Dresden’den Antalya’ya, değişen ne?
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

2000’li yıllarda İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde olmak üzere çok sayıda İslam karşıtı örgütlenme ortaya çıkar. Stop Eurabia da bunlardan biri; Avrupa’nın İslamlaşmasına tepki olarak ortaya çıkmış bir internet örgütlenmesi. Bu ismi yazıp taradığınızda karşınıza çıkan videoda AB marşı eşliğinde AB bayrağındaki 12 yıldız tek tek yerini alır. Sonra kurşun sesine ilahi eşlik eder ve yıldızlar genellikle İslam ülke bayraklarının sembolü olan ay-yıldıza dönüşür. 12. kurşunla birlikte AB bayrağı sönümlenir, yani Batı çöker.

İlk başta 300 kişilik bir topluluk olan PEGIDA’nın (Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) nasıl olup da her hafta misliyle artarak 20 bin kişiyi alana çektiğini merak edenlere Fransız nüfus bilimci Raphael Liogier’in “İslamlaşma Efsanesi- Kolektif bir anksiyete üzerine deneme” adlı kitabına bir göz atmalarını öneririm. Yazar, Avrupa’daki Müslüman karşıtlığını, Müslüman nüfusun artışından ziyade görünür olmasıyla, “ötekinin küreselleşmesi”yle açıklıyor. Küreselleşmeyle birlikte ivme kazanan demografik hareketlenme, elbette Avrupa’da Müslüman nüfusun artmasına yol açıyor fakat esas olan nesnel bir nicelik olan ötekinin ortaya çıkması. Görünürlüğü sağlayan ise, atalarının maruz kaldığı muameleye tanık olan mülteci ve işçi çocuklarının (genç Müslümanların) öfke patlaması. Yazara göre bu durum, Batı devletlerinde ulusa adını veren nüfus içinde tedirginliğe yol açıyor ve karşı örgütlenmeleri tetikliyor.

Kitap, aslında Avrupalıların yersiz bir endişe (anksiyete) içinde olduğunu söylüyor. Birçok yeni istatistikle Avrupa’ya yerleşen Müslüman nüfusun sanıldığı kadar çoğalmadığını, Müslümanlardaki nüfus artışının, yerleşik nüfusla hemen hemen aynı oranda olduğunu kanıtlıyor. Dahası Avrupa’daki Müslümanların seküler tercihlere yöneldiğini iddia ediyor. Bu kitabı okuduğumda yazarın birçok tezinin doğru olduğunu düşündüm. Batı’nın yersiz bir endişe içinde olduğu fikrimi değiştirmedim fakat Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı öncesi Fransa’nın Lion kentindeTürkiyeli işçilere hitaben yaptığı konuşmayı dinleyen bir Avrupalı olsaydım bu fikrimi koruyabilir miydim emin değilim. Erdoğan o konuşmasında, Türk kökenlilere en az üç çocuk yapmaları ve Fransa vatandaşlığına geçmeleri çağrısında bulundu. Erdoğan’ın Türkiyeli işçilere çağırısı, Fransa’daki siyasi sürece müdahil olmaları için değil “elçisi” oldukları Türkiye içindi.

Batı’daki İslam karşıtlığı, dinsel/kültürel uyuşmazlık sonucu ortaya çıkmış değil. PEGIDA dahil tüm İslam karşıtı hareket ve söylemlerde göçmenlerin iş, gelir, sosyal güvenlik ve siyasete ortak olmalarına itiraz var. Avrupalı’nın “ötekisi” Müslümanlara karşı yaptığı nı Türkiye’de Müslüman Müslüman’a karşı yapıyor. Antep’te, Urfa’da son olarak Antalya’da “ucuz çalışarak işimizi elimizden alıyorlar” gerekçesiyle Suriye’li mültecilerin evinin basılması, otomobillerinin tahrip edilmesi, evlerinin kundaklanması ve daha da vahimi valinin bin 500 sığınmacıyı il dışına sürme kararı PEGIDA hareketinden farkı ne? Biri, Batı’nın İslamlaşmasına karşı, öteki Antalya’nın Suriyelileşmesine… Gerçi ikisi arasında fark yok değil! Avrupa’da devlet şeklen de olsa Müslümanları korumaya, olası saldırıları engellemeye çalışırken bizim devlet mağdura sürgün belgesi tebliğ ediyor.

• • •

Bizim son derece bilim yapmaya müsait bir dilimiz varken bir gece yattık kalktık o dilimiz yok.” Erdoğan bu lafı öfkelenelim, tepki verelim diye etti. Amacı rakiplerini çileden çıkarmak, mantıksız tartışmalar içine çekerek zihinsel faaliyetlerini engellemek. A. Dilipak Cumhuriyet dönemini kastederek “O gün neyi değiştirdilerse bugün onu yeniden ihya ve inşa etmeliyiz” dedi ya aklına ilk gelen dil oldu. Yarın takvimi, öbür gün ölçü birimlerini, ardından kadınların seçme seçilme hakkını gündeme getirecek. Evet, bu adama laf yetiştirmeyelim.