Dört köşe
ÖZLEM KÜÇÜK ÖZLEM KÜÇÜK
Futbolun klişe manşetleri vardır. Bazı maçlardan sonra ertesi gün atılacak başlığı tahmin etmek hiç zor olmaz

Futbolun klişe manşetleri vardır. Bazı maçlardan sonra ertesi gün atılacak başlığı tahmin etmek hiç zor olmaz.

Bir takım dört attığında “Bilmemkim dört köşe”

1-1’lik maçtan sonra “1-1’lerini üzmediler”

Yağmurlu havadaki gollü galibiyet için “Gol oldu yağdı”

Antep galibiyetlerinde “Fıstık gibi 3 puan”

Rize galibiyetlerinde “Rize’de beş çayı”

Ligin sonuna yakın öneli bir galibiyetse “Şampi…”

Bir de transfer dönemi klişeleri var: “Bilmemkim bitti gibi” “Fener sambacının kapısını çaldı” “Tangocu Kartal’a göz kırptı” “Messi hayırlı olsun!”

Galatasaray’ın önce Arsenal’den sonra da Borussia Dortmund’tan dörder gol yemesiyle  “dört köşe” olan biz olmayınca  insanın canı başlıklara bakmak bile istemedi. Ama ister istemez böylesi bir tesadüf sonrasında atılacak başlıkları düşünmeden edemedim. Fakat yabancı basın klişeler konusunda bile bizim kadar yaratıcı değil.

İki mağlubiyet arasına giren derbi galibiyeti biraz yüz güldürse de dört gol, taraftarın psikolojik sınırını geçen bir sayı. “Yenildik ama ezilmedik” bilmeyene her ne kadar klişe bir laf gibi gelse de aslında doğrudur. Sadece taraftarın sezebildiği bir ezilme sınırı vardır. Her zaman skora yansıması da gerekmez. Öyle maçlar olur ki 2-0 biter ve siz üzerinizden kamyon geçmiş gibi hisseder; dakika sayarsınız “hoca bitirsin” diye… Ya da tam aksi öyle maçlar olur ki sadece bir gol atmanıza rağmen beş atmış kadar tatmin olursunuz.

Son iki Avrupa maçı eminim her Galatasaraylıyı yıprattı. Bu mağlubiyetlerin ağırlığını bir süre taşıyacağımıza eminim. Fakat dört kâbusu devam ederken Beşiktaş, Partizan karşısında 4-0’lık galibiyetle dördün lanetini biraz olsun kırdı. Bu sene Slaven Bilic’i de Beşiktaşlı oyuncuları da izlemek keyifli oluyor… Fakat ben bir süre “1-0 olsun bizim olsun” ruh haliyle gezeceğimden eminim.

***

Totem

Futbolseverin totemi olur. Bazıları ritüel hale gelir bazılarıysa anlık çıkar. Uğurlu forma, çorap; maça giderken, evden çıkmadan, stada girerken ya da maç sırasında yapılanlar… Futbolsever olmayana anlatmak zor. Mantıklı düşününce inanın bize de çok saçma geliyor ama o an öyle değil… Uğurlu atkısını, formasını yıllardır yıkamadan giyen insan da var, stada sağ ayağıyla giren, maç sırasında yer değiştiren, arkasını dönen, belli aralıklarla tuvalete giden de…

Benim de kendi çapımda totemlerim ve ritüellerim var elbet. Şimdi burada sayıp rakibe koz vermek istemem. Ama formaların uğurları olduğuna inanırım. Yıllarca ceza verdiğim, maça götürmediğim formalarım var mesela ya da uğursuzluğunu geçirmek için giymeden yanımda stada götürdüğüm formalar. Büyük maçlara sıfır forma giymem zira o riske girmek istemem. Fakat Arsenal deplasmanında  hangi formayı giymem gerektiğine karar veremeyince evden çıkıverdim ve yanıma almayı unuttum. Daha sonra gelen arkadaşımdan yeni forma istedim. Yeni tanıştığım forma ile maça gitmenin tedirginliği ile gittim maça. Dört yiyince kendimi totemime daha da inandırıp geri döndüm. Lanetli formaya ne yapsam diye düşünürken bir şans daha vermeye karar verdim ve Dortmund maçında da giydim. Giderken kendisiyle yaptığım kısa konuşmada; bu şansın kıymetini bilmesini, normalde yapmayacağımı ama bir daha 4 yersek kendisini yakacağımı nazik bir dille anlattım. Aşikâr ki dinlemedi! Şimdi forma düşünsün diyorum!