Dönme Dolap: Woody Allen’ın Bitmeyen Hesaplaşması
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
Allen filmlerinde aynı temalar işlenir. Tuhaflık bunda değil, Woody Allen’ın hayatında var. Bilindiği üzere kendisi karısının evlatlık kızıyla evli

Woody Allen hemen hemen her yıl bir film yapıyor. Bu filmlerde de genellikle en iyi oyuncular oynuyor. Kimisi başarılı, kimisi vasat bulunuyor. Geçenlerde, yaygın kanıya göre Allen’ın en iyi filmi olarak kabul edilen Anny Hall’u yeniden seyrettim ve son derece başarısız buldum. Galiba Woody Allen kendisinin de geçmişte kabul etmiş olduğu gibi vasatlığın ötesine çok çok az geçti. Son dönem filmlerinin en beğenilenleri bile bence en fazla vasattı.

Dönme Dolap için de aynı sıfatı kullanacağım: Vasat, hatta gereksiz bir film. Allen, karakterlerden birinin anlatıcılığı da üstlendiği Dönme Dolap’ta sanki Brechtyen bir şeyler yapmak istemiş. Doğrudan seyirciye hitap eden bir anlatıcıyla, tiyatro tabiriyle dördüncü duvarı yıkmış, özdeşleşme sürecini sekteye uğratmış. Oyunculuklardaki tutukluk da bu yaklaşımın bir sonucu mu yoksa yönetmenin başarısızlığı mı bilemedim. Film, ince ayrıntılardan yoksun ve henüz kabası yeni çıkmış bir senaryodan yola çıkılarak yapılmış gibi. Brechtyen ya da değil, sonuç iyi olmamış. Çünkü filmin bu yöntemle bize fark ettirdiği bir şey yok. Ya da ben fark etmedim. Bir kişilik defosu olan kadın karakterler ve onların trajik hayatlarına dolanaNn, görece masum erkeklerin hikayesinde yeni bir şey yok. Ama önce biraz konudan bahsedelim. Filmin anlatıcısı ve kilit karakterlerinden biri olan Mickey (Justin Timberlake) bir yandan Coney Island adlı New York’un bir zamanlar en gözde plajında (ve eğlence merkezinde) cankurtaranlık yapıyor. Dönem 1950’ler. Ginny (Kate Winslet) ve Humpty (Jim Belushi)ise 10 yaşındaki piromanyak çocuklarıyla Coney Island’da tam da dönme dolabın karşısındaki bir evde yaşayan bir çift. Humpty ismi de gerçekçi olamayacak kadar tuhaf aslında. Türkçede Yumurta Kafa olarak bilinen çizgi film kahramanı Humpty Dumpty’yi hatırlatıyor. Brecht etkileri mi yine? Neyse, Humpty bir atlı karınca işletiyor Coney Island’da. Ginny ise geçmişte ilk kocasını aldatmasının ve adamın kendisini terk etmesinin acısını yaşıyor hâlâ. Bir de eski oyunculuk günlerinin hatıralarına yanıyor. Derken Ginny’yle Mickey arasında bir aşk başlıyor. Ginny yine aynı hatayı yapıyor, yani kocasını aldatıyor. Tam bu sıralarda da Humpty’nin 5 yıldır habersiz olduğu kızı Carolina (Juno Temple) çıkıp geliyor. Carolina, Woody Allen’ın düşkün olduğu muhtaç kadın karakterlerin tipik bir örneği. Biraz akılsız, dağınık, mutlaka çocuksu ve tabii ki güzel. Mighty Aphrodite (Sevimli Fahişe) ya da Whatever Works (Kim Kiminle Nerede) bu tip kadın karakterlerin olduğu Allen filmleri olarak ilk aklıma gelenler.

Carolina’nın devreye girmesi hemen akılda soru işaretleri oluşturuyor çünkü Mickey ile Carolina yaş itibariyle birbirlerine çok daha uygunlar. Kate Winslet Justin Timberlake için fazla yaşlı. Beklenen oluyor tabii. Fakat bütün bunlarda can sıkıcı bir şeyler var. Olan bitende Allen’ın kişisel yaşamının izlerini görmek mümkün çünkü. Bunda da bir tuhaflık yok. Sanatçı elbette yaşadıklarından esinlenecektir ki zaten bütün Allen filmlerinde aynı temalar işlenir. Tuhaflık bunda değil, Woody Allen’ın hayatında var. Bilindiği üzere kendisi karısının evlatlık kızıyla evli. Aynı zamanda eski karısı Mia Farrow tarafından bir başka kızı taciz etmekle suçlanmışlığı var. Mickey sevgilisinin üvey kızıyla çıkmaya başlayınca akla doğal olarak Allen’ın Mia Farrow’un evlatlık kızıyla birlikte olması geliyor. Bununla da sınırlı değil. Filmde, Humpty’nin kızına olan duygularının babanın kızına olan sevgisinden çok bir aşığınkine benzedikleri söyleniyor. Freud ve Ödipal karmaşa gibi temalar aklınıza geldiyse yanılmadığınızı göstermek için Allen bize “Hamlet ve Ödipus” adlı bir kitabı da gösteriyor.

Sanki Allen, dünya aleme “benim yaşadıklarım çok normal şeyler” demek için film çekiyor. Ama o bunu ne kadar açık bir şekilde söylerse o kadar da çok tepki çekiyor. “Dönme Dolap”ın en çok eleştirildiği yer de gerçekle bu benzerliği oldu. Taciz olaylarının sinema dünyasını salladığı bu günlerde, kimsenin Allen’ın baba-kız aşklarını normalleştirmeye çalışmasını çekecek hali yok.

Oyuncular içinde Winslet’e övgüler düzenler oldu. Beni oyuncuların hiçbirisi çok etkilemedi. Yine de görüntü yönetmeni Vittorio Storarro’nun özenli çalışması filmi belirli bir seviyede tutuyor.