeler cart curt derken- tıpkı Altın Kelebek’te Diriliş Ertuğrul’a büyük ödül verip, kadrosuna organizasyon hatası yüzünden ödül konuşması yaptırılamaması gibi yüze göze bulaştırıldı o ayrı.

“Simit sat onurlu yaşa” tavrı doğru mu?
Sosyal medyada böyle olaylardan sonra yükselen bir kalanları istifaya çağırma tavrı var. O kurumlarda kaldıkları için “onursuzlukla” suçlanıyorlar vs. Burada elbette iyi niyetle o kurumlarda sembol olmuş isimlerin istifasının etki yaratacağı düşünülüyor ama katılmak çok zor. Bunu düşünenler hariç kimsede iknaya dair bir etki yaratmaz bu. İnsanlar Hürriyet okumayı doğrudan bırakıp, Kanal D, CnnTürk izlemeyi kesmez mesela (Kaç kişi Kanal D’deki dizisinden vazgeçer mesela?). Olan işinden olmuş medya çalışanlarına olur, yerleri de yandaşlığa dünden heveslilerce hemen doldurulur. Geniş kitleler de sahip çıkmaz tahminim. Alternatif medyanın satış rakamlarına bakınca öyle bir ısrar görünmüyor en azından. O yüzden içeride direnmek (Değirmenci gibi) hâlâ –her şeye rağmen- daha değerli bence.

Doğan Medya’ya tavır göstereceksek
Başından beri medyadaki sistem sorununun kişiler üzerinden çözüleceği algısı var. Bilhassa şöhretli muhalif kişiler üzerinden. Örneğin; Değirmenci’nin görevine son verilmesinin ardından kaç kişi, 90’larda medyada sendikasızlaşma akımını başlatanın Doğan Medya olduğunu hatırladı. Kaçımız; isimsiz kahramanlar sessiz sedasız işlerinden olurken görebildik, duyabildik. 90’larda medya dışı sermaye medyaya girip de sendikayı, örgütlülüğü kapı dışarı ederken sessiz kalan ya da kendi dolgun maaş artışı yüzünden ses çıkarmayan şimdinin kimi kodaman muhalifleri, sırf ana-akım medya dışında kaldı diye kahraman mı oldu yani? Bu sistemin taşlarını hep beraber dizmediler mi peki? Şimdi birkaç şöhretli isimden beklenen tavır, 90’larda onlardan beklenmiş miydi? Bu soruların cevabı belli. İş memleket meselesi haline geldiğinde “kurbanlar” arıyoruz. Medyayı düzeltmenin yolu buradan geçmiyor. Medyayı düzeltmenin yolu, izleyici / okuyucu örgütlenmeleriyle tavır koymaktan, kendi medyalarımızı güçlendirmek için kafa yormaktan geçiyor. Yoksa bize düşen; “acaba iktidar baskısı / korkusu yüzünden mi yoksa medya patronunun algı oyunu yüzünden mi işten atıldı?” diye tartışmak oluyor. Bu da büyük zül açıkçası.