Dolar bu aralar neden düşüyor?
ASLI AYDIN ASLI AYDIN

Öncelikle gelişmekte olan ülkelere doğru genel bir fon hareketi sürüyor. Bu fon hareketinin temel kaynağı, kuşkusuz son dönemin küresel sisteme uyumsuzluklarıyla ve hiçbir söylediğini gerçekleştirememesiyle bilinen başarısız başkanı Trump. ‘Trump Etkisi’, küresel kısa vadeli finansal yatırımların yani kısaca sıcak paranın yüzünü tamamıyla Amerikan piyasalarına dönmesini şimdilik erteliyor. Yaz dönemi olması da bu harekete katkı sağlıyor. Yaz dönemi, hemen hemen her alanda nisbi bir durgunluğu getirdiğinden, sıcak para, siyasal, jeopolitik ve de ekonomik riskleri olan ülkelerde risk almaktan kaçınmıyor. Yani dünya geneline bakıldığında risk almaya meyilli sıcak para ve hâlâ belini tam olarak doğrultamamış ABD faktörü, Türkiye gibi riskli ülkelere doğru fon akışını sağlıyor.

Türkiye de bu atmosferi olabildiğince kazanca dönüştürecek hamleler yapıyor elbette. Yaz öncesi döneme baktığımızda oldukça oynak bir dolar kuru göze çarparken, yaz döneminde bu hareketlerin sınırlandığını görüyoruz. Yani görece stabil bir döviz kuru piyasası var. Bu durum da daha çok küresel atmosfere bağlı. Türkiye’nin burada yaptığı ise reel faiz oranını ‘en yüksek’ sıralamasında tutarak bu durumu daha da avantaja çevirmek.

Kısaca bugünlerde ‘dolar kurunda tarihi düşüş’, ‘3,49 seviyelerine inme başarısı’ şeklinde telaffuz edilen durum, esas olarak Türk Lirasının dolar kuru karşısında en değersiz para birimlerinden birisi olmaya devam ettiğini içeriyor. Türk Lirasından sonraki en değersiz para birimleri ise sırasıyla Tanzanya, Ukrayna ve Sudan.

Küresel açıdan mekanizma ise şöyle işliyor; yaygın olarak finansal yatırımcı ‘carry trade’ ismiyle anılan düşük faizli ülkeden borçlanıp, faizi yüksek veren ülkeye yatırma işlemiyle gelir elde ediyor. ABD’de faizler yüzde 1,00-1,25 aralığında iken, Türkiye’de faizlerin yüzde 12’ye yaklaşması, finansal aktörlere adeta ‘git ABD’den borçlan gel burada faize yatır’ diye bağırıyor.

Düşmesi iyi bir şey mi?

Dolar kurunun düşmesini iyi bir şey olarak tanımlamamız için nasıl düşürüldüğüne bakmak gerekir. Faiz oranı odaklı para politikasıyla ülkeyi sıcak paranın çekim merkezi haline getirmek, temel makro sorunlarımızdan hangisini çözüyor ona bakmak lazım. Öncelikle ülkemizde üretim ve hizmetlerin gerçekleştirilmesi, ithalata bağımlı oluyor. Her tükettiğimiz mal ve hizmet, ara maldan enerjiye dek ithal ağırlıklı üretilmekte ve sunulmakta. Dolayısıyla, ithalat açısından doların düşmesi elbette iyi bir şey, fakat bu düşüş eğer kalıcı ise...

İthalat ve ihracat işlemleri günlük değil, ortalama kur değerlerine göre yapılıyor. Türkiye’nin ithal malları hâlâ yüksek kurdan aldığı, paranın düşük değer avantajını ise ihracatta tam olarak değerlendiremediği, son yurtiçi ve yurtdışı enflasyon rakamlarından izlenebiliyor.

Geçen günler içinde açıklanan Yurt İçi Fiyat Endeksi* (YD-ÜFE) rakamlarına göre, Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre YD-ÜFE’deki artış yüzde 23,99! olarak gerçekleşmiş. 2016’nın Temmuzu’nda bu oranın yüzde 5,53 iken bu yıl neredeyse yüzde 24’e tırmanması, Türkiye’yi dolar kurunu başarıyla indiren değil, dolardan büyük darbe yiyen bir ekonomi sahibi yapmaktadır.

Neden darbeyi başkası değil de en çok biz yiyoruz sorusunun yanıtı ise yoğun ithalat bağımlılığı, ihraç mallarındaki maliyetin büyük bir kısmının dolar kurunu yansıtması şeklinde açıklanabilir.

Sonuç olarak başta sorduğumuz soruyu şöyle değiştirebiliriz: Türkiye’de neden dolar haddinden fazla konuşuluyor?

Bu sorunun yanıtına başlık oluşturabilecek birkaç ipucunu da buraya koyalım; kaynakların haddinden fazla verimsiz kullanımı, ithalat bağımlılığı, üretim değil spekülatf odaklı büyüme tercihi.

* YD-ÜFE, ihraç ettiğimiz malların üretici fiyatlarındaki değişimi ölçmektedir.