Donald Trump seçmeni kendine nasıl çekti? Sağcı öfkenin anatomisi
09.09.2018 10:07 BİRGÜN PAZAR
Belki büyük bir eviniz yok, ama bu ülkenizle gurur duymanızı engellemiyor. Kim ülkenize sataşıyorsa, aynı zamanda size de sataşıyor demek. Eğer artık başkanınız üzerinden ABD ile gurur duyamıyorsanız, üzerinize sizin gibi kendi ülkesinde kendisini yabancı hissedenlerle birlik olmak düşüyor

Arlie Hochschild

Derin bir hikâye, aslında sembollerin diliyle bakış açımıza ilham veren yüzeysel bir hikâyedir. Muhakemeyi ortadan kaldırır, gerçekleri gölgede bırakır. Bizi harekete geçiren şeyleri belirler. Siyasi yelpazenin iki ucundakilerin bir an durup düşünmesini ve karşı kamptakilerin dünyayı algıladığı öznel prizmayı keşfetmesini sağlar.

Bu hikayeyi Louisiana’da karşılaştığım insanların umutları, korkuları, gururları, utançları, kırgınlıkları ve kaygılarını dile getirmek için , -metaforik bir biçimde - yeniden inşa etmek istedim. Daha sonra bu hikâyenin deneyimleriyle tutarlı olup olmadığını görmeleri için onlarla test ettim. Onayladılar.

Bir piyes gibi, birçok perdede oynanıyor. Tepeye uzanan uzun bir kuyrukta hac vazifesi yerine getirir gibi sabırla bekliyorsunuz. Sizin kadar beyaz, bir o kadar da Hristiyan olan insanların ortasındasınız, bazıları daha yaşlı, bazısı daha genç, geneli erkek, kimisi eğitimli, kimisi niteliksiz ya da biraz kalifiye. Tepenin ardında herkesin yolculuğunun amacı olan Amerikan rüyası var.

Kuyruğun en sonunda beyaz olmayanlar var- yoksullar, genç ya da yaşlılar, çoğunlukla üniversite diploması olmayanlar. Sıradakiler öyle çok ki, arkanıza dönüp bakmak sizi korkutuyor. Prensipte onlara kötülüğünüz dokunsun istemiyorsunuz. Ama uzun süredir bekliyorsunuz çok çalıştınız ve kuyruk çok yavaş ilerliyor. Aslında biraz daha hızlı gitmeyi hak ederdiniz. Sabırla bekliyorsunuz, ama endişelisiniz de. Düşünceleriniz önünüzdekilere yöneliyor, özellikle zirveye sizden önce ulaşanlara.

Amerikan rüyası bir ilerleme hayalidir- kendi ebeveynlerinden daha iyi duruma gelmiş anne babanızdan daha iyi durumda olacağınızın umududur. Bu hayal paradan ve maddi servetten daha büyük bir hayal. Bir sefalet ücreti için en ağır işlere, işten çıkarmalara, zehir saçan maddelere katlandınız. Ateşle imtihana direndiniz. Refah ve güven vaat eden Amerikan rüyası, çabalarınızın bir mükâfatı, geçmişte ve bugün ne olduğunuzun kabul görmesi, bir çeşit şeref madalyası.

Ortalık gitgide kızışıyor ve kuyruk her zaman ilerlemiyor. Hatta geriliyormuş gibi görünüyor. Yıllardır zam alamadınız, yakında da alacak gibi değilsiniz. Aslına bakılırsa, son yirmi yıldır geliriniz sürekli eridi, özellikle üniversite diplomanız yoksa. Lise mezunu değilseniz daha da çok eridi. Arkadaşlarınız da aynı durumda. Birçoğu düzgün bir iş aramak için çaba sarf etmeyi bırakmış, kapının önünde onlar gibi bir dünya insanın olduğunu düşünüyor.

Beleşçilerle uzlaşmak?
Durumu kabullendiniz, çünkü sızlanan tiplerden değilsiniz. Sonuçta şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ailenize ve kilisenize daha fazla yardım etmek isterdiniz, çünkü onlara bel bağlıyorsunuz. Cömertliğiniz karşısında size minnettar olmalarını isterdiniz. Ama kuyruk hala ilerlemiyor. Bu kadar azim ve fedakarlıktan sonra kendinizi tuzağa düşürülmüş gibi hissetmeye başlıyorsunuz.

Hristiyan ahlakınızdan başlayarak size gurur veren şeyleri aklınıza getiriyorsunuz. Namuslu olmaya, tek eşliliğe, heteroseksüel evliliğe daima çok değer verdiniz. Bu her zaman için çok kolay değildi. Siz de ayrılık yaşadınız, belki de boşandınız. Solcular sizin bu konulardaki düşüncelerinizin demode, cinsiyetçi, homofobik olduğunu söylüyor. Ama onların savunduklarını iddia ettikleri değerleri hiç kimse anlamıyor. Hoşgörüden bahsediyorlar, ama siz en güzel zamanlarınız olan çocukluk anılarınızı hatırlıyorsunuz. Güne devlet okulunda sabah ayini ve bayrağın üzerine ant içerek başladığınız, “Tanrı’nın yetkisi altında olma” kaidesinin henüz ihtiyari pozisyona düşürülmediği zamanları.

Bakın bakın, üçkağıtçılar önünüze geçiyorlar! Siz kurallara uyuyorsunuz, onlar uymuyor. Onlar ilerledikçe siz geriye düştüğünüzü hissediyorsunuz. Buna nasıl cesaret ederler? Kim bunlar? Bazıları siyah. Federal hükümetin çıkardığı pozitif ayrımcılık programları sayesinde, üniversiteye girişte, stajlarda, işe alımlarda, sosyal yardımlarda, aşevlerinde öncelik onlarda. Kadınlar, göçmenler, mülteciler, devlet memurları; nerede bitecek bu liste böyle? Paranız sizin kontrol ve mülkiyetinizin dışındaki eşitlikçi bir kevgirden akıp gidiyor. Siz de ihtiyacınız olduğunda bu avantajlardan yararlanabilmeyi isterdiniz. Kimse siz gençken kimse size bunları sunmadı, bu durumda bugünün gençlerinin de bu haklara sahip olması için bir neden yok. Hiç adil değil.

Ve Obama! Beyaz Saray’a nasıl tırmandı Allah aşkına? Dar gelirli bekâr bir annenin dünyanın en güçlü ülkesine başkan olan melez oğlu; bunu hiç beklemiyordunuz. Birileri size ayrıcalıklı olanın siz olduğunu söylerken, onun gibi bir adamın zaferini kafanızda nereye oturtabilirsiniz? Barack Obama hangi lütufla Columbia gibi pahalı bir üniversitede okuyabildi? Babası sular idaresinde basit bir işçi olan Michelle Obama, önce Princeton’a, ardından Harvard Hukuk Fakültesi’ne gidecek parayı nereden buldu? Böyle bir şey görülmemiştir. Şüphesiz ki faturayı devlet ödedi. Michelle sürekli öfkeli olmak yerine sahip oldukları için minnettar olmalı. Kızmaya hiç hakkı yok.
Kadınlar: Fütursuzca önünüze geçen bir grup daha. Erkeklerle aynı işlerde çalışmayı talep ediyorlar. Allahtan babanız masa başı işine girmek için kadınların rekabetini dert etmek durumunda kalmamıştı. Peki ya çoğunluğu kadın ve azınlıklardan oluşan memurlara ne demeli? Bildiğiniz kadarıyla, azıcık bir iş yapmak için fazla fazla maaş alıyorlar.

Düzenleme departmanındaki özel kalem müdürüne bakın mesela: hiç şüphe yok ki rahat mesai saatleri, iş garantisi ve gelecekte şatafatlı bir emekliliği var. Şu anda bilgisayarının önünde internet alışverişinden mayışmıştır kesin. Sizin asla elde edemeyeceğiniz bu ayrıcalıklara onu layık kılan ne?

Aynı şey göçmenler için de geçerli. Filipinliler, Meksikalılar, Araplar, Hintliler ya da Çinliler, araya kaçak kaynamadılarsa, ellerinde vizeleri ya da oturma izinleriyle kuyrukta önünüze geçiyorlar. Daha yeni Meksikalılara benzeyen birtakım adamları Sasol’da çalışan Filipinli tesisatçıların barınacağı barakaları yaparken gördünüz. Yoğun çalıştıklarını biliyorsunuz ve buna saygı duyuyorsunuz, ama düşük ücretleri kabul edip Amerikan işçisinin ayağını kaydırdıkları için onları affetmeyeceksiniz.

Ya mülteciler? Bir kısmı Yunan kıyılarına yönelen dört milyon Suriyeli savaştan ve kaostan kaçtı. Başkan Obama aralarından üçte ikisi kadın ve çocuk olan on bin kişiyi Amerikan topraklarına kabul etmeye karar verdi. Ama söylentilere bakılırsa on mülteciden dokuzu genç erkek, muhtemelen sizi sıradan atmak ve vergilerinizle güzel bir hayat sürmek için yanıp tutuşan teröristler. Hiç sele, petrol sızıntısına, kimyasal atığa maruz kaldınız mı? Sizin de mülteci olabileceğiniz günler geldi demektir.

Petrole bulanmış geniş kanatlarını çırparak sizinle dalga geçen esmer pelikana kadar. Lousiana’nın karakteristik kuşu, eyaletin sembolü, uzun kıyı bataklıklarının nişi. Uzun zaman kimyasal atıklar yüzünden türünün yok olması tehdidi altında kalmıştı. BP’nin yol açtığı korkunç sızıntıdan tam bir yıl önce, 2009 yılında tehlike altındaki türler listesinden çıkarılacak kadar sağlığına kavuştu. Hayatta kalabilmesi için temiz balığa, petrolsüz suya, yöreye özgü sakızağacına, erozyona karşı korunmuş kıyılara ihtiyacı var. Bu yüzden esmer pelikan bile sırada sizden önce geliyor. Ama o yalnızca bir kuş!

Siyahlar, kadınlar, göçmenler, mülteciler, pelikanlar; herkes sizi vızır vızır solluyor. Ama Amerika’nın ihtişamını yaratanlar sizin gibi insanlardı. Hadi itiraf edelim, bu beleşçiler sizi çileden çıkarıyorlar. Oyunu kurallarına göre oynamıyorlar. Onları sevmiyorsunuz ve bunun için neden özür dilemeniz gerektiğini anlamıyorsunuz.
Acımasız biri değilsiniz. Ama merhametiniz önünüzde kendisine ite kaka yol açan hilebazları kapsamıyor. Sempati buyruklarına karşı aşılarınız yapılmış. İnsanlar şikayet etmeyi asla bırakmazlar. Irkçılık. Ayrımcılık. Cinsiyetçilik. Mazlum siyahlar, baskı altındaki kadınlar, sömürülen göçmenler, taciz edilen homoseksüeller, umutsuz mülteciler hikayelerini tekrar ede ede bıktırdılar. Bir noktaya gelince kendi kendinize - özellikle size zararı dokunacak insanlara karşı- insancıl bir şefkate sınırları kapatma zamanı dediniz. Siz kendi payınıza düşen acıdan fazlasına katlandınız ama asla ağlayıp sızlanmadınız.

Kendinizi ihanete uğramış hissediyorsunuz. Artık savunma mekanizmanız aktif durumda. Bu başkan Amerikan olmanın büyük gururu hakkında hiçbir şey bilmiyor. Bugün Amerikan olmak her zamankinden daha fazla savunmaya ihtiyaç duyduğun bir şereftir.

Bugün, Kızılderili, kadın ya da gey olmak kamuoyunun sempatisini kazanmak için yeterli. Bu sosyal tabakalar arkalarında bir grubu bırakıyorlar: Sizinkini.

Belki büyük bir eviniz yok, ama bu ülkenizle gurur duymanızı engellemiyor. Kim ülkenize sataşıyorsa, aynı zamanda size de sataşıyor demek. Eğer artık başkanınız üzerinden ABD ile gurur duyamıyorsanız, üzerinize sizin gibi kendi ülkesinde kendisini yabancı hissedenlerle birlik olmak düşüyor.

Düş makinesi arızalandı
Karşılaştığım insanların kafalarındaki siyah insan imgeleri arasında bir tanesi eksikti: Emeklerinin karşılığını almayı bekleyen kendileri gibi bir kadın ya da adam. Louisana’daki beyazların, Hristiyanların, yaşlıların ya da eski kafalıların birbirlerine anlattıkları kadim hikayeler yine de gerçek bir travmaya karşılık geliyor. Bir yanda Amerikan rüyasının milli ülküsü, yani ilerleme. Diğer yanda bu ilerlemenin giderek zorlaşması.
On Amerikalıdan dokuzuna tekabül eden “aşağıdakiler” için tepenin ardına yerleştirilmiş düş makinesi artık işlemiyor. Otomatikleşme, delokalizasyon ve çok uluslu firmaların emek üzerindeki ölçüsüz gücü ile çanına ot tıkandı. Çok büyük bir kesim için beyazlar ve beyaz olmayanlar arasında istihdam, toplumda yer edinme ya da sosyal yardım alma gibi konulardaki rekabet gitgide kızışıyor.
Düş makinesinin arızası 1950’ye uzanıyor. Bu tarihten önce doğanlar yaş aldıkça gelirlerinin arttığına şahit oldular. Daha sonra doğanlar için durum tersine döndü.

Çeviren: Selin Pelek
Not: Bu makale Le Monde Diplomatique’in Ağustos 2018 sayısından alınmış ve kısaltılarak kullanılmıştır.