Dokunulmazlık ve eşitsizlikte çifte standartlar…
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Yasama dokunulmazlığını kaldırmak amacıyla, CB takibinde gündeme getirilen tezkereler, çok katmanlı eşitsizlikler yumağına dikkat çekmek için vesile yarattı. Eşitsizlik, yasal ve anayasal düzenleme ile sınırlı değil, uygulama yönünden de belirgin. İşte birkaçı:

SEÇMEN VE SEÇİLENLER
Anayasa md. 19 (kişi özgürlüğü ve güvenliği), md. 26 (düşünceyi ifade özgürlüğü) ve md. 60 (sosyal güvenlik hakkı), seçmen-seçilen herkes için geçerli. Aynı konular, seçilenler açısından ayrıca düzenleniyor: Yasama dokunulmazlığı (md. 83: fiziki ve fikri bağışıklık); ödenek ve yolluklar (md. 86: mali haklar).

Bu düzenleme farklılaşması, kişinin bedensel ve düşünsel özgürlüğü konusunda iki ayrı statü yaratıyor: Seçmenler, fikirleri ve faaliyetleri nedeniyle kolayca sanık sandalyesine oturtulabiliyor ve özgürlüğünden alıkonulabiliyor. Seçilenler ise, tam tersine, suç işlemiş olsalar da yargılanamıyor.

Böyle bir anayasal düzenleme ve uygulama, Avrupa demokrasilerinde rastlanılır değil. Oradaki eğilim şu: Herkesin güvenlik ve özgürlüğü pekiştirilebildiği sürece, vekiller için ayrıcalıklı düzenleme gereği azalır.

CEZASIZLIK VE SUÇ İŞLEME AYRICALIĞI
Kamu görevlilerinin soruşturulması ve yargılanmasını amirlerin iznine bağlayan düzenlemeler, cezasızlık ve suç işleme ayrıcalığı yaratabiliyor. Kolluk güçleri için bu uygulama pek yaygın. H. Dink ‘derin devlet’ cinayetine kurban gittiği halde, seçilmişler, soruşturma izni vermekten kaçındı.

Bazıları için yargı yolu tümden kapatılabiliyor. 6532 sy. ve 17.4.2014 tarihli yasal düzenleme, MİT mensupları için ayrıcalıklı bir statü öngörüyor. Dahası, AYM, iptal başvurusunu, birkaç ayrık durum dışında, reddetmiş bulunuyor (01.03.2016). Kamuoyuna yeterince yansımayan bu karar, biraz da, Dündar-Gül kararı gölgesinde kaldı. Aslında bu karar, olması gerekendi; çünkü İst. 14. Ağır Ceza Mahkemesi, olmaması gerekeni yapmıştı.



AYM açısından olmaması gereken ise, MİT Kanunu’nu iptalden kaçınmak: AYM, MİT görevlilerinin ceza soruşturmalarını Başbakan iznine bağlayan 6278 sy.lı yasayı Anayasa’ya uygun bulmuştu. Bununla da yetinilmedi: -Kuşku yaratan TIR’larının adli makamlarca aranması üzerine- MİT yeniden düzenlendi ve görev-yetki alanı pekiştirildi; büyük ölçüde bağışıklık statüsüne konuldu ve ‘hukuk dışı alan’ genişletildi. Ne var ki, AYM, bu düzenlemeyi de iptalden kaçındı.

CB-YÖK VE REKTÖRLERİ...
Değinilen hukuk dışı düzenlemeler ile hukuk dışı uygulamalar, yarışıyor adeta: CB, ‘barış bildirisi’ni imzalayan üniversite mensuplarına “karanlık” dedi; bir mafya babası ise, ‘kan’la devam etti; YÖK, Rektörlere talimat verdi ve öğretim üyeleri hakkında, hiçbir hukuki dayanak belirtilmeden soruşturma furyası başladı…

DOKUNULMAZLIKTA DA ÇİFTE STANDART
Yasama dokunulmazlığına dönecek olursak; mesela, milletvekili seçilmesine engel teşkil eden bir suçu (md. 76) işlemiş olsa bile, ‘suçüstü hali’ yoksa dokunulmazlıktan yararlanmakla birlikte, md. 14’e aykırı faaliyetler yararlanamaz. Madde 14 ise, 2001 değişikliğinden sonra bile ‘düşünce suçu’ ihdas etmeye açık.

Şu anda, TBMM’de tanık olduğumuz manzara bu. Kuşkusuz, bir milletvekilinin canlı bombacının taziye çadırına gitmesi, gelenek ve görenekle meşru gösterilemez. Ama bu, bir grup milletvekilini ‘madde 14 torbası’na doldurmayı da haklı kılmaz; hele hele suç olduğu açık olan faaliyetlere ilişkin dosyalara dokunulmayacaksa.

KİŞİYE ÖZGÜ SUÇ VE CEZA
Soruşturulması, Adalet Bakanı iznine bağlı tutulan suçlar bir yana, İki hakaret suçu var: TCK md. 125 ve 299. İkincisi, CB’ye karşı hakaret suçu.

CB, bu maddeyi sadece demokratik muhalefet çerçevesinde söylem ve eylemlerine karşı çıkan kişilere karşı değil, savunma hakkı çerçevesinde dillendirilmesine karşı da işletiyor. CB Genel Sekreterliği, izleme ve adli mercileri harekete geçirme birimi gibi çalışıyor.
Sevgili Barış İnce’ye, ‘Erdoğan’a hakaret’ten verilen 21 ay hapis cezası, bu çerçevede yer alıyor. Dahası, -‘mahalle bekçiliği görevi’ vermesinin ardından- Gazeteci Köklü’yü öldüren esnafa, duruşma sırasında CB sözlerini hatırlatan savunma avukatına karşı da md. 299 işletildi.

DARBE HUKUKU ALDATMACASI
Hukuk önünde eşitsizlik ağları ören düzenleme ve uygulamaların ne kadarı ‘askeri darbe’, ne kadarı ‘seçilmişler darbesi’ ürünü? Önce bunları sorgulayıp ayıklayalım. Bunu yapmadığımız sürece, ‘darbe anayasasından kurtulma’ nakaratı eşliğinde Devlet gücünü, ‘sürekli darbe anayasası’ inşa yolunda seferber etmiş olan zevata ve çömezlerine karşı hukuki ve eylemli mücadele, bölük pörçük ve etkisiz kalmaya mahkûm.