Dört dağ içinde sinema…

“… Yeryüzünde doğanın insan müdahalesi ile yok edilme hoyratlığına karşı, Dersim, evrenin yasalarından yana tavır alınan; hayvanları, ağacı, dağı, toprağı, suyu ile insanı bir ve eş değer görerek rızalık kenti olma prensibini benimsemiştir. Bu yaklaşımından dolayı geçmişinden günümüze “uygarlık ve medeniyet” söylemi içinde defalarca baskına uğrayan Dersim, 1938’de son büyük katliamla onbinlerce insanını kaybetmiş ya da sürgüne gönderilmesine tanıklık etmiştir.  Günümüzde ise “doğal kaynakların kullanımı” olarak nitelendirilen HES-ler ve barajlarla yaşamın kaynağı olan ekolojik dengesine müdahale edilmekte ve yeni bir insanlık suçu ile karşı karşıya kalmaktadır.” diyor, Belediye başkanı Edibe Şahin… FilmFestivali-ni anlatırken. “İnsan Hakları kapsamında gerek kendi sorun alanlarını gerekse de dünyanın dört bir yanında benzer uygulamalara maruz kalan insanların öykülerini dile getiren filmleri buluşturmayı bir sorumluluk olarak görmekteyiz”.

*

Belgesel – imgesel – kısa filmler… Çocuk filmleri dört ayrı mekanda gösteriliyor. Akşamları açık hava sineması…Bir avuç insan koşturup duruyor aksamasın bir şey diye. Çocuklar için sinema atölyeleri, paneller… film sonrası sohbetler… geziler.

‘Hani sinema salonu olmayan bir kentti’ diyecek birileri. ‘Talebi, gülümserliği, meraklı gözleri, doğru soruları, içtenliği, sevgisi, gerçekleştirme isteği var’ karşılığını vereceksin. Hiçbir mali kaynağı, desteği olmasa da… Yetmez mi. Kendini ifade etmenin, dünyalı olmanın, ortak aklı kurmanın, anlamanın, hayatı savunmanın bütün hallerinin mayası orada. Ama insan olmanın, ırmak olmanın yollarının kesildiği bir dünya bu. Çoraklaştıkça kırmızı halılar hovarda bir şaşaa ve her tür gürültüyle seriliyor hayatımıza.

Öyküler birbirine karışıyor. Munzur dingin ve büyülü. Kendisinin dışındaki herkesi hocası belleyen bir insan tavrının kıyısında, çayın tadını çıkarmaya çalışıyorsun. Gölgelerde, kovuklarda, su kıyısında bir tarihin hafızası insanlığın hallerine kardeşlik ediyor sanki, bilgelikle. Hele bir Ermeni yönetmen olan Beknazaryan’ın 1920’lerde, bir Yezidi – Kürt kızı Zara’nın aşkını anlattığı sessiz filmine, Sedat Anar’ın santuru eşlik ederken…

Hüzünler, özlemler akıyor. Hep o gencecik öğretmen kızın dağların ötesine bakan gözleri…

Uzaklarda, HES-lere karşı direniş çadırında, nöbette Dersim’liler. Yağmur yağıyor. Bir panzer geçiyor gıcırtıyla müziğin ve aşkın ortasından.

Dört dağ içinde düşler birikiyor her şeye rağmen.

BİZİ TAKİP EDİN

360,147BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,515TakipçiTakip Et
7,994AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL