Doğanın çağrısı: Yay vaziyetleri!
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Paris Komünü de, toplumsal tabakaların arasında sıkışıp kalmışların buluşması ve birbirlerine dokunmasıydı. Guy Debord bu komüne “19. yüzyılın en büyük şenliği” diyor. Bahar, bilge bedenin içindeki yayları serbest bırakıyor

Baharın gücü karşısında beden direnebilir mi? Gövdelerine yaşam yürüdükçe, ağaçlar nasıl da tomurcuklanıyor? Umudu doganin-cagrisi-yay-vaziyetleri-118244-1.uzaklarda aramayın; umut, yeryüzünün kıvrımlarında. Ve en karamsar anlarımızda bile içimizde akan bahar sellerinin damarlarımızın çeperlerine yaptığı basıncı hissetmemek mümkün mü? Arka bahçedeki atkestanesinin balkona doğru uzanan dallarındaki değişikliği izliyorum. Kışa hazırlanırken sonbaharda yapraklarını döktükten sonra, dal uçlarındaki büyüme noktalarını ağır ve yapışkan bir sıvıyla koruyarak içine kapanmıştı. Bak, şimdi nasıl da açıyor kendini yeryüzüne. Her an yeni doğumlara gebe yeryüzü diriliyor yeniden ve çoklu dirilişlerle en karamsar anda bile direnmeyi öğretiyor bize.

Doğanın derdi, kabuğunu kırıp taşmaktır; kendi kudretince, içeriden dışarıya doğru büyüdükçe gizil güçlerini açığa çıkarmak. İktidar, durmadan doğaya pusu kuruyor, kalleşçe. Doğayı kuytu köşelerde kıstırıp dallarını kırıyor. İstediği kadar kırsın, doğanın doğasında taşmak, yayılmak var. Ne badireler atlattı da yılmadı; neler çekti iktidarın elinden. Katletmediler mi, kafese mi sokmadılar, budamadılar mı? Doğa, hınç nedir bilmez ama; kudreti elverdiğince yayılmak ve kendi mekânını kurmaktır tek arzusu. Nietzsche’nin efendi ve köle ilişkisinde olduğu gibi etkin ile tepkisel güçler arasında geçer mücadele. İktidar tepkiseldir, hınçla, kinle, nefretle saldırır doğanın üzerine; doğa ise gizil kuvvetleriyle sadece yaratır; yeni formlar, yeni yaşam biçimleri çıkarır çıkınından; az kirli çıkın değildir o! Doğa, efendidir, etkin yaratma gücüyle kendi oluşlarını durmadan günceller; iktidar ise efendiye duyduğu nefretle yanıp tutuşan bir köle. Ve yarattığı nefret yüklü soyun bedenlerinden, etrafına etten bir duvar örünce doğanın elinden kurtulacağını sanıyor. Doğa, bedenlerdedir ve bedenleri kalıba döktüğünü düşündüğü an, doğanın kuvvetleri çoktan parçalamıştır kalıbını. Nietzsche bedenin bilgeliğinden boşuna bahsetmiyor: “Daha güçlü bir varlık, bilinmedik bir bilge… O senin bedeninde oturur, bedenindir o senin.”

Yine bahar geldi, bir yay gibi sıçramanın zamanı. İngilizce bahar anlamına gelen ‘spring’, aynı zamanda yay da demek. Doğanın içine gömülü gerili yaylar sıçramak için hazır bekliyorlardı zaten. Bakmayın siz onların kışın büzüldüklerine, büzüldükçe potansiyel kuvvetlerini arttırdılar sadece; yayları ne kadar çok bastırırsanız o kadar yükseğe sıçrarlar. Ve yeryüzü bir sıçrama tahtası gibi milyonlarca yayın sıçrayışına tanık olacak. İlk tomurcuklar, çiçekler çoktan sıçradı bile.

Doğa hiç unutmaz, yeniden doğuş günlerinin hatırası belleğinde saklıdır. Doğanın doğasında doğmak, sıçramak vardır çünkü. Alphonse De Lamartine de Göl şiirinde kendi anılarını saklaması için doğaya nasıl da yalvarıyor: “Ey göl! dilsiz kayalar! mağaralar! kuytu orman!/Ne olur, ey tabiat o günlerin saklasan/Bari hatırasını!” (çev. Yaşar Nabi). Merak etmeyin, bizim de diriliş, isyan günlerimizin hatırası doğanın belleğinde saklıdır. Bahar, devinimin, devrimin mevsimi.

doganin-cagrisi-yay-vaziyetleri-118245-1.

Bir bahar akşamı rastlamıştım size; sevinçli bir telaş içindeydiniz. Daha önceleri neredeydiniz, diye sormayacağım; toplumsal tabakaların arasında sıkışıp kalmıştık çünkü. Toplumsal çalkantı, tabakalar arasındaki sınırları yıkılınca, birbirimize dokunmuştuk. Doğanın tarihi tabakalaşmaların, duvarların yıkımı tarihidir. Bahar aylarında göllerde gerçekleşen devrimler, sıcaklığa bağlı tabakalaşmaları alt üst edince, üst tabakada sıkışıp kalmış oksijence zengin sular, alt tabakada tutsak kalmış besin maddeleriyle buluşur ve şenlikli bir toplum kurulur göllerde. Yine bir bahar günü, 18 Mart 1871’de kurulan Paris Komünü de, toplumsal tabakaların arasında sıkışıp kalmışların buluşması ve birbirlerine dokunmasıydı ve Guy Debord bu komüne “19.yüzyılın en büyük şenliği” diyor. Bahar, bilge bedenin içindeki yayları serbest bırakıyor. Asmalımescit’te, meyhanenin kapanma vakti yaklaştığında, masaların arasında dolaşırken Yakup’un sarf ettiği sözler hâlâ kulaklarımda; oturduğumuz masalardan kalkma vakti: “Haydi beyler, yay vaziyetleri!”