Dokunulmazlıklar ve lider sorunu
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

‘Anayasa’ ya aykırı ama evet diyeceğiz’! İlerde bu günlerin tarihi yazılırken bu ‘beyanat’ bizatihi kırılma anlarından biri olarak anılacak.

Nasıl olur da bütün varlık nedenini ve muhalefet etme stratejisini sadece ve sadece ‘dürüstlük, onur, ilke’ üzerine oturtan sosyal demokrat bir lider, böyle bir lafı edebilir?

Bu sözü edebilen biriyle dalga geçilebilir, ‘18 Brumaire ve Fransa’ da Sınıf Savaşları’ kitaplarını posta ile gönderme kampanyası açılabilir, boşa çaba okusa da anlamaz denilebilir vs. ama durum ciddi.
Durum ciddi, iç savaş koşullarında can pahasına bir rejim değişikliği mücadelesi sürüyor. Yüzlerce insan öldü, ölüyor. Çocuk yaşlı demeden, genç sivil demeden toplum bir ölüm fırtınasında ‘dinci mezhepçi faşizme’ doğru savruluyor.
Ölme, öldürülme, öldürme korkusu, toplumu hızla canını kurtarmaya çalışan, sağ kalmak için gözü dönmüş bir güruha dönüştürüverir. İnsanların birey olma vasıfları geçici olarak askıya alınır. Anonimleşen benlikler sağ kalmak için insanlıklarından çıkıverirler. Telkine yatkın, otoriteye ve güce boyun eğmeye eğilimli kitlelere dönüşüverirler.
Böylesi zamanlarda kitleyi, insanlığa ya da insandışılığa çağıran liderlerin önü açılır. Solculuk karizmatik lider mitini reddeder gibi bağlamından kopuk aforizmaların bir anlamı yok bu zamanlarda. Ne Lenin anlaşılmış olunur ne de Che, Mahir, hatta Mustafa Kemal ve onlarca devrimci lider.

Sosyal demokrat siyaset ‘fıtratı’ gereği içinde iki olanak taşır. Daha özgür, daha eşit, daha adil bir dünya için mücadele edeceklerin önünü açmak ya da bu imkânı çalmak. Türkiye’ de CHP, 1950’ den sonraki bütün kriz dönemlerinde özgürleşme imkânının hırsızı olma işlevini yürüttü. Özgürlükçü bir siyasetin imkânlarını çoğaltmak yerine bu potansiyeli hadım etme işlevi gördü. Bunu da hep liderleriyle gerçekleştirdi. Kiminin gücü yetmedi, kimi cesaret edemedi, kimi ise vasıfsızlığı ve örtük sağcılığıyla solun önünü tıkadı.
Bir yasa önerisine Anayasa’ya aykırı olsa da evet diyebiliyorsan, üstelik partinin, örgütünün hiçbir kademesinde tartışmadan bu açıklamayı yapma yetkini kendinde bulabiliyorsan; AKP’nin hukuksuzluklarının da, RT Erdoğan’ın tek karar verici olmasının da kendine göre bir gerekçesi olabileceğini kabul etmiş oluyorsun.

Bir de bunu ‘halk bizi HDP’yi desteklemiş gibi görmesin’ gibi bir kurnazlıkla açıklıyorsan, kusura bakma ama bu işleri 14 yıldır senden çok daha vasıflı yürüten bir ‘usta’ var.

HDP’nin Nazi Almanyası'ndaki ‘Yahudilerin’, yüzyıl başındaki Ermenilerin, 1938 Dersimlilerinin, 6-7 Eylül Rumlarının durumuna itildiğini görmüyorsan ya gerçekten bilgisiz olman gerekli ya da kusura bakma ama bundan çıkar uman bir stratejin olmalı.
Sen cezaevine girmezsin ki, buna gerek bile duymazlar. Hatta koltuğunu koruman için ellerinden geleni yaparlar, bak MHP’ ye...
CHP hakikaten kurucu parti olmakla (ki öyle) övünüyorsa bu lider sorununu çözmek zorunda. Bir paradoks örnek Selahattin Demirtaş. PKK ve Kandil onu Kılıçdaroğlu gibi olmayı reddettiği için elbirliğiyle işlevsizleştirdi. Böylece savaşmadan özgürleşme imkânını heba ettiler.

Silahlı mücadeleyi tek seçenek yapmayı en çok kim ister? En çok silaha sahip olanın, kendisi ölmedikçe ölümleri umursamayacak olanın istediğini bilmek için fazla akla gerek yok, değil mi?
Demokratik cumhuriyet varkalım krizini özgücüyle atlatmak istiyorsa, CHP’ ye büyük iş düşüyor. Bu ülkede demokratik, laik, aydınlanmacı bir hayattan yana insanların sayısı hala çok ama onların kendilerini bir arada ve güçlü hissedecekleri bir yapı yok. Cesaret şimdi gerekli, ilerde ona ihtiyaç olacak bir hayat kalmayabilir çünkü.