Dondurulmuş sorunlar
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI
Gözler Ortadoğu’daki çatışmalarda. Dünyanın kanayan yarası. On yıllardır çeşitli vesilelerle savaş ve çatışmalara sahne oluyor

Gözler Ortadoğu’daki çatışmalarda. Dünyanın kanayan yarası. On yıllardır çeşitli vesilelerle savaş ve çatışmalara sahne oluyor. Ancak dünyanın birçok bölgesinde benzer etnik, dinsel ve sınıfsal çatışmalar yaşanıyor. Hali hazırda yerkürenin seksenden fazla bölgesinde çatışma, savaş ve kriz var. Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Sudan, Somali, Nijerya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ukrayna ilk akla gelenler arasında. Bu çatışmalar sonucu her yıl yüz binlerce insan yaşamını yitiriyor, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalıyor, mültecileşiyor.

Sıcak çatışmaların yanında bir de her an için çatışmaya evrilebilecek kriz bölgeleri var. Uluslararası ilişkiler literatüründe “dondurulmuş sorunlar” olarak tanımlanan bu sorunlar her an patlama, sıcak bir çatışmaya dönüşme özelliğine sahip. Emenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunundan tutun da İngiltere ve Arjantin arasındaki Malvinas adalarına, Vietnam ile Kamboçya’nın sınır anlaşmazlığından Japonya ve Çin’in paylaşamadığı Pasifik adaları ile Dayton anlaşmasının böldüğü Bosna Hersek’e kadar dondurulmuş yirmiden fazla sorun sıralanabilir.

•  •  •

Asya’dan Avrupa’ya, Amerika’dan Afrika’ya kadar hemen her kıtada çatışmalar yaşansa da soğuk savaş sonrası dönemde bunalım ve kriz alanlarının İslam coğrafyasında yoğunlaştığı dikkatlerden kaçmıyor. Orta Asya’dan Kafkasya’ya, Kuzey Afrika’dan Arap Yarımadası’na kadar uzanan bu coğrafya krizlerin merkezi konumunda. “Arap Baharı” adı verilen emperyalist restorasyonun ardından birdenbire hayatımıza zuhur eden IŞİD, El Nusra, İslami Cephe gibi El Kaide türevi örgütler -ki bunlara Boko Haram gibi örgütleri de dahil etmek gerek- İslam coğrafyasını mezhep ve etnik boğazlaşmanın av sahasına dönüştürmüş bulunuyor.

Yirminci yüzyıl bir savaşlar yüzyılıydı. Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Vietnam, Kore, İran-Irak, Körfez Savaşları ve bu savaşlar kadar önem arz eden dünyanın ikiye bölündüğü Soğuk Savaş dönemi. Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra ise milliyetçilik, mezhep farklılıkları, etnik köken gibi kimliklerin tüm dünyada, ama özellikle de içsel çelişkilerini çözememiş coğrafyalarda çatışmalar doğurduğu bir döneme girdik. Başta Balkanlar olmak üzere eski Sovyetler coğrafyasında pek çok savaş yaşandı. Hâlâ da yaşanıyor

Kimlik sorunları sadece bir kısım Avrupa ülkelerinde-Çekoslovakya örneğinde olduğu gibi- kansız çözülebildi.

•  •  •

Her bir çatışma, sorunun tanımı, ortaya çıkışı, gelişimi gibi konularda farklılıklar arz ediyor. Küresel aktörlerin bu sorunlardaki fonksiyonu, sorunun devam etmesindeki katkılar birbirinden farklı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Haziran 2014 verilerine göre savaş, işkence ve kötü muamele nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan insan sayısı 2013 yılı itibariyle tüm dünyada 50 milyonu aştı. Mülteci sayısı bir önceki yıla oranla 6 milyon artarak 51,2 milyona yükseldi. Bu rakam 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviye. Özellikle Suriye, Irak, Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya ve Güney Sudan’daki çatışmalar mülteci sayısının artmasında önemli bir etken.

Tarihin sonunu ilan ederek kapitalizmin mutlak zaferini ilan eden liberal söylemlerin aksine yirmi birinci yüzyıl barışa yelken açan bir yüzyıl olmadı. Araştırmalar dünyadaki savaşların sayısının son on yılda iki kattan fazla artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Alman Heidelberg Uluslararası Çatışma Araştırmaları Enstitüsü’nün (HIIK) araştırmalarına göre barışçıl dünyaya doğru bir gidiş eğilimi söz konusu değil. 1991 yılından beri “çatışma barometresi” adı altında dünyadaki krizler, çatışmalar ve savaşlar üzerine araştırmalar yapan enstitünün çalışmalarına göre 1945 yılından bu yana tüm dünyada savaşların sayısı son yıllarda zirve yaptı. İncelenen vakaların birçoğunda ülke içi çatışmalar söz konusu. Bu vakaların Ortadoğu ve Afrika’da yoğunlaştığını belirten enstitü başkanı Christoph Trinn “Arap Baharı”na bağlı olarak bölge ülkelerinin adeta kaosa sürüklendiğini vurguluyor.

 Sıcak çatışmalar, “dondurulmuş sorunlar” derken dünya halklar açısından her geçen gün daha fazla yaşanamaz hale getiriliyor. Bu arada içsel çelişkilerini giderememiş Türkiye’nin kendi “dondurulmuş sorunlar”ı da yavaş yavaş ısınmaya başlıyor. Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına saplayan da ABD’nin bölgesel taşeronluğunu üstlenen AKP’nin bu sorunları küresel güçlerin kullanımına sunması oldu. Bataklık, Erdoğan-Davutoğlu ikilisi sayesinde gün geçtikçe daha fazla Türkiye’yi içine çekiyor.