Anasayfa BİRGÜN PAZAR Doğdu Aslıhan Kiremitçiyan; öldü Fatma Yavuz…

Doğdu Aslıhan Kiremitçiyan; öldü Fatma Yavuz…

> KAZIM GÜNDOĞAN [email protected] – Araştırmacı-Yapımcı

Tarih 10 Eylül 2015. 28 yıldır hapishanede tutulan ağabeyim Halil’i ziyaret için Ankara’daydım. Zeynep (Aslıhan’ın kızı) aradı; ağlıyordu. “ Kazım bey, annem gitti, yok artık; uçtu gitti.”dedi. Hemen o gece İzmir’e gitmek için yola çıktım. Cenaze evinde birkaç akraba ve birkaç dost var. Hüzün ve acı çökmüş yüzlere… Beni Aslıhan teyzenin deyimiyle “o gazeteci” olarak tanıtıyorlar. O herkese minnet duyarak anlatıyormuş; “ o gazeteci çocuk buldu ailemi, o olmasaydı nereden bulabirdim ki ben?” diyerek bolca dua ediyormuş.

Evde ve cenazede köksüzlüğün, kimsesizliğin ve acıların ağır havası hakimdi. Yada ben öyle hissettim.
Dersim katliamının mağdurlarıyla kurduğum ilişki biçimi (normal mi bilemiyorum) onlara karşı özel bir sorumluluk yüklenmeme neden oldu.

Kiremitçiyan ailesinin katledilmesi ve 5-6 yaşlarındaki Aslıhan’ın köklerinden koparılmasının acısını, soykırımla yüzleşilememiş olmasının utancını unutabilmem mümkün değil.

Aslıhan Kiremitçiyan mı demek lazım, yoksa Fatma Yavuz mu? Bazen bende ikilemde kalıyorum. Kiremitçiyan benim, Yavuz ise onun içselleştirdiği soy isimler. Kendimi garipsiyorum bazen; araştırmacı olarak ne kadar objektif olmaya çalışsanız da hakikatler karşısında taraf olmak zorunda hissediyorsunuz. Zira, “Kiremitçiyan” gerçek tarihi, “Yavuz” ise resmi tarihi anlatıyor bu kişisel öyküde…

Aslıhan Kiremitçiyan kayıp Keşiş Ailesinin sırlarla dolu sandığının kilidi denilebilir. Surp Garabet Manastırı’nın (Halvori Venk) yıkılarak, Keşiş ailesinin parçalanarak kaybedilmek üzere dört bir yana savrulmuş parçalarının bulunmasında belirleyici bir rolü oldu. Onu bulmamış olsaydık bu kayıp ailenin ve tarihinin açığa çıkması olanaklı olmayabilirdi.
Elbette onu bulmamızı sağlayan kişi kızı Zeynep’dir. Daha doğrusu annesinin köklerini arayan Zeynep’in varlığından haberdar olmamız üzerine önce Zeynep’i sonra annesini bulduk.

Aslıhan’ı 2012 yılında Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesinde bulduk. Kızı Hatice’nin yanında kalıyordu. Tabi onu bulduğumuzda o Fatma Yavuz’du; Aslıhan olduğunu henüz rahatlıkla kabul etmiyordu. Kızı Zeynep’in “anne sen kimsen onu söyle, korkulacak bir şey yok. Bak biz seni böyle daha çok seviyoruz. Sen bizim annemizsin…” yönündeki telkinlerine rağmen onun gözlerime asılı kalmış gözlerindeki korku ve endişeyi unutmam mümkün değil. İkili bir ruh haline sahipti Aslıhan. Birincisi korku ve endişe, ikincisi ise umut ve endişe. Korkuyordu hala; gerçeğin bilinmesi onu korkutuyordu. Birincisi yaşadıklarıyla ilgili bir korku; ki bunu uzunca anlatıyor. ikincisi yaşayacaklarıyla ilgili bir korku. Öyle zannediyorum ki yaşayacaklarıyla ilgili korku onu daha fazla endişelendiriyordu. Kendisinin Ermeni kimliğinin bilinmesi başta çocukları, torunları tarafından sonra onu dini bütün bir Müslüman; “Fatma hanım” olarak bilenler tarafından nasıl karşılanacaktı ve neler yaşayacaktı?

Diğer yandanda umut ve endişe vardı. Kimsesiz Aslıhan’ın belki onu seven sahiplenen bir ailesi olacaktı. Belki yaşadığı travmayı iyileştirecek sıcak bir dokunuş…

İlk görüşmemizde saatler süren bir sohbet onu biraz olsun rahatlattı. Güven duymaya başladı. Giderek korkuları ve endişeleri azaldı. Bu onun için iyileşme sürecinin başlangıcımıydı bilemiyorum.

Sonra Aslıhan’ın hayat hikâyesinden hareketle bulduğumuz Keşiş Ailesi’nin diğer üyelerinin izini sürdük. Kimini İstanbul, Bolu, Konya, kimini Elazığ ve Dersim de kimini de Fransa da bulduk. Kimi konuştu, kimi konuşmak istemedi. Ama her birinden aldığımız küçük bilgilerle Keşiş ailesinin bütünlüklü hikâyesi ortaya çıktı.

Aslıhan bir aşamadan sonra ailesinin akıbeti ve onlardan geride kalanlar için TBMM Dilekçe Komisyonu’na dilekçe vermekle kalmadı, Dersimin kayıp kızlarından bir grupla birlikte Meclise kadar gitti. “ Mağdurum hakkımı istiyorum” dedi.

Ailesinden tarihinden, kültüründen koparılmış Aslıhan; kızı Zeynep’in araştırmaları sonucu kız kardeşinin çocuklarını bulmuş; yeğenleriyle buluşmuştu. Bu onlar için büyük bir mutluluktu. Yeğenlerde teyzelerini çok sevdiler.
Ancak Aslıhan aynı sevgiyi ve mutluluğu diğer akrabalarıyla yaşayamadı. Ne onlar Aslıhan’ı bağrına bastı, ne de Aslıhan onların peşine düştü. Sitemkâr, suçlayıcı ve dışlayıcı davrandılar birbirlerine. Bu da yaşanan travmanın bir başka acı gerçeğimiydi?

Aslıhan Kiremitçiyan köklerinden koparılmış Dersim’in kayıp Ermeni kızlarından biriydi. Kelime-i şahadet getirtilip Müslüman yaptırılıp evlendirildiğinde henüz 13 yaşındaydı. Evlendirildiği Müslüman adamda 30-35… “Allaha şükür döndüm” diyordu. Paramparça olmuş kişiliğine giydirdiği “dini bütün Müslüman” giysi onu ayakta tutan en önemli dayanak olmalıydı. Elinde tespih dua eder ve ilahiler okurdu.

Müslümanlık, Türklük gibi kavramlar üzerine çok rahat konuşurken Ermenilik, Hıristiyanlık gibi kavramlar üzerine konuşmaktan ısrarla kaçınıyordu. Öyle ki babasının adının Agop olduğunu bildiği halde o “Agop”u kullanmamak için kelimeleri karıştırıp dururdu. Zaten kimliğinde de Agop’u silip yerine “Eyüp” yazan da kendisiydi… Ailesinden özlemle andığı ve aradığı tek kişi ise ablası Ziverta (onun değimiyla “Zartar”) olmalıydı. “Bacımın adı Zartar’dı” derken son derece rahattı.

Aslıhan Kiremitçiyan; kendi kadim yurtlarında yaşayan Dersimli Hiristiyan Ermenilerin 1937-38 soykırımında nasıl köklerinden koparıldıklarını, Türk ırkına ve İslam dinine nasıl dahil edildiklerinin birinci derecede tanığı ve mağduruydu… Yaşanan tüm acıları, travmaları bedeninde, ruhunda ve düşüncelerinde hala taşıyordu.
Aslıhan Kiremitçiyan; Dersim soykırımında Hıristiyan Ermenilere uygulanan politikanın ve sonuçlarının canlı bir belgesiydi.

O artık yaşamıyor. “Fatma Yavuz” kimliğiyle dini bütün bir Müslüman olarak İzmir’in Güzelyalı semtinde “Hakim Efendi Camii”nde cemaatin kıldığı namazdan sonra Narlıdere mezarlığında toprağa verildi.

Cemaat dualar okudu ben ise bu acıları yaşatan karanlık zihniyete lanetler…

Tesellim; onunla zamanında görüşüp yaşam öyküsünü kayıt etmiş olmak… Keşişin torunlarından Aslıhan’ın tarihi önemdeki yaşam öyküsünün “Manastırın Çocukları” adlı bir belgesel filme ve “Keşişin Torunları” adlı bir kitaba konu olması…

- Reklam -

SON HABERLER

Utku Gümrükçü: Her şey çok güzel olacak

Çiğli Belediyesinin 5 güne yaydığı “İlk Kurşundan İlk Adıma 100. Yıl” etkinlikleri...

Ordu’da kaybolan yaşlı kadının cansız bedeni bulundu

Ordu'nun Ünye ilçesinde 5 gün önce kaybolan yaşlı kadının cansız bedeni, dere...

Sultangazi’de çocukları izleyerek mastürbasyon yapan kişi yakalandı

Sultangazi'de  sokakta oyun oynayan kız çocuklarını izleyerek mastürbasyon yaptığı iddia edilen A.S. isimli...

Los Del Fuego isimli grubun solisti sahnede yaşamını yitirdi

‘Los Del Fuego’ ismindeki müzik grubunun solisti, Arjantin’de bir programda sahne aldığı...

CHP’li Purçu: Mahallelerimizde “Her şey çok şukar olacak” diyerek çalışacağız

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Roman milletvekili Özcan Purçu, 23 Haziran 2019 tarihinde yapılacak...

Bolu’da alt geçitleri su bastı

Bolu'da, gece başlayıp sabaha kadar etkili olan sağanak nedeniyle alt geçitleri su...

Kedi evine dönüştürülen karavanı siteden atmak istiyorlar

Antalya'da iki emekli öğretmenin, kedilerin olumsuz hava koşullarından korunması için satın aldığı...

Şiddete karşı şiir

KADİR İNCESUVolkan Hacıoğlu yaptığı çevirilerin yanı sıra...

Yabancıların ilgisi elektrik sektöründe

Türkiye'de en çok kapanan şirketler elektrik şirketleri olurken yabancı sermaye krizle boğuşan...

Cumhuriyet kurdu AKP iktidarı sattı

AKP iktidara gelmeden önce 116 milyar dolar borcu olan Türkiye’nin bugün 445...

Sonraki haber