Domino etkisi...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
Yıllar var ki nezle ya da grip olduğumu bilmem. Yazın bol güneş ve her daim yeşil salata, artı limon takviyesi.
Yıllar var ki nezle ya da grip olduğumu bilmem. Yazın bol güneş ve her daim yeşil salata, artı limon takviyesi. Çayı da çoğunlukla limonlu içerim. İlaç olsun diye değil tamamen alışkanlık.. Son yıllarda, domuz, kuş ve nihayet keçi ön ekleriyle daha da gizemli bir havaya sokulan grip salgınları insanların korkulu rüyası haline geldi. Her yıl kışa girerken başvurulan aşı kampanyalarına aile baskısı ile  bu kez bende dahil oldum. Sonuç mu? Beş günlük perişanlık, yatağa teslimiyet ve üstüne üstlük bir de ilaç zehirlenmesi ve bedenimi hızla  terk eden  kilolar... Bir başka sonuçsa, mantıksız gibi görünse de aşı denen zımbırtının her zaman tutmadığı gerçeğine olan inancımın daha da pekişmesi..

Bu yorgan döşek durumu ve zaman zaman bastıran uyku nöbetlerine rağmen Ortadoğu ve Afrika’nın kuzeyindeki gelişmeleri izleyebildim. Yine bu arada CIA’nın Türkiye ve Ortadoğu Masası eski şefi G.Fuller’in gelişmelere ilişkin son yorumlarını da(Akşam Gazetesi Şenay yıldız) okumuş oldum. Fuller, Büyük Ortadoğu Projesi aşısının Ortadoğu’da tutmadığını bu söyleşide açıkça itiraf ediyor. Ediyor etmesine ama anılan projenin isim değiştirip revize eedilerek hala masada durduğunu da beyan ediyor. Yani adamların ellerinden enjeksiyon hiç düşmüyor. Anadolu’nun bazı yörelerinde iğne kakmak deyimi kullanılır. Anlayacağınız adamlar ellerinde enjeksiyon kaka kaka ilerliyorlar. Taki tutana dek...

O elinde enjeksiyon dolana dursun, diğer yandan kapitalizmin içine düştüğü kriz giderek süreğen hale geliyor. Ve yaşanan krizin tüm dezenformasyon söylemlerine rağmen hiç bir ülkeyi teğet geçmediği görülüyor. Zaten kapitalizmin esas oğlanları krizin içerisinde iken aynı havuzda yer alan diğer unsurların havuzdaki çalkantıdan etkilenmemeleri söz konusu olabilir mi? Dolayısıyla gelinen noktada yeniliberal polikaların yıkıcı sonuçları giderek kitlelerin canını daha fazla yakmakta ve baskılar arttıça da karşı direniş, muhalif birikim artmaktadır. Bukbirikim patlamalara neden olmakta, bu patlamaların yerini kimi zaman daha baskıcı  yönetimler de alabilmektedir. İşte bu durum ABD’yi kaygılandırmakta, ilk bakışta insiyatifi dışında gelişen bu olaylarda ılımlı islam (yada Hüsnü Mahalli’nin deyimiyle uyumlu islam) kartını oynamak istemektedir. Bir bakıma, Mısır’da İhvan-ı müslimin ve Libya’da El Kardavi’nin söylemleri bu kartın açılmasına teşne olduklarının da mesajlarını vermiyor değil.      

Güçler dengesi emperyalist hegemonya, militarizm, dini unsurlar, derin devlet örgütlenmelerinden yana evrilecekmiş gibi görünse de gözden kaçırılan bir gerçeklik var. Olayların fitilini ateşleyen ve hala uyanık duran dinamik bir yapı; gençlik hareketleri.. Yaşanan krizden en çok etkilenen, büyük bir bölümü işsiz ve geleceğe yönelik kaygılarla dolu, kafasına sabır merhemi sürmeyi ret eden  devasa bir gençlik kitlesinin mevcudiyeti söz konusu. Brzezinski’nin uyarılarına  rağmen ne Bushlar ne de Obama bu gerçekliği görememiş görünüyor. Ya da görmüş ama küçümsemişler.. Carter’ın danışmanlarından Z.Brzezınski, 2007’de yayımlanan “İkinci Şans” adlı kitabinda bu değişime şu sözlerle işaret etmektedir;

” Üçüncü dünya gençliği özellikle istikrarsızdır. Yirmibeş yaş ve altında hızla artan nüfus şişmesi büyük bir sabırsızlık kitlesini temsil etmektedir. Bu grupların devrimsel öncülerininin gelişmekte olan ülkelerin sıklıkla entelektüel olarak kuşku verici üçüncü seviye eğitim kurumlarında yoğunlaşmış milyonlarca öğrenci arasında ortaya çıkması olasıdır. Büyük topluluklar halinde yarı hareketli ve internet ile bağlı olan gençler çok daha geniş ölçekte yıllar önce Meksiko City’de ve Tiannanmen Meydanı’nda olanları yeniden oynamaya mevkilendirilmişlerdir. Sırada bekleyen devrimciler olarak on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın militan proleteryasının dengini temsil etmektedirler. Toparlamak gerekirse, siyasi uyanış coğrafi ölçekte küresel, sosyal ölçekte kapsamlı ( sadece uzak tarım işçisi toplulukları halen siyasi olarak pasiftir), siyasi harekete hızlı geçişe açık ve arzuların kaynağı bakımından, okur yazarlık ve kitle iletişimin kümülatif etkisi nedeniyle, uluslarüstüdür. Bunun sonucu olarak, modern siyasi popülist tutkular, Marksizm gibi birleştirici bir doktrinden yoksun olmasına rağmen, uzak bir hedefe karşı bile uyanabilir.”         

Brzezsinski’nin bu sözlerini Türkiye’de okuyan AKP hükümeti olmuştur. Genç nüfusa yönelik istihdam önlemlerinin alınması, Erdoğan’ın evlenin ve enaz üç çocuk yapın uyarıları ( çoluk çocuğa karışmanın pasifizasyonu sağlayacağını düşünerek), üniversitelerdeki yoğun baskı, eylemci gençlere uygulanan en ağır cezalar hep bu okumanın belirtileridir. Ancak korkunun ecele faydası yoktur. Kapitalizmin krizlerinin yarattığı yıkım ve işsizlik, baskılar, yeni liberal politikaların yarattığı eşitsizlik gözden kaçacak gibi değildir. Tekel’in içki kanadının Mey’e satışı ve aradan üç yıl bile geçmeden aynı şirketin neredeyse üç kat fiyata el değiştiriyor olması, kamu kaynaklarının açık bir şekilde kapitalizme aktarıldığını gösterirken diğer yandan da TEKEL işçilerinin posa gibi sokağa atılması gözden kaçacak gibi değildir. Nitekim TEKEL direnişi sürecinde işçilerle iç içe olan ve büyük bir deneyim elde eden devrimci gençlik kısa sürede bu deneyimlerden yararlanacak ve  dinamizmini kaçınılmaz olarak işçi sınıfına aktaracaktır. 

İşte Brzezinski’yi kaygılandıran da budur. Sözü edilen bu uyanışın yeni liberal yıkım politikaları karşısında sınıf içerisinde de uyanışa neden olması...Hatta bu uyanışın ‘uzak’ bir hedefe ( devrime) yönelik olması...

 İşte asıl korkulan bu domino etkisidir.